Ruh Kardeşliği 6
Yenibosna’nın çıt çıkmayan ıssız sokaklarında saatlerce karmaşık düşünceler içerisinde dolaştı. Bu güne kadar neyi arzu ettiyse hep yarım kalmış, yaşantısına hep birileri müdahale etmişti. Bu yüzden giriştiği hiç bir işte başarılı olamıyordu. Şimdi yine karşısında hoşlandığı biri vardı. Ondan hoşlanıyordu, ama yine çıkmaza girmişti. Kendi ailesi ve Emel’in aile yaşantıları tamamen zıt bir yapıdaydı. Kendisinin kafa yapısı, yaşantısı, tamamen farklıydı. Emel her ne kadar Ömer’e yaşantısında değişiklikler yapacağını söylese de, Ömer bunun ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyordu.
Güneşliye geldiğinde Kadir ile buluşup Mahmut Bey yolunda yürümeye başladılar.
— Kadir kızacağını biliyorum ama ben dün Emellere gittim.
— Tahmin etmiştim nereden icap etti?
— Hafta sonu doğum günü varmış onun için. Sana bir şey söylemedi mi?
— Söyledi, konuşmamızdan sana bahsetti mi?
— Hayır bahsetmedi.
— Yarın kandil Ömer, kandilde gidip doğum günü partisi mi kutlayayım. Hem bazıları benim gelmemi istemiyormuş. Ama benim için arkadaşlarına gelme demesinin sebebini de, dünkü Emel’lere gidişinden sonra anlamış oldum.
— Kadir ben de çok düşündüm ama elimde değil neden böyle davrandığımı da bilmiyorum.
— Nasıl istersen Ömer, bana sorarsan ben gitme derim. Olayın yönü değişik boyutlara gidiyor.
— Bilmiyorum Kadir inan bilmiyorum.
Ömer ile Kadir bir süre konuştuktan sonra ayrıldılar…
Pazar sabahı Ömer erkenden kalkıp Eyüp ile buluştu. Daha sonra çiçekçiye giderek bir çiçek yaptırıp yola çıktılar. Güneşliye geldiklerinde Emel onları kapıda karşılamıştı:
— Hoş geldiniz, gelmeyeceksiniz diye çok korktum.
— Hoş bulduk gördüğün gibi işte buradayız.
— Buyurun yukarı çıkın.
Yukarıya çıkıp oturdular, bir süre sonra beklenen misafirler gelmişti. Pastalar yenmiş, eğleniyorlardı.
Emel’in oradaki erkek arkadaşlarla aşırı samimi olması, onlarla dans etmesi Ömer’i kızdırmıştı. Ömer partiye gitmek istemişti. Gittiğinde orda olanlar kendisiyle çatıştığından orada herkes eğlenirken o bocalama içerisindeydi. İlerleyen saatlerde Emel’in annesi, Pakize Hanım da gelmişti. Bir süre sohbet ettikten sonra oradan ayrıldılar...
Ertesi gün Ömer’in doğum gününe gittiğini öğrenen Kadir büyük bir öfke ile Ömer’in bulunduğu kata çıktı.
— Ömer ben senin partiye gitmeyeceğini sanıyordum.
— Sana söylemiştim.
— Seni anlamıyorum, üç ayların büyük bir bölümünü oruç ile geçiriyorsun, bir çok kişi seni örnek alıp namaz kılmaya başladı. Sen Kandil günü oruç tutmuyorsun ve üstelik danslı, bir partiye gidiyorsun.
—Ben ne yaptığımı biliyorum.
— Sana ne oldu böyle? Bence sen ne yaptığını bilmiyorsun kardeş.
— Bana bir şey olduğu yok, olayları fazla abartıyorsun o kadar.
— Keşke öyle olsaydı. Keşke olayları abartan, yanılan tek ben olsaydım. Herkes seni konuşuyor, neler yaptığını, şarkıları dansları konuşuyor.
— Kadir yeter.
— Yetmez, hani ona İslam’ı öğretecektin, hani onun için uğraşıyordun. Yazık sana.
Ömer Kadir’e cevap vermeden sinirli bir şekilde oradan ayrıldı. Bir süre düşündü...
Kendine ne kadar çıkar yol arasa da sonunda Kadir’i haklı buluyordu. Kadirin yanına dönerek Kadir’e sarıldı.
— Kardeşim düşününce sana hak verdim, bana darılmanı istemiyorum.
— Yok, neden darılayım ki, arkadaşlar alaylı bir şekilde senden bahsediyorlar moralim bozuluyor. Biliyorum, çünkü her iki kültür bir anda yaşanmaz. İnan ki, sonunda üzülen sen olacaksın. Bu beni de üzecek. Ahret’i düşünmeyen insanlar, yok ettikleri insanların hayatları üzerinde sadece bir an düşünüp, büyük umursamazlık içinde yoluna devam ediyorlar. Senin bu duruma düşmeni istemiyorum.
— Sağ ol kardeşim, beni uyardığın için Allah senden razı olsun.
Ömer akşam olduğunda odasına çekilip bu konuyu uzun uzun düşündü. Ona ayrılmak istediğini nasıl söyleyecekti…
Parkın hemen karşısındaki büyük binaya baktı ses oradan geliyordu. Binanın teras katında biri aşağıya düşmek üzereydi duvara tutunmuş asılı bir şekilde haykırıyordu. Üstü başı kanlar içerisinde bir genç kız neredeyse düşmek üzereydi. Dehşet içerisinde kalmıştı. Ömer ellerinden tutup onu çekmeye çalıştı. Görünmeyen bir güç onu kurtarmasını engelliyordu, aynı zamanda da onu aşağıya itiyordu. Görmediği, fakat uzun süre boğuştuğu bu gizli güç adeta kanını dondurmuştu. Dehşet içerisinde uyandı... Ertesi gece yine aynı rüyaya esir olmuştu. Yine aynı bina, aynı gizli güç, aynı mücadele ve aynı çaresizlik. O gece de düşecek olan kişiyi kurtaramamıştı. Uyandığında üzüntüsü ve merakı bir kat daha artmıştı. Üçüncü gece çok farklıydı, Ömer o gece kurtarmak istediği kişinin Emel olduğunu gördü ve Emel Ömer’in elleri arasında usulca kayarak boşluğa düştü. Emel aşağıya düşmüş, onun düşüşü ile o gizli güç de yok olmuştu. Uyandığında Emel’in Acı dolu feryadı hala kulaklarında çınlıyordu.
............Devam edecek......