Ruh Kardeşliği 7
Ömer yaşadığı gizemli olayların sırrını çözmeye başlamıştı. Kısa süre içerisinde elde ettiği saygınlığını, birilerine bir şeyler öğreteyim derken kaybetmişti. Allah’ın ona bahşettiği ortamların hakkını verememişti. Gayesi bir gül olmak, koklandığında herkesin bir şeyler alabileceği örnek bir insan olmaktı ve o gül fani bir sevda uğruna tekrar bataklıklarda solmaya bırakılmıştı. Ömer, yaşadığı İslami ortamdan uzaklaşmıştı. Etrafında dolanan insanları bırakıp, gönül işleri ile meşgul oluyordu. Kadir’in iş yerinden ayrılıp mağazaya geçmesi, Faruk usta ile olan geçimsizlik ve Emel’in Ömer’i elde ettikten sonraki değişimi Ömer’i içinden çıkılması zor bir duruma sokmuştu. Uzun zamandır evdeki odasına kapanmıştı. Öylece pencerenin pervazına dayanarak ne kadar zaman kaldığını, gecenin zifiri karanlığına bakıp hayatın anlamsızlığını, aşkını ve Emelsiz geçecek bir ömrün bağlayıcı yanlarını düşündü. Ömer hiç bu kadar çaresiz kalmamıştı. Seviyordu, fakat bu sevgisini içinde gizlemek zorundaydı. Ailesinin Emel’i kesinlikle kabul etmeyeceğini bildiği için bu durumu bir daha ailesine açmak istemiyordu. Ömer’in yaşadığı sıkıntılar, içinin oyuklarına hapsettiği sevgisi kimin umurundaydı ki. Ömer, bu labirentin içinden bir türlü çıkamıyordu. Ne ailesini karşısına almayı göze alabiliyordu, ne de Emel’e duyduğu büyük sevgisini içinden söküp atabiliyordu. Ömer istemeyerek de olsa işten ayrılmıştı. Kısa bir zaman sonra evlerinin bulunduğu sokakta kendine bir iş bulmuştu. İş yerinde kimse ile konuşmuyor, her anında Emel’i düşünüyordu. Demek ki aşk buydu, en azından kendisi için böyleydi. Korkulacak, utanılacak bir şey değildi. Seviyordu ve bu sevgi onu daha da güçlü kılıyordu… Emelden hiç bir haber yoktu. Ömer çalıştığı iş yerine kapanmış, bu olaylardan kendini sıyırabilmek için formüller arıyordu. Bazen günlerce iş yerinden çıkmadığı oluyordu. Bir akşam saatinde yine tek başına iş yerinde otururken kapının çalındığını fark etti. Kapıyı açtığında Kadir karşısında duruyordu.
Kadir dona kalmıştı. Bu Ömer’ miydi? Karşısında, her zaman gülen, bütün dertlerle alay eden o kişi yoktu. Kardeşini yalnız bırakmış, yanında yer alamamıştı. Gerçi gönül yarasına nasıl derman bulunursa.
— Ömer ne bu halin, ne oldu sana böyle?
— Hoş geldin kardeş, gel içeri.
— Nerelerdesin, ne yapıyorsun?
— Gördüğün gibi buradayım işte.
— Adam bir sorar be kardeşim.
— Vaktim olmuyor Kadir, hem oralara gelmek istemiyorum artık.Yeterince aşağılandık zaten.
— Beni boş ver arkadaşlar ne yapıyorlar?
— Ne yapsınlar, ara sıra uğruyorum iyiler. Faruk ustayı da kovdular biliyor musun?
— Hayır, bilmiyordum. Başkalarının ah’ını alırsa böyle olur işte.
Ömer’in ses tonu değişmişti. Kendini zorladı boğazı düğüm düğüm olmuştu bir anda. Zor bela şu sözler çıktı ağzından:
— O ne yapıyor?
- ………..
— İyi mi?
— Boş ver onu. Ömer sana çok kızıyorum beni hiç dinlemedin. Bari bu sefer dinle, artık sil şunu kafandan.
— Elimde değil ki Kadir, çok uğraşıyorum ama bir türlü beceremiyorum. Uykularımda bile beni rahat bırakmıyor, ne yapacağımı bilmiyorum.
— Sanki sen onun çok umurundasın, adamın kafasını bozma.
— Ne demek istiyorsun.
— Ne olacak bunu sana söylememek için uzun zamandır yanına gelmiyorum. Geçenlerde iş yerine gittim, baktım Emel hanım parkta tanımadığım bir herifle beraber. Sen onun umurunda bile değilsin bunu neden anlamak istemiyorsun. Boş ver Ömer bırak ne yaparsa yapsın. Haydi, kalk da dolaşalım biraz...
Saat epey ilerlemişti. Uzun bir yürüyüşten sonra Mahmut Bey yoluna gelmişlerdi. Ravza marketin önüne geldiklerinde. Kadir:
—Ömer bu yollar sana bir şey hatırlatıyor mu?
— Sorma, ben de aynı şeyi düşünüyordum. Şu Ravza marketi görünce bir anda geçen günlere döndüm.
— Ne günlerdi ama. O zaman ki halimizi düşün, bir de bu gün ki halimize bak.
— Haklısın kardeşim, görüyor musun bizi ne hale getirdiler.
— Henüz geç kalmış sayılmayız. Toparlanacağız inşallah.
— İnşallah Kadir inşallah. Aklıma ne geldi biliyor musun?
— Ne geldi?
— Hani bir rüya görmüştüm ya, hani şu kuafördeki.
— Aman anlatma, ne zaman anlatsan titremeye başlıyorum.
— Dur bir dakika, diyerek Kadir’in tüm ısrarlarına rağmen rüyayı anlatmaya başladı. O eli kılıçlı adamı ve kafasının kopartılışını anlatıyordu ki, Kadir Ömer’in sözünü keserek hemen yan taraftaki boş inşaatı gösterdi:
—Ömer hep buralarda anlatıyorsun, diyerek sol yanında bulunan boş inşaatı göstermek için döndüğünde, birden iki eli ile yüzünü kapatıp:
— Aman Allah’ım, bu da ne?
— Ne oldu Kadir! Ne oldu?
— Bakamıyorum, orada bir şey var, diyerek hızlı adımlarla oradan uzaklaşmaya başladı...
Ömer dehşet içerisinde, başını Kadir’in bakmaya cesaret edemediği yere çevirecek gibi oldu. Başını çevirdiğinde, sanki yıldırım çarparcasına şiddetli bir tokat indi yüzüne. Yanında kimse yoktu…
Ömer olduğu yere çakılıp öylece kalakaldı. Korku içinde Kadir’e seslendi:
— Kadir ne oluyor bana?
— Bilmiyorum, bilmiyorum.
— Bana bak Kadir bana yardım et.
— Bakamıyorum orada bir şey var, diyerek oradan biraz daha uzaklaştı. Ömer zor bela bir kaç adım atabildi. Kaldırımın kenarına oturup öylece kalakaldı. Daha sonra Kadir toparlanıp Ömer’in yanına geldiğinde Ömer hala titriyordu, göz bebekleri az önce yaşadığı dehşeti tüm çıplaklığı ile ortaya serercesine irilmişti. Kadir birkaç dua okuduktan sonra Ömer’in koluna girerek onu bulunduğu yerden kaldırarak ağır adımlarla yürümeye başladılar…
Ömer yavaş kendine geliyordu, bunu gören Kadir:
— O neydi Ömer?
— Bilmiyorum Kadir, yüzüme öyle bir tokat indi ki, beynimde şimşekler çaktı. Acısını hala hissediyorum.
Bir süre konuştuktan sonra Kadir bir arabaya binerek evin yolunu tuttu. Ömer hala olayın şokundan sıyrılamamıştı. Kafasında bir yığın soru ile eve doğru yürümeye başladı.
Allah şahittir ki yaşadık,
yaşadık acıların en büyüğünü
Beraber gördük kâbusların en korkuncunu
Ve beraber öldük, beraber dirilmek için.
Sevdik, sevdik biz de bir zamanlar
Sevdik, hem de deli gibi divane gibi
Sevdik sevdayı gözümüz kara
Yaşadık sevdayı hem de hasını.
Ve beraber dağıldık, aşktan ne tokatlar yedik
Bıkmadık, yorulmadık, uslanmadık
Rahman dan da bir tokat yedik….
Aradan aylar geçmişti. Ömer yaşadığı kötü günleri ve yaşanan gizemli olayların kalıntılarından bir nebze olsun kurtulmuş, tekrar eski günlere dönebilmenin mücadelesini veriyordu. Artık bu olaylardan kurtulmak ve zorda olsa Emel’siz geçecek bir ömre kendini alıştırmaya çalışıyordu…
-SON-