Ruslan RamzanovRuslan RamzanovRUSLAN RAMZANOVTakvimler 15 Kasım 1944’ü gösteri gösteriyordu. Dışarıda mütiş bir tipi vardı. Kar diz boyu olmasına rağmen insanlar evlerine giremiyorlardı. Her kapının önünde put gibi nöbet tutan iki asker direnen herkesi hemen oracıkta kurşuna diziyordu. Bu yüzden Terek nehri günlerdi kan ağlıyordu. Ruslan Ramzanov ise o günlerde 13–14 yaşlarındaydı. Babası Rus ordusunda asker olduğu için annesi ve iki kardeşine o bakıyordu. Evin yükü onun sırtındaydı. Çocukluğunu hiç yaşamamıştı. Evlerinde adeta bir aile reisi gibiydi. Evin tüm işlerini o evirip çeviriyordu. Bir taraftan çalışıyor, bir taraftan da yarım kalan okulunu dışarıdan bitirmeye çalışıyordu. Fakat aniden köylerini kuşatan karabasanlar Ruslan’ın tüm hayellerini alt üst etmişti. Toplandıkları meydana devasa bir demir yığını olan Rusların Kamaz marka kamyonlardan biri gidip biri geliyor, insanları kamyonlara bindirip bindirip karanlıkta bir yerlere götürüyorlardı. Kimin haddine “İnsanları nereye götürüyorsunuz?” diye soru sormak. Nihayet sıra onlara da gelmişti. Annesi Zarife Hanım ağlaya ağlaya iki evladını elinden tutmuş kamyona doğru yürüyordu. Ruslan annesine ve kardeşlerine yardım ederek kamyona bindirdi ve bir çırpıda atlayarak o da kamyona bindi. Nereye gittiklerini bilmiyorlardı. İzin verilmediği için yanlarında fazla bir şeyde alamamışlardı. Üzerlerini sıkı sıkı giyinmişler, kış günü ne olur ne olmaz diye de, ölmeden birkaç yıl önce ihtiyar nenelerinin özene bezene işlediği Çeçen yorganını almışlardı. Yolculuktu bu, nereye, ne zaman, nasıl sonuçlanacağı, nerede demir atılacağı belli olmayan bir yolculuk. Annesi ise büyükçe bir sepetin içine yol azığı olur diye erzak koymuştu. İyiki de koymuştu Ruslar zorla yolculuk yaptırmalarına rağmen yolda yiyecek hiçbir şey dağıtmamışlardı. Oysa ne kadar da insalcıldılar(!) kamuoyunda. İnsan için kurulmuştu(!) Sosyalizm. Uzunca bir yolculuktan sonra bindikleri kamyon bir binanın önünde durdu. Karanlıktan hiç bir şey görükmüyordu. Sadece bir kilometre uzaklıkta sokak lambalarının ışıkları seçilebiliyordu. Demir yığını kamyon firene basar basmaz herkeste bir hareketlilik başladı. Askerler kamyonun etrafını sarıp silahları silahsız masum insanları üzerine doğrultarak kamyondan inmelerini emrettiler. Ruslan çevik bir hareketle kamyondan inip kardeşlerine ve annesine yardım etti. Annesi Ruslan’a dönerek: “Oğul sen gençsin, diğerleri de bizim insanımız, onlara da yardımcı ol, içlerinde çocuklar ve yaşlılar var” dedi. Ruslan son kişi koymandan ininceye kadar tüm insanlara yardımcı oldu. İnsanlarda endişeli bir hal vardı. Havanında soğuk olasıyla çoğu titriyordu. Anneler sessiz sessiz ağlaşıyor, ihtiyarlar mırıldanarak dua ediyorlardı. Çocuklar ise hiç bir şeyin farkında değillerdi. Bu yüzden şaşkın şaşkın donuk gözlerle büyüklerine bakıyorlardı. Karanlığın yırtıcı sessizliğinde önde ilerleyen silahlı iki Rus askerinin arkasından ışıklara doğru ilerliyorlardı. Işıklara yaklaştıkça sesler artıyor, feryatlar duyuluyordu. Yüzlerce, belki de binlerce insan toplanmış hepsi de Ruslan Ramzanov ailesinin kaderini paylaşıyorlardı. Bir yerde “dur” emriyle yerlerinde mıh gibi çakılıp kaldıklarında tren istasyonuna geldiklerini anladı ve o an Ruslan’ın içini bir hüzün kapladı. Ya babası ne yapardı, döndüğünde eşini, çocuklarını nasıl bulurdu? Dönebilir miydi, yoksa dönemez miydi? diye içinden geçirdi ve “Allah kerimdir” dedi. Sessizliği bir askerin: “Sizde kalabalığın arasına katılın” demesi bozdu. Onlarda insanların arsına karışıp boş buldukları bir yerde beklemeye başladılar. Tan yeri yavaş yavaş ağarmaya başlamıştı. Güneş bu sabah hüzünle doğuyordu Kafkas dağlarına. Kızıllık adeta kan rengine bürünmüştü. Yırtıcı bir tren sesiyle kendilerine geldiklerinde mantar gibi her yeri Rus askerleri dolduruvermişti. İnsanları dipçiklerle zorla yük trenine bindirmeye başladılar. Herkes ağlıyordu. Ruslan’da dayanamayıp ağlamaya başladı. Annesi gözyşalarını silerek ağladığını belli ettirmeden: “Ne oldu oğul?” dedi. Ama nafile Ruslan cevap veremeden yere düştü. Annesisi Ruslan’ın üzerine abandı ve hıçkırıklar içerisinde: “Kalk oğul kalk, sen de ölürsen biz ne yaparız, bize kim sahip çıkar?” diye dövünmeye başladı. O da ölürse ne yapar, ne ederlerdi. O ailenin reisiydi baba Rus ordusunda askere alındığı günden bu yana. Oğluna bir bardak su içirdi, yerden kaldırdı ve: “Oğul sen böyle yaparsan kardeşlerin ne yapar, metin ol ve kardeşlerine sahip çık” dedi. İşte o zaman Ruslan kendine geldi. Gözlerinde kuruyan yaşı paltosunun kollarıyla sildi ve kardeşlerine sarılarak onların ellerinden tutup annesiyle beraber emredilen yük trenine doğru yürüdü ve trene bindi.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
22
Kasım
22
Kasım
22
Hayat Kaldırım Taşları Gibiymiş
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 45 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
21
Bu Bir Oyundu Aysel (2son)
• Ecem Çevikdil • Yaşamdan Hikayeler • 72 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
21
Kasım
5
Ocak
5
Ocak
5
Ocak
5
Nisan
22
Şubat
3
Mart
22
Nisan
22
Mart
19
Mart
22 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||