Sa`nın Gücü (18bölüm)Sa`nın Gücü (18bölüm)Kızgın çöl kumları üzerinde yürürken- her ne kadar kumların neredeyse çıplak ayaklarını eritecek bu sıcaklığını bir insan kadar hissetmese de- güneşin üstüne gönderdiği alev topu sıcaklığından iyice daralmıştı. Yorulmaya da başlamıştı. Aslında yorgunluğu tamamen ümitsizliğinden kaynaklanıyordu. Yolculuğunun üçüncü günündeydi ve o gün şafağa kadar kendi payına düşen kartalı bulup Salome’ye ulaşması gerekiyordu. İşte bunun imkansızlığı kendisini iyice yıldırmıştı. Her ne kadar kabul etmek istemese ve “ben başarırım” güdüsünü sağlam tutmaya çalışsa da artık başaramayacağını biliyordu. Fakat o kartal’ı bulacak ve zamanında olmasa da Salome’ye götürecekti. En azından bunu başarmak yarışmanın ileri etaplarında kendisine moral olabilirdi. Üstelik damarlarında akan hırslı Trome kanı, Tutanların arasında yetişmiş olmasının etkisiyle gurura dönüşmüştü.Bir konuda daha kendine dürüst olması gerekiyordu: bir kartal’ı nasıl kendisiyle gelmeye ikna edeceğini bilmiyordu. Düşünüp bir karara varıp, ikna yolları aramadığından değil elbet, sorun şuydu ki Kartal cinsinden bir kuşun neye benzediğini bile ancak tahmini söyleyebilirdi. Geniş kanatlı, öne doğru hafifçe eğik gagalı, keskin can alıcı bakışları olan iri kıyım bir kuştu – ansiklopedilerden okuduğu kadarıyla. Ancak yaşadığı Sunclif civarında herhangi bir Kartal’a ya da yuvasına rastlamamıştı. Gerçi Sunclif ormanının ardındaki kayalıklarda yaşayan bir Kartal olduğu söylenirdi ama oraya kadar hiç gitmemişti. Oraya gidebilmesi için şimdiki kadar uzun süre yürümesi, Kartal’ın bulunduğu kayalıklara tımanması ve şansı varsa Kartal’la müşerref olması gerekti-ki bu okuldan ve Baştutanın gözetiminden dört-beş gün ayrı kalmak demekti. Daha ilk yarım saatte yokluğunu hisseder ve peşine adam takarlardı, bu küçük macerada başlamadan biterdi. Bu yüzdendir ki Sunclifin ardındaki dünyaya fazla açılamamıştı. Hafifçe esen yelde – esen yelin sıcaklığa herhangi bir sektesi olmuyordu – kumlar dalgalar halinde havalanıyor sonra başka bir yere yerleşip, gelecek ikinci bir esintiyi bekliyorlardı. Melores de kum taneleri kadar hafif olabilmeyi isterdi, havalanıp başka bir yere konabilmeyi. Rüzgarın içine dalıp onunla birlikte hareket edebileceğini hayal etti. Bu hisle koşmaya başladı. Koşarken ayaklarının yerden kesildiğini ve neredeyse uçtuğunu hissediyordu. Sonunda nefes nefese durduğunda bütün gün içini yakıp kavuran ümitsizlikten eser kalmamıştı. Salomeye gelemeyeceğini düşünerek gözyaşı döktüğü ve sabahında yeniden çalışmaya başladığı geceler kadar uzaktı ümitsizliği. Oradaydı, bir mücadelenin içindeydi ve her ne pahasına olursa olsun başaracaktı. Öğle güneşi tam tepesinde, onu kavururken başını önüne eğmiş yürüyordu, güneşi kesen bir gölge üzerine düştü. Başını kaldırıp baktığında gökyüzünde süzülen o yaratığı gördü. Akbabada olabilirdi belki ama kanatlarının genişliği ve ben göklerin fatihiyim edasıyla süzülüşü onun bir Kartal olduğunu söylüyordu kıza ve o Melores’in kartal’ıydı. Kartal’ı izleyerek bir tepeciğe tırmandığında kuşun ilerideki kayalıklara vardığını gördü. Orada yuvası olmalıydı. “onu buldum… onu buldum ….” Sevinç nidalarıyla koşmaya başladı. Yalnız olmasa elbette bu şekilde sevincini ortaya koymazdı. Belki sırıtır yada gülümserdi ama şimdi hem koşuyor hem de define bulmuş gibi coşkuyla çığlıklar atıyordu. Altın yada Kurşun çaktırmadan onu izliyorduysalar aklını kaçırdığını düşünüyor olmalıydılar. Aslında Kurşun değil ama Altın kesinlikle öyle düşünüyordu. Yol boyunca Altın, Kurşun’un başının etini yediğinden zavallı elementin bir şey düşünecek hali kalmamıştı. Kral ikisini de Melores’in peşine takmış ve “ onu sağ salim evine getirin” demişti. Melores sandığından daha uzun vakit harcayarak kayalıklara ulaştı. En az yirmi, belki elli metre yüksekliğinde düz sarp bir kayalıktı. Yinede çıkıntılarından yararlanarak rahatlıkla tırmanabilirdi. Aslında Kartal yuvayı terk etmeden tırmansa onun için çok iyi olurdu. Zamanında düz duvara tırmanan bir çocuktu. Mecazi anlamda değil, gerçek anlamda duvara tırmanırdı, okuldaki arkadaşlarıyla en büyük eğlencesiydi bu. Okul binasının arka tarafı tuğla örülüydü. Bu tuğlaların çıkıntılarına tutunarak yatakhane penceresine ilk kim ulaşacak tırmanışı yaparlardı. Genellikle Melores ulaşırdı, onun en çetin rakibi de şimdi öğrenimini tamamlamış ve balıkçılık yapmaya başlayan Sorgo idi. Sorgo sarı başlı, komik çekik gözleri olan bir çocuktu. Tutanların içindeki en iyi öğrenciydi, kabiliyetleri saymakla bitmezdi ama o balık avlamayı yeğlemişti. Eğer mücadeleye onunla birlikte gelmiş olsaydı çok daha zorlu olacağına emindi ama Sorgo’nun SA Mücadeleleri hakkında ne düşündüğünü de hatırlıyordu. Ona büyüdüğünde Salomeye geleceğini anlattığında Sorgo şöyle demişti; “Neden böyle boş bir uğraş için yıllarca kendini eğitecek ve daha iyi ve özel işlere yönelebilecekken on iki günlük bir yarışma için, on iki sene hazırlanacaksın?” O zaman Melores tüm hırsıyla “sen ne anlarsın budala?” diyerek kızmıştı. Şimdi olsa çok daha iyi bir cevabı vardı “sen on iki sene ne için hazırlandın, balıkları sepete daha ustaca atabilmek için mi?” “hah” diye gülerek tırmanmaya başladı. Oradan bakıldığında kayalığın tepesi yatakhane penceresinden en fazla on, on beş metre yükseklikteydi. Tırmanmak duvara tırmanmak kadar kolay değildi yine de; elinde ufalanıp giden taşlardan biri yüzünden az kalsın dengesini kaybediyordu. Neyse ki kayalar kuruydu kolay kolay kaymıyordu, nefeslenmek için durduğunda başını kayaya yasladı, Sorgo’nun hayali henüz onu terk etmemişti. Çocuk- gerçi şimdi bir delikanlıydı- tam on iki yıldır onunla konuşmuyordu. Sadece ona budala dediği için, Tutan Barta “ zamanı geldiğinde Melores o büyük amacına! – büyük amaç kısmını özellikle vurgulamıştı- ulaşıp döndüğünde sende ona budala diyebilecek konuma ulaşacaksın” demişti Sorgo’ya. “Çünkü döndüğünde elinde bir hiç olacak, sadece budalalar hiçlik için mücadele eder” bütün bu tacizlere rağmen Melores yarışmaya katılmaktan bir gün bile tereddüt etmemişti. Tırmanmaya devam etti. Ancak tırmanırken artık Sorgo’yu düşünmüyordu, Salome’ye götüreceği Kartal’ı düşünüyordu. Mücadeleyi kazanması o kartala bağlıydı ve tabi ki döndüğünde bir budala olmaması içinde yarışmayı kazanması…. Sonunda zirveye vardığında yolun sonuna gelmenin rehavetiyle bir süre durup etrafına bakındı. Oradan bakıldığında çölün uçsuz bucaksızlığı iyice insanın dikkatini çekiyordu. Kendini kartalla karşılaşmaya hazırladı. Kendinden iyice emin olunca da kayalığın etrafında dolaşarak yuvasını aramaya başladı. İşte oradaydı, yuvasının kenarına tünemiş, viyak viyak bağıran yavrularını besliyordu. Geniş kanatları kapalı olduğu halde büyük bir hayvandı. Ürkütücü bir duruşu vardı. Yani yanına gidip kafasını okşayamayacağınız türden. Sonuçta yırtıcı bir kuştu. Ona neden yırtıcı dendiğini anlamamak için kör olmak lazımdı. Gagasının arasına kıstırdığı fare cansız boş gözlerle nedense Melores’e bakıyordu, hayvanın hayvanı katli vacip midir sorusunu akla getiriyordu. Sonuçta doğa kanunu, yaşamak için yemek zorundalar… birde koruma iç güdüleri vardı. Hele ki yavrularının tehlikede olduğunu düşünen bir Anne Kartal’ın bu iç güdüyle kendisine neler yapabileceği düşüncesi Melores’i birkaç adım geri gitmeye zorladı. Hareketi Kartal’ın ilgisini çekmiş olmalı ki bakışlarını ona çevirdi. Kartal birkaç saniye ona baktı sonra ağzındaki ölüyü yuvanın içine atıp kanatlarını açtı, bacaklarından güç alarak havalandı. Gökyüzünde birkaç kanat çırptıktan sonra dönerek son hız Melores’e doğru süzülmeye başladı. Melores’in o anda hayvandan kaçması için bir çare yoktu. Olanca hızıyla koşsa bile yarın kenarına ulaşmadan Kartal onu pençeleriyle yakalamış ve beklide yardan aşağıya fırlatmış olurdu. O da tam tersi istikamete koşmaya başladı. Böylece kuş onu teyet geçmek zorunda kaldı ve Melores kendini can havliyle bir sürü aç yavrunun arasına, yuvanın içine attı.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Sa`nın Gücü (18bölüm) isimli yazı, Yasemin Aslan tarafından 12.03.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
21
Kasım
20
Kasım
20
Kasım
20
Kasım
20
Mart
21
Mart
18
Mart
12
Mart
6
Aralık
1
Nisan
10
Ağustos
9
Yaşanmamış Hikayeler/ Yüreğinin Sesini Dinle
• Yasemin Aslan • Düş Hikayeleri • 1208 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Temmuz
10
Haziran
9
Yaşanmamış Hikayeler (2) / Bir Günaydın Hikayesi
• Yasemin Aslan • Düş Hikayeleri • 717 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ekim
13 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||