SaatSaatSaatGünlerden cumartesi ve ramazan ayının ortalarıydı sanırım. Yatağımdan kalktım ve ‘bugün iftarı ben eve getireceğim’ diye karar verdim kendime, çünkü her gün arkadaşlarımın parasıyla geçiniyordum ve kendimi bir asalak gibi hissediyordum. Fakat cebimde bir kuruş param yoktu. Üniversite üçüncü sınıftaydım. Evde dört kişi kalıyorduk: Hakan, Ahmet, Tansu ve bendeniz. Hakan eve ayda bir uğrardı, Ahmet ne zaman girip çıktığı belli değildi, ben ve Tansu ise farklı bölümlerde olmamıza rağmen günün yaklaşık 17-18 saatini birlikte geçirme durumundaydık, çünkü ikimiz de Hakan’la birlikte satranç kulübün yönetimindeydik. Hakan başkan, ikimiz de yardımcılarıydık. Başka bir deyişle kulübü eve taşımıştık. Çoğu zaman kulüp sorunlarını sabahlara kadar tartışır olurduk. Her neyse asıl meselemize dönelim. Tansu ve Ahmet’in maddi durumları yerindeydi, Hakan’ın da pek evde olmadığını varsayarsak evde zorunlu parazit olarak yaşayan ben var idim. Öğenim Kredisi ve ayda yılda bir evden gelen üç beş kuruşla geçinmeye çalışıyordum. Durum böyle olunca tabi ki benim de canım sıkmıyor değildi ve yapılacak bir şey de yoktu. Kendi evimde sığıntı gibi yaşamaya devam etme durumdaydım. Bursu aldığım ilk hafta biraz rahat ederdim fakat takip eden diğer günler birer azaptı benim için. Ben de bir gün olsun eve bir katkıda bulunayım diye ayrıldım evden. Yanımda babamın bana verdiği saat vardı (babamın bana verdiği ilk ve son hediye). Onu satar o akşam arkadaşlara bir sürpriz yapmak istedim ve evden ayrıldım. Kaldığımız eve şehir merkezine yürümeyle yaklaşık bir(1) saat uzaktıktaydım. Üstümde hiç para olmadığı için eve biraz daha yakın olan bir belde vardı ve oraya yürümeye karar verdim. Ramazan günü oruçlu bir şekilde arabaların görültüsü eşliğinde yürümenin nasıl bir duygu olduğunu merak eden varsa bence bu yürüyüş kaçırmamalılar. Yarım saatlik yürüyüşten sonra vardım beldeye. Beldeye vardıktan sonra günlerden cumartesi olduğunu farkıma vardım. Küçük olan yer, hafta sonu ve ramazan da olunca pek açık yer bulunmaz. Aradım ama beldenin tek bir saatçısı da o gün gelmemiş olması benim günümün nasıl olacağının haberci gibiydi sanırım. Geri dönmeye hiç niyetli değildim, eve elim boş dönmek istemiyordum çünkü. Ve birkaç kilometre uzaklıkta bir ilçe vardı. Oranın ilçe olduğu ve muhakkak açık bir iki saatçısının olacağını düşünerek yola çıktım. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. Yürüyorum ama bilinçsiz bir şekilde gidiyorum, ayaklarımı anca yerden kaldırabiliriyorum. Araba sesleri, düşüncelerim, duygularım, sevdiklerim, ailem, herkes, herşey karma karışık bende. Bu halime, bunun sorumlularını, beş parasızlığımı, sefaletimin faturasını etrafımdan olan olmayan herkese kesiyorum. Ve nihayet vardım. Nasıl vardığımı, nasıl bir psikolojik durum içinde olduğumu bir Allah bilir, bir ben bilirim. Şehir merkezini biraz dolaştıktan sonra birisine denk geldim. İçeri girdim, selam verdikten sonra salıtık bir saatim olduğunu söyledim. 40-45 yaşlarında kır saçlı amca hiç yüzüme bakma tenezzülünde bulunmayarak kendi doğal şivesiyle ‘’ saat almıyoruz uşağım’’dedi. Yanlış yere mi geldim acaba diye kafamdan geçirdim. İçimden ‘et alır mıydınız ‘ diyecek oldum, ama hiç uğraşacak halim, takatim yoktu ve ordan ayrıldım. Başkasına gittim. Ondan da farklı bir cevap alamadım. İçimden adama alması için yalvarıyorum. Bu bitkin halimle on beş (15) kilometre yol katdetmek istemiyorum, yürüyemem o kadarını. Ama nafile, çaresiz bir şekilde ordan da ayrıldım. Başka açık saatçı da yoktu zaten, olsa da değişen bir durumun olacağını sanmıyordum. O kadar yolu tekrar geri gelmek benim için azap olacaktı. Otobüs durağına doğru yol alırken cebimde bir otobüs bileti olması beni o kadar sevindir ki; saati satamamıştım, ama yayan yürümeyecektim en azında. Bir aç dakika sonra otobüs geldi. Bindim. Kaptan bana ‘’bu biletle buradan binemezsin otobüse, şehir içi biletidir, ama bu seferlik bir şey olmaz’’ dedi. Şöfüre teşekkür ediyorum ve yerime geçtim. Oysa şöfür nerde bilsin cebimde bir otobüs bileti parası bile olmadığını. Üniversite üçüncü sınıf öğrencisi, eğitim hayatının en kritik yılları, mesleğinde bir yerlere gelebilmek için uğraş vermem gerekirken bu tür sorunlarla uğraşmak gerçekten talihsizlikti benim için. İşin trajedik yanı benim gibi olan binlerce üniversite öğrencisi vardı ve halen bu durumda olanlar var. İlyas Temel KTÜ Biyoloji mezunu
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
22
Kasım
22
Kasım
22
Hayat Kaldırım Taşları Gibiymiş
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 49 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
21
Bu Bir Oyundu Aysel (2son)
• Ecem Çevikdil • Yaşamdan Hikayeler • 75 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
21
Temmuz
20
Temmuz
6
Temmuz
6
Temmuz
6
Temmuz
20
Temmuz
6 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||