Sandık (2)Sandık (2)Necati`nin, şimdiye kadar bir olay karşısında kılını kıpırdattığını gören olmamıştır.Sadece... Evet sadece sandığına dokunmak dışında. Sandığa birisi yaklaşsa, Necati`nin gözbebekleri beyazının dışına taşar, fırdolanır. Birbirine karışmış saçı sakalı bir kirpi gibi havalanır. Sanırsın zehirli oklar atacak karşısındakine. Eklem yerleri boğum boğum olan elleri, bir pençeye döner. Açılır açılır kapanır. Her an saldırmaya hazır yabani bir hayvan nasılsa, Necati de o anda öyledir. Bilenler, tanıyanlar yaklaşamaz ona. Zaten yaklaşmak istemezlerde. Köylü ona alışmıştır, O köylüye. Varlığıyla yokluğu birdir. Nasıl serseri köpüklü çaylar, yatağına alışmış ve onu yadırgamıyorsa, yolun toz toprak can çekişmesini umursamazsa güneş, Necati`ye öyle alışmıştır köylü.Öyle umursamıyordur. Herkes işinde gücünde. Daha taşlı tarla ayıklanacak,Bu yazda sususuz mu geçecek? Buğday nasıl büyüyecek bu susuzlukta? Bayırlarda otlar daha şuncacıkken , sararıp yok oluyorken bu hayvanlar ne olacak? Ana tandırdan, baba ırgatlıktan, toprak güneşten, çocuk aşsızlıktan bıkmışken, kimin umrunda Necati? Kimin umrunda Necati`nin sandığı? Köyde bunu aklında takan bir ikili var demiştik. Mürsel`le Veli. Köyün dar eğri yolundan, çarpık damlı evlerin arasından fısıldaşarak geçtiler. Köyün dışına geldiklerinde vakit çoktan öğleyi geçmişti. Bir zaman sessizce karşılıklı durdular. Birbirlerine bakarken ağızları salyalanmış, Karabaş itinin ağzı gibi. Gözleri artık ipin ucunu kaçırmış gibi bakıyor. Şimdiden hayallerinde altınları saymaya başlamışlar bile. Mürsel; -Sen şu öte yoldan git. Ben arka çalılıktan dolanacağım deyince, Veli hin hin başını salladı. Mürsel, çalılıktan dolanırken yerdeki bir ağaç kütüğüne takıldı. Bir ağız dolusu küfürle ayağını kurtardı.Sonra hıncını almak ister gibi, yerdeki karınca yuvasına basarak geçti.Pis pis sırıttı. Ter alnından gözüne doğru kayınca, kolunun ucuyla sildi. "Amma sıcaktı haa..." Şu cır cır böceklerinin sesine de ne sinir oluyordu. Ne vardı böyle avaz avaz bağıracak. Zaten en ufak bir seste işkilleniyordu. Deli Necati`nin yerine yaklaşınca durdu. Çalılıkların arkasına gizlendi. Emekleyerek yaklaşmaya başladı. Biraz sonra Veli`nin kuş taklidi sesini duydu.Bir ara bastığı dal parçası kırılınca daha da pimpiriklendi. Neredeyse tabanları yağlayıp kaçacaktı. Ama işin ucunda Veli`nin diline düşmekte vardı. Dönek diyecekti besbelliydi bu.Ondan sonra adı Dönek Veli`ye çıkardı. Artık temizle temizleyebilirsen. O anda Veli elinde ağır bir sopayla yavaşça yaklaşıyordu. Birden ne oldu bilinmez Necati dönüverdi. Veli`yi gördü. Veli bir an taş kesildi. Ne yapacağını şaşırdı. Onların bu saniyelik duraksamaları sırasında Mürsel gizlendiği yerden fırladı. Koşarak Necati`nin üzerine atladı.Onlar boğuşurken Veli elindeki sopayı kaldırdı, hınçla Necati`nin ensesine indirdi. Necati bir an soluk alamadı. Gözleri şaşkınlıkla irileşti. Mürsel`i tutan parmakları gevşedi, çözüldü. Ağır bir kütük gibi yere devrildi, öylece kaldı. Mürsel`le Veli bir an şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemediler. Birbirlerine baktılar. -Ne yaptın? Herifi sadece bayıltacaktık. Öldürmen mi gerekiyordu. Şimdi yakayı kurtar kurtarabilirsen diyerek bağırmaya başlayan Mürsel`e, Veli kızgınlıkla; -Ne yapsaydım ulan? Seni de beni de öldürmesini mi bekleseydim? Oldu bir kere. Şu sandığı alıp uzaklaşalım burdan dedi. Mürsel şaşkınlık ve kızgınlığından sıyrılıp sandığı kucakladı. "Hafif mi ne?Sanki içi boş gibi. Yok canım olur mu hiç öyle şey.Bu kadar çabadan sonra..." Mürsel`le Veli koşmaya başladılar. Sanki arkalarından eşkiya kovalarmış gibi kaçıyorlardı. Bedenlerinden ter fışkırıyordu.İkisi de soluk soluğa kalmışlardı. Horoz bayırını geçip,İnce düzlüğe ulaştılar.Zülküf Ağa çeşmesinin arkasındaki koca kayaya vardıklarında,ikisinde de ne koşacak,ne ayakta duracak takat kalmamıştı. Soluk almakta zorlanarak yere çöktüler.Sanki korkuları kulaklarında davul çalıyordu. İkisi de sırt üstü yere yığıldılar.Bir süre sonra Veli toparlandı,sandığa doğru emekledi.Titreyen ellerle sandığın kapağına uzandı. Mürsel,heyecan ve korku nöbetine yakalanmış,durmadan titreyerek yutkunuyordu. Veli kapağı kaldırdı,Mürsel içini göremiyordu ama Veli`nin yüzünün önce sarardığını,sonra kireç beyazına dönüştüğünü gördü.Birden o kireç beyazı yüzü morardı.Say ki, baharın aşağı düzlükte açan mor çiçekler gelip Veli`nin suratına yapışmışlardı.Veli`nin ağzı açıldı,köpürdü: - Bu ne, nedir bu? Hani altınlar?Ya paralar nerde? Gidinin namussuzu.Bunca yıldır hepimizi kandırmış.Deliymiş, gerçekten de deliymiş. Veli söyleniyor,bağırıyor,çağırıyor,ağza alınmadık küfürleri ardı ardına sıralıyordu. Ayağa kalktı,hırsla sandığa bir tekme vurdu. Söylenerek uzaklaştı. Sandık yere yan yattı.İçinden otların üzerine bir saç buklesi,bir gazete ve kağıt parçası düştü. Mürsel toparlandı.Yavaşca sandığa yaklaştı.Yerde ki saçı aldı.Avucunda altın ışıltılar saçan,ipeğimsi saç tutamını tuttu.Sonra yerdeki kağıtlardan birini açtı.Bir diploma.Diplomada Necati`nin resmi vardı.Adı Necati değildi zaten.Alp Şaşmaz`dı.Diploma ise bir eğitim fakültesi diplomasıydı. Yerdeki diğer kağıdı aldı.Yarısı yanmış bir fotoğraftı.Fotoğrafta Necati`nin yanında bir kadın, herhalde karısı olmalıydı.Sarı altın bukleleri omuzlarına dökülen dört beş yaşlarında gamzeli,gülen gözleriyle bir kız çocuğu vardı. En son gazete parçasına uzandı Mürsel.Katlanan sayfayı açtı,gazetede manşetten bir haber vardı."Evi soyulan,karısı ve kızı öldürülen öğretmenin davası başlıyor.Hırsızlık yapmak için girdiği evden katil olarak çıkan kişinin,Alp Şaşmaz adındaki öğretmenin öğrencisi olduğu tesbit edildi." Mürsel`in elinden gazete parçası usulca düştü. Öylece çöktü kaldı orada.
Telif Hakkı Uyarısı Sandık (2) isimli yazı, Müslime Uğuz Öngeli tarafından 24.06.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Turan Ergün yazıyı tebrik etti...
Mehmet Seviş yazıyı tebrik etti...
Selim Canan yazıyı tebrik etti...
Cemal Çelik yazıyı tebrik etti...
Tuğba Martin yazıyı tebrik etti...
Nuray Alper yazıyı tebrik etti...
• Nesrin Göçtürk Kaya yazıyı favori listesine aldı...
• Nuray Alper yazıyı favori listesine aldı... • Hamdi Oruç yazıyı favori listesine aldı...
Aralık
3
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 26 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Aralık
3
Dünya Engelliler Gününü Saygıyla Anıyorum
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 19 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
3
Kasım
19
Kasım
7
Çerçevede Sensizliğim
• Müslime Uğuz Öngeli • Karalama Şiirler • 95 kez okundu. • 23 kez yorumlandı.
Kasım
7
Ekim
17
Ekim
10
Mayıs
6
Mayıs
8
Temmuz
17
Haziran
24
Mayıs
9 |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||