Şarlo
Chaplin, yarattığı şarlo tipini, sessiz sinema izleyicilerini güldürmek için olduğu kadar insan yaşamını hiçe sayan acımasız ve bunalım dolu toplum düzenini eleştirmek amacıyla da kullandı.
"a dog s life" (bir köpeğin yaşamı, 1918) filminden beri charlie chaplin in (1889-1977) bütün filmlerinin ilk gösterimlerinin yapıldığı new york taki strand sinemasında 16 ağustos 1925 te de "the gold rush" (altına hücum) filminin ilk gösterimi yapıldı. bu tarihte chaplin, artık bütün dünyanın "şarlo" diye bildiği, sevdiği, ünlü bir film sanatçısıydı. nitekim film başlayıp da şarlo yu uçurum kıyısındaki incecik yolda, arkasından gelen ayının farkında olmadan şen şakrak yürürken gören izleyiciler, gülmeye alkışlamaya başlamışlardı. alkışlar, kahkahalar bütün film boyunca sürüp gitti. böylelikle chaplin, iki buçuk yıllık bir aradan sonra yine ne büyük bir sanatçı olduğunu gösteriyordu.
chaplin de baştan beri var olan bir eğilim bu filmle daha da belirginleşmiştir. filmleri artık bundan sonra gittikçe daha çok trajik-komik bir nitelik almaya başlayacaktır. chaplin e göre, komedinin yaratılışında trajedi de komikliği uyarabilir. bu bir paradoks gibi görünebilir ama doğrudur, çünkü ona göre komiklik bir kendini savunma davranışıdır: doğanın (daha sonraki filmlerinde toplumun) güçleri karşısındaki biçareliğimize güleriz, yoksa çıldırmak işten değildir. chaplin, "altına hücum"u hazırlarken, batıya göç edenlere ilişkin bir kitap okumuştur.
göçenlerden bir bölümü california ya giderken yollarını kaybedip sierra nevada dağlarında karlarda kalmışlardır. 160 kişiden ancak on sekizi hayatta kalmış, ötekiler soğuktan, açlıktan ölmüştür. kimileri ölüleri yemiş, kimileri de çarıklarını kızartmıştır. işte bu trajediden chaplin sinema tarihinin en komik sahnelerinden birini çıkarmıştır: şarlo açlıktan kurtulmak için ayakkabısının tekini suda kaynatır, oturup onu yer, çivilerini kemik sıyırır gibi sıyırır, bağcıkları da makarna niyetine yer.
yapımı 14 ay kadar süren bu film bütün dünyada gerçekten de çok beğenildi. filmin maliyeti kesin olarak bilinmiyor, rakamlar 300 binle bir milyon dolar arasında değişiyor. yalnız gelirini biliyoruz: film yalnız amerika da iki buçuk milyon, toplam olarak da beş milyon dolar getirdi. çocukluğu ve ilk gençliği yoksulluk içinde geçen chaplin için büyük bir başarıydı bu. 1889 da londra da doğan chaplin in babası ayyaş bir adamdı, karısıyla iki çocuğunu bırakıp başka bir kadınla yaşamaya başlamıştı. tiyatroda oyuncu olan chaplin in annesi, chaplin beş yaşındayken bir gösteri sırasında sesini kaybetmiş, dolayısıyla hem oyunu yarıda kesmiş, hem de mesleğini bırakmak zorunda kalmıştı. bu olay sırasında annesinin yanında olan chaplin de böylece ilk kez sahneye çıktı. yarıda kalan gösteriyi sürdürmek için chaplin i sahneye çıkarmışlar, o da şarkı söylemiş, dans etmiş, taklitler yapmıştı. alkış ve para da toplamıştı. ama bundan sonra anneyle iki çocuğun yakasını yoksulluk bir türlü bırakmadı. narin, ince, ufak tefek bir kadın olan chaplin in annesi ruhsal sağlığını kaybetti, birkaç kez akıl hastanesine girip çıktı, sonunda iyileşmemek üzere hastaneye alındı. oğulları kadıncağızın ömründe görmediği kadar para kazandıkları zaman o bunu pek fark edemeyecek durumdaydı artık.
chaplin yedi yaşındayken bir "music-hall"de dans etmeye başlamıştı. dokuz yaşındayken buradaki işi sona erince annesi onu iki yıl için okula gönderdi. ama gene akıl hastanesine girince chaplin yalnız kaldı. kardeşi sidney gemilerde çalışmaya başlamıştı. chaplin gazete satıcılığı, cam üfleyiciliği, vb. çeşitli işlere girişti. ama tiyatro oyuncusu olma isteği hiç sönmemişti. giysileri sağlam kaldığı sürece tiyatroda iş aramayı sürdürdü, ama giysiler iyici yıpranınca bundan vazgeçmek zorunda kaldı. ancak kardeşi güney afrika yolculuğundan döndükten sonra chaplin tiyatroda bir iş bulabildi. daha sonra kardeşi de gemilerde çalışmaktan vazgeçip oyunculuk mesleğinde karar kıldı ve fred karno nun grubuna girdi. fred karno çok geniş bir güldürü repertuarı olan ünlü bir komedyendi. chaplin 17 yaşındayken kardeşinin de yardımıyla burada çalışmaya ve yavaş yavaş ün kazanmaya başladı. grupta başka bir komedyen daha vardı: stan laurel.
karno nun grubundan bir bölüm gösterilerde bulunmak için abd ye gittiğinde chaplin de onlarla birlikteydi. chaplin bu yeni ülkede kalıp talihini orada denemeye karar verdi. çok geçmeden de mack sennet in dikkatini çekti. sennett, kendi yarattığı "keystone polisleri" grubuyla amerikan türü sinema güldürüsünün gelişmesine büyük katkıları olmuş bir sanatçıydı. böylece 1913 mayısında chaplin haftada 150 dolara keystone şirketiyle sözleşme imzaladı. chaplin in oynadığı ilk film, "making a living" (yaşamını kazanma, 1914) başarılı olmadı. sennett in güldürüsü, film hileleriyle de beslenen, mekanik-hızlı komikliklere dayanıyordu. oysa chaplin in tarzı farklıydı, daha çok pantomime dayalı bir komiklikti bu.
chaplin ikinci filminde ünlü kıyafetini, dolayısıyla kıyafetiyle birlikte karakterini de buldu. chaplin bu kıyafeti nasıl seçtiğini şöyle anlatıyor: "ne giyeceğime ilişkin hiçbir fikrim yoktu. elbise bölümüne giderken düşünüyordum: torba gibi bir pantalon, büyük ayakkabılar, bir baston ve bir şapka. her şeyin birbirine karşıt olmasını istemiştim: pantalon torba gibi, ceket çok dar, şapka küçük ayakkabılar kocaman. genç mi görüneyim, yaşlı mı görüneyim, karar veremedim, ama sennett in beni ilk gördüğünde daha yaşlı olmamı beklediğini düşünerek küçük bir bıyık da ekledim."
giysilerini giyip makyajını yapınc anasıl bir kişilik ortaya çıkacağı da anlaşılmıştır artık. chaplin bu kişiliği sennett e şöyle anlatır: "bu adam çok yönlüdür, bir serseridir, bir centilmendir, bir şairdir, düşler kuran bir adamdır, yalnız bir adamdır, hep aşk ve serüven ister. bir bilim adamı, bir müzikçi, bir dük, bir polo oyuncusu olduğuna sizi inandırabilir. ama sigara izmaritlerini toplamaktan ya da bir çocuğun elinden şekerini kapmaktan geri kalmaz. fırsat çıkarsa -ancak aşırı bir kızgınlık anında- bir hanımefendinin gerisine de tekmeyi yapıştırabilir elbette."
hollywood daki ilk yılının sonunda chaplin 35 filmde rol almış ve uluslararası bir üne kavuşmuştu. rakip bir şirket, essanay, kendisine haftada 1250 dolar önerince oraya geçti. böylelikle bir yandan sennett in güldürü kalıpları dışına çıkıp kendi tarzını geliştirmek olanağını, öte yandan her filmi için daha fazla zaman ve para ayırma olanağını elde etti.
iki yılda filmleri bütün dünyada en fazla para getiren filmler arasında sayılınca chaplin 1916 yılında haftada on bin dolarla başka bir şirkette film yapmaya başladı. bu arada kardeşi de hollywood a gelmiş, film yapımına başlamıştı.
1916 da yapımcılığını kendi üstleneceği sekiz film için bir milyon dolar üzerinden başka bir şirketle (mutual) anlaştı. bu arada hollywood da kendi stüdyosunu da kurmuştu. yalnız mesleksel yaşamını özel yaşamı biraz gölgeliyordu. 1918 de 16 yaşında bir oyuncuyla evlenmişti. ondan biraz olaylı bir biçimde ayrılan chaplin 1924 te gene 16 yaşında başka bir oyuncuyla evlendi. bu evliliğini de sürdüremeyen chaplin i ayrılırken karısı çok suçladı, basın da bu olayı büyütünce chaplin e karşı bir hareket de başlamış oldu.
filmler sesli yapılmaya başlayınca chaplin, pandomim tarzını korumak amacıyla bir süre sese karşı direndi. "city lights" (şehir ışıkları, 1931) filmini sessiz çevirdi, sonra müzik ekledi. 1936 da yaptığı "modern times" (modern zamanlar) filmine karşı bazı gazetelerde filmin "komünist eğilimli" olduğu yolundaki söylentiler aktarıldı. chaplin bu arada üçüncü evliliğini yaptı ve paulette goddard la evlendi. 1940 yılında "the great dictator" (büyük diktatör) filmiyle hitler i ve naziliği alaya aldı, faşizm tehlikesine dikkat çekmeye çalıştı. ingiltere nazi almanyasına karşı savaş ilan ettiğinde film daha bitmemişti. bu film ingiltere ve amerika da çok beğenilmesine karşın amerikan nazileri arasında ve gazetelerde chaplin e karşı bir hoşnuzsuzluk yarattı. zaten chaplin in basınla arası hiçbir zaman iyi değildi.
1947 yılında, ekonomik bunalımlar ve savaşlarla insan yaşamını hiçe sayan, acımasız bir toplumsal düzeni çok sert eleştiren, ayrıca parası çok, aklı kıt kadın tipini alaya alan "m.verdoux" filmiyle ve 40 yıldır amerikan vatandaşlığına geçmemiş olmasıyla (neden amerikan vatandaşlığına geçmediği sorusunu "ben dünya vatandaşıyım" diye yanıtlamıştı).
amerika aleyhtarı faaliyetler komitesinin, hearst tekeli gazetelerinin, katolik birliğinin saldırısına uğradı. chaplin açıkça komünist olmadığını, hiçbir örgüte girmediğini söylediyse de bu saldırıları susturamadı. chaplin 1953 yılında duygusal bir güldürü ("limelight"-sahne ışıkları) daha yaptıktan sonra abd den ayrılmak zorunda kaldı, karısı ve çocuklarıyla isviçre ye yerleşti. bu tarihten sonra 1957 yılında ingiltere de bir film yaptı ("a king in new york"-n.y.da bir kral), 1967 de de sophia loren le marlon brando nun oynadıkları bir "salon güldürüsü"nü yönetti.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :