Şaşmayan Adalet Terazisi El Hasib
25 / 7 / 2008 Cuma tarihinde Seyit Uzun tarafından eklendi, 89 kez okundu...
“Tüm insanların hayatları boyunca yaptıkları davranışların hesabını tutan, yapılan davranışların karşılığını eksiksiz olarak veren ve hesabı en çabuk gören anlamlarına gelir.“İnkar edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik y...” Okuyucu Puanı ;
Şaşmayan Adalet Terazisi El HasibTüm insanların hayatları boyunca yaptıkları davranışların hesabını tutan, yapılan davranışların karşılığını eksiksiz olarak veren ve hesabı en çabuk gören anlamlarına gelir. “İnkar edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah`ı bulmuştur; Allah ise, onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.”Nur/ 39 Bu ismin tecellisi olarak anne babalar çocuklarını, öğretmenler öğrencilerini, ustalar çıraklarını, hâkimler ve savcılar suçluları yaptıkları davranışlardan dolayı hesaba çekerek yapılan yanlışları düzeltmeye çalışırlar. Allah’ın kudret hesabından kurtulmak mümkün değildir. Çünkü o hiçbir şeyi unutmaz ve hiçbir şekilde kandırılamaz. Yapılan suçların mutlaka karşılığını verir. Fakat bazen biz bunu anlamakta zorluk çekebiliriz. Çünkü ilgisiz gibi görünen birçok olay Allah’ın Hasib sıfatının yüceliğinde gizlenmiştir. Bununla ilgili bir olayı peygamberimiz bize anlatmaktadır; "Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp, mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında: "Sizi bu kayadan, iyi davranışlarınızı şefaatçi kılarak Allah`a yapacağınız dualar kurtarabilir!" dediler. Bunun üzerine birincisi şöyle dedi: “Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirine yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hâlâ uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü: "Ey Allah’ım! Bunu senin rızan için yaptıysam, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!" Taş bir miktar açıldı. Ama çıkacakları kadar değildi. İkinci şahıs şöyle dedi: "Ey Allah’ım! Benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ona ahlaksız teklifte bulundum. Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı. Bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi karşılığında yüz yirmi dinar verdim; kabul etti. Arzuma ulaşacağım sırada: "Allah`ın haram saydığı bir işi yapma. Beni de kendini de rezil etme!" dedi. Ben de o kötü davranıştan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım. Verdiğim altınları da terk ettim. Ey Allah’ım, eğer bunları senin rızayı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar." Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı. Üçüncü şahıs dedi ki: "Ey Allah’ım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına işletip kâr ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken (yıllar sonra) çıkageldi ve: "Ey Abdullah! Bana olan borcunu öde!" dedi. Ben de: "Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve, köleler senindir. Git bunları al götür!" dedim. Adam: "Ey Abdullah, benimle alay etme!" dedi. Ben tekrar: "Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!" diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü. "Ey Allah’ım, eğer bunu senin rızan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip et!" dedi. Kaya açıldı, çıkıp yollarına devam ettiler.” Allah yapılan her bir iyiliği ödüllendirir. Yapılan iyilikleri karşılıksız bırakmadığı gibi kötülükleri de karşılıksız bırakmaz. Oldukça yaşlı bir adam, kendisi gibi kamburlaşıp yere yanaşmış bir ağacın altında ağlıyordu. Biraz önce irikıyım bir genç yanına sokulmuş ve kendisinden içki parası istedikten sonra bir de tokat atmıştı. Yaşlı adamın yere yıkıldığını görenler, hemen yardımına koşup: — Geçmiş olsun dede, dediler. O serseri ne istedi ki senden? Adamcağız bir şey olmamış gibi toparlanmaya çalışırken: —Eski bir borcum vardı, onu istedi, dedi. Yapması gerekeni yaptı sadece… Çevresindekiler, ihtiyar adamı yerden kaldırdıktan sonra eline bastonunu tutuşturup aceleyle işlerine koşuştular. Herkes ayrıldığında, hadiseyi başından beri görmüş olan bir delikanlı onun koluna girerek: -Fazla hırpalandınız, dedi. Ağacın gölgesinde biraz oturalım mı? Yaşlı adam yorgun bakışlarını yukarıya yöneltip: —Benim bu ağacın altında dinlenmeye hakkım yok yavrum dedi. Ölünceye kadar da olmayacak. Delikanlı, söylenenden bir şey anlamamıştı. Meraklı gözlerle kendisine bakarken, onun tekrar hıçkırıklara boğulduğunu fark etti. Yaşlı adam, iniltiye benzeyen bir sesle: — Elli yıl kadar önceydi, diye devam etti. Rahmetli babamı, sigara parası almak için bu ağacın altında azarlamıştım. Yani biraz önce evladımın beni dövdüğü yerde… Delikanlı ne diyeceğini bilemedi ve şimdi biraz daha bitkin görünen ihtiyarın sakinleşmesini bekledikten sonra, onu arabayla evine bırakmayı teklif etti. Adam, titrek adımlarla yoluna koyulurken: — Evim oldukça uzaklarda yavrum. Ama ben yürüyerek gideceğim oraya. Babamın da onu azarladıktan sonra, üzüntüsünden yayan döndüğü gibi… Hem şehir dışındaki kabristana uğrayıp bir Yasin’le öpeceğim ellerinden… Hayat bize sürekli olarak bunu hatırlatmakta fakat biz bunu anlamak istememekteyiz. Ne yaparsan bir gün karşında onu dimdik bir şekilde görürsün. İyilik ise iyiliğin, kötülük ise kötülüğün seninle yüzleşir. Birinde sevinirsin geçmişinle, diğerinde ise hüzünlenir ve pişman olursun. Bununla birlikte ahirette çekileceğimiz hesap ise çok daha önemlidir. Orada da yaptığımız davranışlar en küçüğünden en büyüğüne kadar gözlerimizin önüne sergilenecektir. Belki de kendimizin bile unuttuğu davranışlarla karşılaşacağız. Ama dedik ya Allah unutmaz. Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkuyormuş. “Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum” diye vasiyet etmiş. Öldüğünde “Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?” diye araştırmışlar. Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal, “Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum” diye düşünerek kabul etmiş. Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. “Nasıl olsa bu ölü elimizde… Biz şu canlı olandan başlayalım” demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar. —O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?” Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden çıkmış. — Tamam, servetin yarısı senin, demişler. — Aman, demiş hamal, istemem, kalsın. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm? Burada servet ve zenginlik sahibi olmanın kötü bir durum olmadığını vurgulamak gerekir. Ancak önemli olan, insanın sahip olduğu servet ve zenginliğin hesabını verebilecek şekilde hak ve adalet ölçüsü içinde olmasıdır. Yüce Allah Hasib olarak hem nankörlerin, zalimlerin hesabını hem de inananların ve doğruların hesabını tutmaktadır. Bu hesapta ise yanılmaz bir terazisi bulunmaktadır. Lise yıllarında bir gün derse geç kalmıştım. Kapıyı vurmadan içeriye girdim. Baktım ki öğretmenimiz sınıfta oturuyor. Dışarıya çıkmadan içeriden kapıya vurup, izin aldım. Bu davranışıma arkadaşlarım güldü. Çünkü bununla öğretmeni çok da dikkate almadığımı göstermiş oluyordum. Öğretmenimiz bu hareketime karşı sadece tebessüm etti. Ben de geçtim sırama oturdum. Aradan tam on beş yıl geçti. Bir gün sınıftayım. Tabi bu sefer ben öğretmen masasında oturuyorum. Zil çalmıştı. Derse başlamak üzereydik. Birden kapı açıldı. İçeriye bir öğrencim girdi. Beni görünce şaşırdı. Kapıyı içeriden vurarak izin istedi. Bu davranışa öğrenciler güldü. Benim de moralim bozuldu. Öğrenciye kızacaktım. Ama birden yıllar önce öğretmenime yaptığım davranış aklıma geldi. Yaptığım bir yanlış davranış yıllar sonra karşıma çıkmıştı. Ben de tebessüm ettim. Öğrencime yerine oturmasını söyledim. Ne yaparsanız onunla bir gün mutlaka karşılaşırsınız. “Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz.” Enbiya/ 47 “De ki: “[Allah şöyle buyuruyor:‘Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Bu dünyada iyi şeyler için gayret edenleri güzel bir son beklemektedir. [Unutmayın ki] Allah`ın arzı geniştir[ve] elbette sıkıntılara göğüs gerenlere mükâfatları hesapsız verilecektir!’” Zümer/10 İnce ve hassas hesabıyla iyilikleri mükâfatlandıran, kötülükleri de karşılıksız bırakmayan yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun. Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah’ı vardır. İLK öĞRETMENİM (3 CİLT) (ESMAUL HUSNA) MAVİ YUNUS YAYINLARI İRT: 02125124543-5125166
Tavsiye Et :
Ekim
13
Ekim
12
Kötülerin Kafasına Düşsem
• Mustafa Çetin • Hayata Dair Denemeler • 72 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ekim
12
Ekim
12
Ekim
12
Ekim
10
Ekim
9
Ekim
9
Ekim
8
Ekim
8
Aralık
23
Temmuz
17
Aralık
7
Ağustos
21
Dul Olmak Kadının İkinci Ele Dönüşümü Müdür?
• Seyit Uzun • Eleştiri Makaleleri • 3757 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Ocak
12
İmdat! Babam Sigara İçiyor
• Seyit Uzun • Yaşamdan Hikayeler • 2562 kez okundu. • 11 kez yorumlandı. |
![]() |
|
||||||||||