Sayın Sami Selçuk`un Çözümü Ciddi mi?
Sayın Sami Selçuk`un çözüm önerisiyle ortaya çıkmasına bakılırsa ülkemiz, siyasi kargaşa rayı üzerinde gerçekten hapı yutmaya doğru gidiyor.
Önümüzdeki günlerde oluşması muhtemel kötü sonuçlar için, devletin bilim ehlinin fikir sunmasından daha mühim bir şey olamaz. Muhataplar da bilim ehline kulak verebilirlerse, çözüm oluşturacak merdivenin basamakları belirmeye başlar.
Ancak!
Sayın Sami Selçuk`un, ``Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü`` konulu konferansta dile getirdiği çözüm önerilerine baktığımızda, siyasi kargaşayı dağıtma babındaki etkileme şöyle dursun, onu fiskeleme niteliğinde bile göremiyoruz.
Türkiye`deki siyasi kilitlenmenin açılabilmesi için iki öneri sunuyor Selçuk. 1-Demokrasinin ilkelerine uyulması; 2-Hukukun ideolojilere kurban edilmemesi.
Hay Allah! Sayın Ege Cansen`in ekonomik konulardaki dördüncü çeşit yazı tanımlaması geldi aklıma. Karşılaşılan krize karşı, üç tip yazı çeşidi ortaya koymak riskli geldiğinden, uzmanları işi idare babından ortaya çıkarlarmış da, ``...meseleler halledilmeli, ...problem çözülmeli`` gibisinden önerilerde bulunurlarmış. Bu tip yazı yazanın hiç birisi, mesele nasıl halledilmeli, problem nasıl çözülmeli, dile getiremezmiş. Ondan sonra da beklerlermiş işler yoluna girsin diye. Sayın Sami Selçuk dile getirdiği çözüm önerisiyle galiba aynı yolu denemeye çalışıyor.
Şimdi Sayın Sami Selçuk`un dile getirdiği çözüm cümlelerini irdelemeye çalışalım:
1-``Siyasi kilitlenmenin açılabilmesi için demokrasinin ilkelerine uyulmalı``
Devletin üst kademesinde olanlar veya olmaya çalışanlar, demokrasi ilkelerinin ne olduğunu anlasalardı, zaten şikayetçi olunan siyasi kriz, gizli kaldığı yerden kafasını uzatmaya cesaret bulamazdı. Hem sonra, demokrasi ilkesi iyi adamlara kabul ettirilebilse dahi, arena gerisinde bulunanan kötü adamlara kabul ettirebilmenin imkanı var mı?
2-``Hukuk ideolojilere kurban edilmemeli``
Bu öneri, iyi niyet taşısa bile, amacı hukuku her türlü kirliliğe kurban etme vasfını taşıyanlara bunu anlatmak zor.
3-``82 Anayasası yürürlükte kaldığı sürece özgürlük boyutunun yer alması düştür``
Krizden kurtulma yolunun 1982 Anayasası`nın yürürlükte kaldığı müddete bağlamak, kişiye ``yaa!`` diye nida attırır. Aradan bir sene geçti, 82 Anayasası`nı ortadan kaldırıp yeni anayasa oluşturmak için tam takım meclise gelenlerin sesleri solukları duyulmaz oldu. Bir ara niyeti iptal etme yönüne bile gittiler. Yeni bir anayasa oluşturmak için, millete anayasanın gerekliliğine inanç gerek. Yoksa, birilerine saltanatta pay oluşturmak için yapılacak anayasa çalışması, Türkiye`yi uçurumun dibine düşürecektir.
4-``Yeni anayasa yapılmadan demokrasiye geçmek olanaksız``
Demokrasiye geçmek için yeni bir anayasa yapılması niçin şart olsun? Bundan evvelki, eskisi atılıp da yapılan yeni anayasalar, demokrasiye geçmek için değil miydi? Anayasa yapılmasından sonra 20 yıl tıklanmayan demokrasi kapısı, 21. sene, menteşesinin çıkardığı gacur gucur sesleri arasında açılmaya başlandı. Görülüyor işte. Açılan demokrasi kapısı, bizzat demokrasinin gelmesi için değil.
5-``Türkiye`nin 39 tane özgürlüğü ihlal davası var``
2005 yılında Türkiye, özgürlükleri ortadan kaldırma konusunda rekor kırmış. Demek ki Türkiye, özgürlükleri ortadan kaldırma konusunda gelişme kaydediyor! Bence, bu özgürlük kısıtlayıcılarını bulup, karşılarına dikilmek gerek. ``Demokrasi`` deyip, özgürlük kısıtlayıcı ülkenin tepesine oturmaya çalışanlar, değil özgürlüğü getirebilmek, kendilerinin özgür irade ortaya koymalarına bile imkan bulamazlar.
Manzara onu göztermiyor mu?
İbrahim Faik Bayav
(11 Haziran 2008 22:36)
Not: Bu yazı, 11.06.2008 tarihinde İyibilgi.Com sitesindeki `Sami Selçuk çözümü söyledi` başlıklı haber üzerine yazıldı. Ve heber metninin altına yorum olarak eklendi.