Şehirler De Terk Ediyor Beni
11 / 6 / 2008 Çarşamba tarihinde Ozan Akgül tarafından eklendi, 90 kez okundu...
“Hayal köşklerinde tarumar ettim tüm duygularımı. Hep sessizlik dedim. Sessizliğin içinde vakarla durdum. Avuçlarım daha da terledi. Bedenim yavaş yavaş yitirdi tüm hediyelerini. “Kalmakla gitmek arasında çok fark var mı?” sorusunu hep duymazlıktan geldim. Belki de ikisi de zor geldi bana. Hep limanda bir gemi var dedim. Beni bekleyen; ama rotas...” Okuyucu Puanı ;
Şehirler De Terk Ediyor BeniHayal köşklerinde tarumar ettim tüm duygularımı. Hep sessizlik dedim. Sessizliğin içinde vakarla durdum. Avuçlarım daha da terledi. Bedenim yavaş yavaş yitirdi tüm hediyelerini. “Kalmakla gitmek arasında çok fark var mı?” sorusunu hep duymazlıktan geldim. Belki de ikisi de zor geldi bana. Hep limanda bir gemi var dedim. Beni bekleyen; ama rotasını bilmeyen bir gemi. Binmeye korktum. Gitmek dürtüsü zorlasa da, korkum onu yendi. “Sessizlik”, zikretmesi zor bir kelime. Büründü mü tüm benliğe, kurtulması olanaksızdır. Evren çağlasa, yine de duymazsın. Gittiğim tüm şehirler beni terk etti. Sızlanmamdan, zoraki yaşamımdan, umutsuzluğumdan dem vurdular. Nasihatlerinin bana bir ilaç olmadığını anladıkları anda terk ettiler beni. Arkalarına bile bakmadan coğrafyalarını değiştirdiler. Dağlar bile yerinde duramadı, delip geçen acımasız ırmaklarının içine kendilerini atıp yok oldular. İz kalmadı gittiğim şehirlerden. Akşamlar bile küstü. Bende sustum. İsyan etmedim. Kaderim dedim. Ama başka bir şehre gitmeye de korktum. Olduğum yerde durdum. Üzerimden ne rüzgârlar, ne dualar geçti. Hiç biri ne tenime ne de yüreğime dokundu… Yine sustum… Terk eden şehrin kalıntıları arasında gezerken bir çocuk çıktı karşıma. Şirindi. Gözleri gök mavisi, yüzü ise gecenin karanlığında boğulmuş gibiydi. “Nereye gidiyorsun?” dedi. “Bilmem” dedim. “İnsan gittiği yolu bilmez mi?” dedi. “Bilir mi?” dedim. “Peki sen nereye gidiyorsun?” dedim. “O’na” dedi. “O kim” dedim. “Umudum” dedi. “Bulabilecek misin peki?” dedim. “Bulmak zorundayım” dedi ve hüzünlendi. Yakınımızda duran bir taşın kenarına oturdu. Cebini karıştırdı. Ve bir resim gösterdi. “Ailem” dedi. “Ne kadar güzel” dedim. “Güzeldi” dedi. Gittikçe yüzü daha da umutsuzluğa bürünüyordu. Çocuksu ruhunu tek gök mavisi gözlerinde görebiliyordum. “Ailen nerde?” dedim. Ağlamaklı oldu. “Bilmiyorum, bende onları arıyorum” dedi ve konuşmasını sürdürdü; “Bak etrafına, dikkatlice bak! Şu gördüğün taşlar, evdi, aileydi, çocuktu, umuttu. Şimdi ise yıkık hepsi. Sessiz. Karanlığın içinde boğulmuşlar. Ağlıyorlar… Duaların ürpertici sesini duyuyor musun? ‘Oğlum, canım..’ diye dolanıyorlar ortalıkta. ‘Tanrı’m duy bizi’ diyorlar. Duyabiliyor musun? İyi dinle… Sessizliğe terk edilmedi burası, umutsuzluğa terk edildi. Şu ilerideki yığını görüyor musun? İşte orası benim geleceğimdi. Ama şimdi karanlık bir geçmişim yatıyor orda. Evet, çocuğum belki ama, bende bir yürek taşıyorum. Gerçeği görüyorum. Daha kötüsünün olmaması için dua ediyorum(!) Arş’a giden yakarışlar bir gün yağmur olur üzerime yağar diye bekliyorum. Bana sakın gittiğim yolu biliyorum deme. Buradaki gerçeği gör, ölümü gör, bir çocuğun çocukluktan çıkmış yüreğini gör. Tenim acıyor artık. Ayaklarım çıplak. Ama gözlerim umutlu bakıyor dimi? O da yaşamak için. Umudum için. Her bir andan korkuyorum. Artık ne olduğumu hissedemiyorum. Ama umudumu koruyorum. Göz yaşlarım kurudu. Akmıyorlar. Sakın umutsuzum deme. Sakın kaybettiğim ruhumu arıyorum deme. Sen kendi umutsuzluğunu kendin yaratıyorsun. Ben ise yıkılmış bir şehrin içinde dolanan bir umudun temsiliyim. Ayağım çıplak, gözlerim canlı, üşüsem de umutluyum…” Yıkıldım ve göz yaşlarına boğuldum. Sessizliğin bile ne kadar önemli olduğunu anladım… “Ey Tanrı’m! Benim aradığımı o çocuğa ver. Çıplak ayaklarını ört. Gözlerinin ferini eskit etme. Mutluluk ver ona, o daha bir ÇOCUK!!” diye yakardım… “Sus” dedi biri kulağıma. “Sen sadece kendi yoluna, kendi şehrine bak. Terk eden şehirlerinin peşinden git” dedi. “ Çocuk ne olacak?” dedim. “ O yolunu bulur. O’nun kaderi bu” dedi ve itiraz ettim; “Onun kaderi çıplak ayakla, yıkık dökük evlerin içinde, ufalanmış taşların arasında umursamazca yürümek mi? Onun kaderi, tek başına sefil bir şekilde ‘hâlâ umutluyum’ sözünü ağzına pelesenk etmek mi? Onun kaderi, yalnızlık mı? Söyleyin…” dedim ve sustum. Cevap gelmedi. Ve ortalık sessizliğe büründü. “Şehirler de terk ediyor beni” dedim. Varsın terk etsin. Karanlığın içinde boğulmuş yüzde o parlayan gök mavisi gözler oldukça, zihnimde umudum var, hem de hiç olmadığı kadar. Tüm şehirleri yuttum. Bana emredildiği gibi. Gece gökten yiten ayla birlikte duygu değişimlerim nüksetti ama yine de umursamadım. Ağlamak isteyip ağlayamayanlar yüreklerini çürüktüler. Benim duygum nüksetse ne olacak? Gök mavisi gözler huzura kavuştuğunda ben kendi umudumun peşine düşerim. Ey kaybolmuş şehirler! Ağlayın! Arş’taki duaları kabul edin. Taşlarınızı bu dualarla yıkayın. Umudunuzu yitirmeyin! Ozan AKGÜL
Tavsiye Et :
Ekim
13
Ekim
13
Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğlu (vıı)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 27 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
13
Ekim
12
Ekim
12
Eylül
16
Eylül
11
Ağustos
4
Temmuz
25
Temmuz
11
Aralık
23
Aralık
30
Mart
14
Mayıs
27
Nisan
1 |
![]() |
|
||||||||