Seni Sensiz Yaşamak
12 / 7 / 2008 Cumartesi tarihinde Mehmet Emin Efendioğlu tarafından eklendi, 498 kez okundu...
“Yılları kaybetmeye alıştım bu hastane koridorlarında, Ama nedense iki kömür göze sahip olan yârin gidişine alışamadım. Beraber geçirdiğimiz o seneleri unutmak hiçte kolay değilmiş. Buna aşk demişler iki insanın yaşama sımsıkı bağlanması ve hayatın bütün zorluklarına karşın beraberce göğüs germek her insana nasip olmayan bir duygudur,Aşkın içinde...” Okuyucu Puanı ;
Seni Sensiz YaşamakYılları kaybetmeye alıştım bu hastane koridorlarında, Ama nedense iki kömür göze sahip olan yârin gidişine alışamadım. Beraber geçirdiğimiz o seneleri unutmak hiçte kolay değilmiş. Buna aşk demişler iki insanın yaşama sımsıkı bağlanması ve hayatın bütün zorluklarına karşın beraberce göğüs germek her insana nasip olmayan bir duygudur, Aşkın içinde saygı olması gerektiğini, saygının arkasından sevgi kendiliğinden geleceğini hep söyleyen yar, kendisi beni böyle bırakınca ona saygısızlık yaptığımı düşünür içim içimi yerdim. Beni bırakıp giderken yazmış olduğu mektubunda anlam veremediğim o sözleri hala okur ağlarım; Biliyorum beni çok seviyorsun. Bende seni çok seviyorum ama gitmem lazım,Seni sensiz yaşamaya mahkûm olacak kadar çok sevdiğim için gidiyorum. Yar gideli yıllar oldu ama ben hala onun böyle gidişine bir anlam veremedim. Onu onsuz yaşamayı düşündüm, günleri aylara, ayları yıllara bağladım ama bir gün olsun hiçbir insanı sevmek için çaba sarf etmedim. İçimde manevi huzursuzluk vardı, çünkü beni yaradan Allaha karşı sorumluluklarım vardı, Ona olan aşkım sevgim sonsuzdu ama Allaha olan inancım bunun böyle olmayacağını söylüyordu. Evlendim kalbi güzel bir eşe sahip olduğumu biliyordum, gözlerimi gözlerine her değdirdiğimde. Gözlerimi yana çevirdim. Sonra dünyaya canımızdan kanımızdan var olmuş bir erkek çocuğu dünyaya geldi. Oğlumun kokusunu her duyduğumda senin kokunu hatırlatacağı düşüncesiyle koklamaya korktum. Sanki kendimi kendime kapatmıştım. Yine huzursuz yine mutsuzdum. Özlemlerim bu şehrin ışıkları altında var olmuş gibiydi. Sürekli ağlayan bir çocuk gibiydim, annesinden bir şey isteyen ama ne istediğini bilmeden ağlayan biriydim. Karanlığın ortasında gecenin en koyusunda adını anmak için uykudan uyanır gözyaşlarımı yastığıma damlatırdım. Günleri böyle geçirdiğim bir vakit hastane oldukça kalabalıktı. Dışarıda yağmur öyle çılgın yağıyordu ki, içeride yapılan anonsu duymak çok zordu. Acil bir kana ihtiyaç olduğunu bu kana sahip olanın lütfen acile gelmesini istiyordu. Elimde ki kalemimi bırakıp acile doğru ilerledim. Acilin içini lacivert ceketli siyah kravatlı öğrenciler ve öğretmenler doldurmuştu. Üzerimdeki beyaz önlüğü fark eden öğrenciler hep bir ağız etmiş gibi, Doktor Bey; lütfen öğretmenimizi kurtarın biz onu çok seviyoruz. Diye çığlıklar atıyorlardı. Öğrencilerin arasından sıyrılıp hastanın yattığı sedyeye doğru ilerliyorum gördüğüm manzara içimi öyle yakmıştı ki kalbimin bir anda kanadığını, gözlerimin ağlamak için çırpındığını fark ettim. O kumralım saçlarına sadece aklar düşmüş sanki yılları içine gömmüş gibiydi. Yanakları ıslanmıştı, elleri kan içindeydi öpmeye bile kıyamadığım o güzelim ellerini kalemler bile yormamıştı, küçük bir jilet her şeyi bitirmişti. Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı ıslatmaya başlamıştı. Bir anda herkesin ilgi odağı oluyorum. Herkes bana neden ağlıyorsun diye soruyordu. Sen onu tanıyor musun diye bir soru yönelttiklerinde, evet diyemedim. Kalbimdeki evet çığlıklarını kulaklarımda duymak mümkündü. Ama dilim söylemekte tereddüt ediyordu. İçimden sonu ne olursa olsun söylemem gerekiyor onu benden başka kimse tanımıyordu. O an başımı yere eğerek… Evet, tanıyorum dedim. O beni bensiz yaşamaya mahkûm olacak kadar çok sevmişti. Beni sevdiği için bırakıp giden tek kadındı ve ondan sonra hiç kimse olmadı.Eşim ve oğlum ne kadar yanımda olsalar da hep onlardan uzak kaldım. Herkes şaşkına dönmüştü, birbirlerine bakarak sorular sormaya başladılar. Nasıl olurda sevdiği insanı böyle deli gibi sevdiği halde bırakıp gider bir insan? Hayatım boyunca bende sizler gibi bu sorunun cevabını yıllarca aradım. İçim içimi yedi, ama nafile bu sorunun cevabını bulamadım. Şu an karşımda öylece bir çocuk misali uyuyor sessizce! Ölüme bir adım daha yaklaşmış vaziyette. O arada ben bunları söylerken kapıdan içeri bir bayan giriyor, okulda hocalık yapan birine benziyordu. İçeri girerken elinde beyaz bir kâğıt vardı. Başımı kaldırıp baktığımda gözlerinden dökülen yaşlar yanaklarını ıslatmıştı. Dudaklarından dökülen sözleri duyunca bir kez daha şaşkına dönmüştüm. Senin yıllarca aradığın bilmek istediğin soruların cevabı burada bulunuyor! Ama nasıl bu mektup bana mı ait dedim? Evet, sen Doktor Ömer Çetin değil misin? Evet benim! İşte bu mektubu sana bırakmış. Ellerimin titremesi bir anda daha da arttığını gözlerimde ki yaşların kuruduğunu hissettim. Öğretmen hanımın elinden aldığım mektubun başında benim adım yazıyordu. Sevgili Ömer; Seni tanımayı seni sevmeyi bana nasip eden Allah’a ne kadar şükretsem azdır. Seninle beraber geçirdiğimiz o günleri hiç unutamadım. Yıllarca senden kaçtım, kaçmak zorundaydım. Çünkü beni bulmanı benimle beraber olmanı istemiyordum. Sen her şeyin en iyisine layıktın. Evlenmemize yakın bir tarihte Doktor arkadaşın Kerem Beyin muayenesinde yapılan tetkikler sonucu beynim de ur olduğunu ama tehlikeli olmadığını öğrendim. Sen iyi bir insandın buna rağmen senin benimle olmanı istemedim. Hayatının orta yerine geldiğimde kim bilir ne zaman hayata gözlerimi yumacağımı bilmediğim için seni yarı yolda bırakmak istemiyordum. Çünkü sen benimle yaşamayı seçmiştin, hayallerini yarıda bırakmak istemedim ve kendimi sensizliğe mahkûm ettim. Aslında bunları sana söylemeyecektim, yıllarca içimde var olan sensizliği kalbimde yaşatacak ve kimsenin bilmediği bir yerde ölüme kavuşacaktım. Ama her şey geçen hafta itibarıyla değişti. Ders çıkışıydı, öğrencilerin sınıftan çıktığı bir vakitti. Bir an Başımın döndüğünü gözlerimin önü kararmaya başlamıştı. Elimi alnıma koyarken yanı başımda bir gölge belirdi. Başımı kaldırdığımda güler yüzlü beyaz tenli, saçları öne düşmüş kahverengi gözleriyle bana bakıyordu. Bizim sınıftan olmadığı kesindi, çünkü kendisini ilk defa görüyordum. Hocam neyiniz var dedi? Bir şeyim yok sadece başım döndü dedim. Sen bu sınıftan değilsin, seni ilk defa görüyorum? Evet hocam ben alt katta lise ikide okuyorum. Siz bizim dersimize girmiyorsunuz. Sizinle üçüncü sınıfta görüşeceğiz. Burada ne işin var? Aynı mahalleden arkadaşım var bu sınıfta onun yanına gelmiştim. Ama sizi böyle görünce seslenmek zorun da kaldım. İsterseniz sizi bir hastaneye götürelim ya da benim babam doktor onu çağırabilirim? Önemli değil zaten geçti. Size adresini vereyim oraya gittiğinizde size yardımcı olur! Neyse sen yinede adresini ve adını söyle belki ben sonra giderim? Özel bir hastanede beyin cerrahı… Adı; Ömer Çetin Elimde ki kalemin bir anda yere düştüğünü hissettim, kalbimde yıllar önce açılmış olan bir yara yine kanamaya başlıyordu. O an ağlamak istedim, başımı kaldırıp onu bir süre izledim. Ardından adını sordum titrek bir sese tonuyla... Adım Kaan dedi, yine kendimden geçtim. Çünkü her şey istediğin gibi gitmiş… Sadece ben yoktum hayatında. Bir oğlumuz olsun ama sana benzesin derdin. Belli ki oğlun annesine benziyor ama gözleri senin gözlerin. Kahverengi gözlerin vardı. Senin canından kanından bir varlığı gördüm ve bir an eski günlerde kendimi buldum. Günlerce seni düşündüm, bir gün karşılaşırız korkusuyla yaşadım. Seni son defa dün akşam iş çıkışı hastaneye geldim. Kapıdan dışarı çıkarken yüzündeki acıyı görebilmek mümkündü… Yıllar saçlarına ak düşürmüş. Bu sabah senden tamamen kopmak ayrılmak istedim. Senin varlığını her gün görmek benim içimi yakıyordu. Herkesin derste olduğu bir vakit canıma kıymaya karar verdim. Kapıları üzerime kilitledim… Sana bu sözleri söylemeliydim. Yıllarca acı çekmeni istemedim dün seni öyle huzursuz görünce kafandaki bütün soruları cevaplamak benim boynumun borcu olmuş tu. Bilmiyorum, beni affedebilecek misin? Şuna inanıyorum ki kalbinde hala bana karşı sevgi varsa beni affedersin diye kalbimde bir umutla hayata gözlerimi yumuyorum… Seni sensiz yaşamak kadar zor bir şey yokmuş. Sen yinede beni bensiz yaşamadığın için ve benim çektiğim sıkıntıları çekmediğin için mutluyum. Mutluluk senin için var edilmişse o varlığın tek sahibi sen ve sevdiklerin olsun. Seni çok seven senin gül güzelin adı hayat ama sana hayat veremeyen yârin… Hoşça kal! Sesim titreyerek mektubun sonuna geldiğimde herkesin susmuş sadece gözlerdeki yaşlar konuşuyordu. Yanaklarımın ıslandığını yüreğimde ki acının arttığını hissettim. Odada ki sessizliği makineye bağlanmış o güzelim kalbinin durduğunu hatırlatan dııt sesi bozuyor. Her şey bir anda olmuş gibiydi dakikalar sonra gözlerin bir daha açılmamak üzere kapandı. Hayat hayatın sonuna gelmişti… Seni affetmek benim için hiçte zor değil. Seni affetmesi gereken Allah affetsin. Hayatımızın içerisinde hep keşkeler vardır. Yine keşke diyorum; Sen beni bensiz değil de benle yaşasaydın.
Tavsiye Et :
• İpek Gongu yazıyı favori listesine aldı...
Ekim
13
Ekim
13
Ekim
11
Ekim
8
Ekim
4
Ağustos
2
Gülmeyi Başaranlar
• Mehmet Emin Efendioğlu • Yaşamdan Hikayeler • 180 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
2
Kıskandım Mezarında Açan Gülleri
• Mehmet Emin Efendioğlu • Kişisel Hikayeler • 210 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Temmuz
12
Seni Sensiz Yaşamak
• Mehmet Emin Efendioğlu • Sevgi Hikayeleri • 499 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Temmuz
12
Hayat ve Mutluluk
• Mehmet Emin Efendioğlu • Kişisel Denemeler • 186 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
12
Seni Sensiz Yaşamak
• Mehmet Emin Efendioğlu • Sevgi Hikayeleri • 499 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ağustos
2
Kıskandım Mezarında Açan Gülleri
• Mehmet Emin Efendioğlu • Kişisel Hikayeler • 210 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Temmuz
12
Hayat ve Mutluluk
• Mehmet Emin Efendioğlu • Kişisel Denemeler • 186 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
2
Gülmeyi Başaranlar
• Mehmet Emin Efendioğlu • Yaşamdan Hikayeler • 180 kez okundu. • 0 kez yorumlandı. |
![]() |
|
||||||||||||||