Seni SeviyorumSeni SeviyorumSon bahar mevsimi gelmiş, okulların açılmasına bir iki hafta kalmıştı.Eski öğretmenin tayin olduğu vilayete gitmişti fakat henüz köy okuluna yeni öğretmen atanmamıştı. Köy halkı tedirgindi. Herkes muhtara yeni öğretmenin ne zaman geleceğini soruyordu… Aradan bir kaç gün geçmişti ki, atanan öğretmenler geldi. Yeni atanan öğretmenlerin iki tane kız çocukları vardı. Büyüğün adı Funda, küçüğün adı da Emeldi. Babaları Mehmet öğretmen, anneleri de Nermin öğretmendi. Mehmet öğretmen gelir gelemez okulun boya badanasını, genel temizliğine başlamış; okulu yeni öğretim yılına hazırlamıştı. Köyde öğretmen demek doktor demek, ziraat mühendisi, veteriner kısacası köyün her şeyi demekti. Çünkü köylü her konuda öğretmenden bilgi alırdı. Yeni gelen öğretmen, eskisinden daha bilgili biriydi. Belki de mesleğini eski öğretmenden daha fazla ciddiye alan demek daha doğru olur… O zaman ilkokul üçüncü sınıfa geçmiş bir çok öğrenci daha okuma yazmayı alfabeyi bilmiyordu… Çünkü eski öğretmen öğrencilerle pek ilgili değildi. Aslında onları mecbur olduğu için katlanması gereken varlıklar olarak görüyordu. Bu yüzden de bir şeyler öğretmeye çalışmıyordu çocuklara… Dersini anlatıp, arabasıyla ilçeye kumar oynamaya gidiyordu… Hazar eski öğretmeni hiç ama hiç sevmiyordu. Kendisi zekâsı ve çalışkanlığı ile okuma yazma öğrenmişti… Okulların açılınca dördüncü sınıf öğrencisi olacaktı… Ertesi gün okulun ilk günüydü… Hazar heyecanla önlüğünü giyindi. Yeni gelen öğretmeni çok merak ediyordu. Zil çalmış, öğrenciler sınıftaki yerlerini almış, yeni öğretmeni sevinç, merak ve heyecanın bir arada olduğu karmaşık duygular içinde bekliyorlardı… Bu okulda dördüncü sınıflar sabahçı, alt sınıflar da öğleci olarak eğitim görüyorlardı. Sıralarında yerini almıştı tüm öğrenciler. Hazar’ın yanında bir kız öğrenci oturuyordu ama tanıyamamıştı bu kızı. Acaba bu kız kim? Diye düşünüyordu Hazar… Hazarın yanında oturan öğretmenlerinin kızı Funda’dan başkası değildi... Hazar ile tanıştılar. Hazar Fundayı görür görmez çok beğenmiş belki çocuk yüreğiyle sevmişti… Kısa zamanda arkadaşlıkları ilerledi. Beraber ders çalışmak için buluşuyor, beraberce oyunlar onuyorlardı… Yıllar geçmiş, ilkokul birmiş, ortaokula başlamışlardı... Funda ile Hazar her gün beraberdi artık… Ortaokulda da aynı sınıftaydılar tek derslik olduğu için… Ders aralarında bile hep beraberdiler… Hazar ilkokuldan beri farkındaydı Funda’ya karşı hissettiklerinin yüreğinde arkadaşlıktan öte bir sıcaklık bıraktığının… Çocukça bir duyguyla başlamıştı her şey ama Funda’yı günden güne daha da çok seviyor, özlüyordu… Köyde ki herkesten kıskanıyordu Funda’yı. Kimseye tek laf ettirmiyordu Funda’yla ilgili… Funda onun gözünde çok değerliydi çünkü… Hazarın bu duyguları tabi ki karşılıksız değildi. Funda da Hazarı seviyordu… Sonuçta hemen her gün beraberdiler… Okuldan sonra Hazarların evinde ders çalışma Bahanesiyle buluşuyorlar, biraz ders çalıştıktan sonra, şakalaşıyor, çocukça aşklarını yaşadıkları oyunlar oynuyorlardı… Düşünülünce, bu kadarı bile yeter bazen bir aşkın doğması için… Akşam olup, Funda evine gidince, Hazar kendini yalnız hissediyor, sabah yine beraber olacakları halde, gece boyunca Funda’yı düşünüyor, her saniye biraz daha özlüyordu… Sabah olmak bilmiyordu bir türlü… Hele o bitmez geceleri daha da çekilmez eden bir korkusu vardı ki, düşündükçe korkuyor, korktukça hıçkıra hıçkıra ağlıyordu… Bir gün gelecek, anne ve babasının tayinleri çıkacak ve Funda bu köyden gidecekti… Bunu düşünmeye bile dayanamıyordu… Her gece gözyaşlarıyla yıkadığı ıslak yastığıyla hıçkırıklarını sustururken uyuyakalıyordu… Ortaokul ilçede idi. Köyün minibüsü ilçede ki okula her gün birkaç öğrenci götürüp getiriyordu. Bir gün okul bahçesinde toplanmış oyun oynuyorlardı. Hazar, Funda, Funda’nın kardeşi Emel ve köyden bir kaç çocuk daha vardı. Oyun esnasında Hazar ile Funda yan yana dururken, Fundanın kardeşi Emel başladı; —Ablam Hazar Abiye âşık, onu seviyor! Ablam Hazar Abiyi seviyor! Diye bağırmaya… Funda ile Hazar bir süre sadece utanarak bakıştılar. Hazar çok mutlu olmuştu. Bunu Funda’nın kardeşinden duyması onu tarifi imkânsız mutluluklara sürüklüyordu… Çok seviniyordu ama belli etmek istemiyordu. Funda kardeşini evlerine doğru kovaladığı zaman geçmiş, ortaokul bitmiş, ikisi de liseye başlamışlardı… O gün kasabanın pazarı vardı. Tüm köy halkı pazara gitmişti. Funda’nın annesi ile babası da kasabadaydı. Okul bahçesinde Funda ile Hazar buluştular, sohbet ediyorlardı. Ne olur ne olmaz diye, yanlarına ders kitaplarını da almışlardı. Soran olursa, ders çalışıyoruz diyebilmek için… Sohbet ediyorlardı uzun zamandır ilk kez görüşüyormuşçasına heyecanlı ve mutluydular… Funda Hazar’a; -Hatıra defterime bir şeyler yazmak ister misin? Dedi. Hazar o güne kadar, Funda’nın hatıra defteri olduğunu bilmiyordu. Hazar: —Çok memnun olurum Fundacım. Dedi ve başladı yazmaya… ‘En sevgili arkadaşım Funda’ diye başladı yazıya. Oysa ne çok isterdi ‘Biricik Aşkıma’ diye başlamayı… Ya babası okursa? Diye, yazamamıştı… Uzun uzun hatırlarını yazdı ve sonuna da, ‘Gün gelip unutacağın değersiz arkadaşın Hazar’ diye not düştü. Funda son notu okuyunca, yüz ifadesi değişti ve —Seni dedi, aptal kafa seni nasıl unuturum ben? Hazarın gözleri dolmuştu. Gözyaşları kendiliğinden akıp giderken, —Yıllardır gideceğini düşünüp, ne acılar çektiğimi bilmezsin sen Funda. Dedi… Funda’nın da gözleri dolmuştu… Hazar ilk şiirini Funda için yazmıştı ve o günden sonra hemen tüm şiirleri Funda için olmuştu... Hazar ile Funda birbirlerini çok seviyordu ama nedense ikisi de ‘seni seviyorum’ demeye cesaret edemiyordu. Belki de bunun sebebi Funda’nın babasıydı… Funda’nın babası Mehmet öğretmen; çok otoriter, saygı duyulan bir öğretmendi. Belki ona saygılarından, belki babalarının güvenlerini yitirmemek için, belki de Korkudan… Ne sebeple olursa olsun, ortada açıklanamayan karşılıklı bir aşk vardı ve gün geçtikçe açıklanması biraz daha imkânsızlaşıyordu… Birbirlerine ‘Seni Seviyorum Aşkım’ diyemiyorlardı… İkisi de gençliğe ilk adımlarını atmışlardı o yıllarda… Ders çalışmak için Hazarların evinde buluşmuşlardı bir gün. Hazarın babası, annesi ve kardeşleri tarlada idi. Evde kimse yoktu. Uzun uzun sohbet ettiler. Hazar yazdığı şiiri Funda’ya okuttu. Funda çok etkilenmişti ve gözlerinden iki damlanın yanaklarına süzülmesine engel olamadı… Sonra ikisi de hayallerini anlatmaya başladılar. Funda ya babası ve annesi gibi öğretmen ya da doktor olacaktı. Hayali buydu… Hazar da okuyup, ya rütbeli bir Polis ya da Subay olacaktı… O gün Hazar, Funda’ya aşkını, sevdasını, onu canı gibi sevdiğini, aşık olduğunu anlatmayı düşündü ama cesaret edemiyordu… Nereden ve nasıl başlayacağını bilemiyordu. Zaten cesareti de yoktu ya… Funda yanlış algılar, kırılırsa? Onu kırmak istemiyordu. Çünkü onu esen rüzgârdan bile kıskanacak kadar çok seviyordu… O gün cesaret edipte, ‘seni seviyorum’ diyemedi… Beraber olunca, zaman su gibi akıyordu. Akşam olmuştu ve Funda evine gitmişti… Hazar ise o akşam uyuyana kadar hıçkıra hıçkıra ağladı… Çok seviyordu Funda’yı ve bu sevginin tarifi yoktu… Aradan yıllar geçmiş, ikisi de üniversite sınavlarına girmişlerdi… Funda, eğitim fakültesini kazanmıştı, Hazar ise tıp fakültesini… Bu Hazar için iyi bir şey değildi… Hazarın babasının maddi gücü oğlunu okutmaya yetecek kadar yoktu… O sene Hazar’ın korktuğu ayrılık gelip çatmıştı… Mehmet öğretmen’in tayini başka ile Çıkmıştı… Hazar Tıp Fakültesine gidemediği için üzülüyordu ama Funda’nın gidişi çok daha başka, çok daha tarifsiz yakmıştı yüreğini… Öyle ya, çocukluk aşkıydı Funda. İlk göz ağrısı… Yaz tatiliydi ve bir kaç gün sonra Mehmet öğretmen başka ile taşınmak için hazırlıklara başladı… Sayılı günleri kalmıştı ve ne yazık ki çabucak geçiyordu… Hazar yaz tatillerinde koyunlarını otlatıyordu. Akşama kadar isyan ediyor ve içinde dinmek bilmeden kopan fırtınalarla başa çıkmaya çalışıyordu… Fundanın gidişi dünyanın sonuydu ona göre… O gün kim bilir kaç defa, gözyaşları bereket oldu da yağdı çorak toprağa… Tayin yakın bir ilçeye çıkmıştı ama başka bir ilin ilçesiydi… Mehmet Öğretmen yeni taşınacakları ilçeye, evin bakımı için hanımıyla ve köyden bir kaç kişiyle birlikte gidecekti… Kızlarının yalnız kalmamaları ve korkmamaları için, en güvendiği Hazar’ın da onlarda kalmasını söyledi. Hazar çok sevinmişti… O gece Mehmet öğretmen yoktu. Hazar, Funda ve Kardeşi Emelle beraberdi… O gece sabaha kadar Funda ile sohbet ettiler, birbirlerini çok özleyeceklerini söylediler ama yine ‘seni seviyorum’ büyüsüne kapılıp içlerinde ne var ne yoksa dökemediler… Sabah olmuştu. Hazar sabah evine erken gelip koyunları otlatmaya götürdü. O gün Funda gidiyordu… Hazar bu vedaya yüreği dayanmayacağından köyün ilçeye gidiş yolunda ki tarlanın oraya koyunlarını otlatamaya gitti. Orası yüksekçe bir yerdi ve okul rahatça görünüyordu oradan… Hazar sürekli okulu gözetliyordu. Kamyonete eşyalar yüklenmiş, ilçeye doğru yola çıkmıştı bile… Kamyon oradan da geçecekti… Hüzün her hücresini sarmıştı. Gözyaşları ona inat, kurak yanaklarını yakarak boşalıyordu gözlerinden… Kamyonetin arkasında Mehmet Öğretmenin arabası, arabada ise Funda, annesi ve kardeşi vardı. Funda arka koltukta kardeşi ile oturuyordu. Yol yamaç olduğu için araçlar yavaş gidiyordu. İşte o kaçınılmaz vedanın tam da sırasıydı… Hazar’ın yanından geçiyordu araçlar… Funda ile göz göze geldiler… Funda ağlıyordu. Gözünden akan yaşlar adeta Hazar’ın yüreğini yakıyordu. Hani o kıyamadığı, gözünden sakındığı biricik aşkı, gözlerinin içine baka baka ağlıyordu. Ne yazık ki Hazar çaresizce bakıyordu… Funda yalnızca el sallıyordu fakat Hazar sevdiğinin bir bakışından seçerdi ne hissedip ne düşündüğünü… Elveda diyordu bu eller. Elveda Hazar… Hazarınsa yüreği kan ağlıyordu. Biricik aşkı kayıp gidiyordu işte parmaklarının arasından… Sadece ve sadece güle güle dercesine sallayabildi elini… Artık başka hiçbir şeye gücü kalmamıştı çünkü… Olduğu yerde, dizleri üstüne çöküvermişti birden. Gözlerinde aşkının son çığlıkları, son isyanları… Araç gözden kayboluyordu artık… Hazar’ın yürek yangını sönmüyordu bir türlü. Bağırmak istedi. Boğazı yanana, dağlar taşlar sesiyle inleyene kadar bağırmak… Derin bir nefes aldı ve hiç olmadığı kadar isyankar bir sesle haykırdı aşkını… SENİ SEVİYORUUUUUM! SENİ SEVİYORUM FUNDA!
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Seni Seviyorum isimli yazı, Ersin Ünal tarafından 5/12/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ali Esat Taş yazıyı tebrik etti...
Derya Sesigüzel yazıyı tebrik etti...
Aydan Özdemir yazıyı tebrik etti...
Emel Zirkon yazıyı tebrik etti...
• Ali Esat Taş yazıyı favori listesine aldı...
Kasım
23
Kasım
22
Kasım
20
Kasım
19
Ah Yaşanamamış Öğrenci Aşkları
• Mustafa Çetin • Aşk Hikayeleri • 115 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Kasım
19
Kasım
22
Kasım
21
Kasım
20
Kasım
18
Kasım
16
Şubat
1
Aralık
5
Ekim
12
Mayıs
20
Mayıs
18 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||