kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Mektup Hikayeleri

Serdar Yıldırım`dan Mektup Var


Serdar Yıldırım`dan Mektup Var

Sevgili Okuyucu,

Daha önce hikayesini yazdığım ve uzun süredir kendisinden bir haber alamadığım Serdar Yıldırım`dan bir mektup aldım geçenlerde. Onu Polis Radyosu`nda kayıp anonsu yaptırmak suretiyle aramamla ince ince dalga geçtikten sonra gönderdiği mektubu yayımlatmamı ama bu sefer -hikayesini anlatırken yaptığım gibi- içine yazarlık hevesimi karıştırmadan, olduğu gibi yayımlatmamı istedi. Nazikçe tek kelimesine bile dokunmamam konusunda uyardı işte. Ben de öyle yapıyor, mektubu hiç müdahale etmeden yayınlıyorum. Ama izin verirseniz bir iki şey söylemek istiyorum mektupla ilgili, daha doğrusu mektubundan çıkardığım ruh haliyle ilgili.

Serdar`ın cezaevinden çıktıktan sonra ortadan kaybolmasını ben bir tür Tutunamayanlar etkisi olarak görüyordum başlangıçta. Onu Olric`le birlikte istasyon istasyon dolaşırken hayal etmek hem biraz rahatlatıyordu beni hem de -ne yalan söyleyeyim- özeniyordum bu durumuna. Ama mektubu okuyunca öyle olmadığını anladım. Kaçıp saklanmak yerine ısrarla bu hayatın bir parçası olma çabası sürüyor ve bu onu çok mutsuz ediyor. Onu daha önce bu kadar umutsuz görmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Çok uzatmadan en iyisi mektuba geçmek (Serdar`dan bir mektup daha alıp yazarlık hevesimle ince ince dalga geçmesini istemem.Bazen çok zalim olabiliyor insanlar, ben bütün iyiniyetimle aylarımı verip hikayesini anlatıyorum ama bir köşeden istihzayla gülüyor bana.)

İşte mektup...


Sevgili Sedat,

Dışımdaki kabuğu korumak gün geçtikçe zorlaşıyor, Sonunda ne mal olduğumu anlayacaklar diye korkuyorum. Havalardan mı bilmiyorum ama bugünlerde nerede olsam başka bir yerde başka ve daha önemli bir şeyleri kaçırmışım hissine kapılıyorum. Panikle televizyonun karşısından kalkıp kitaplara sarılıyorum. Bana pek yardımcı olduklarını söyleyemem. Kitaplar genellikle bana ne kadar cahil, bilgisiz olduğumu hissettiriler. Onlara mucize hayaliyle yaklaşan birine böyle hissettirdikleri için kızıyorum ve kapatıp bilgisayarı açıyorum bu kez. Salak salak ekrana bakıyorum.

Yüzü olmayan hayaller...

Gerçeğin nerede başlayıp nerede bittiğini kestiremiyorum.

Kendime biraz acımak istiyorum bugünlerde ama sonuçları genellikle yıkıcı olduğu için bundan da korkuyorum.

"Daha iyi biri olabilirdim", diye düşünüyorum,

"Başka biri olabilirdim."

Olamamışlığın sıkıntısını hissediyorum içimde.

Çevremdeki insanlara bakıyorum, sürekli bir şeylerle meşgüller, bana anlatamayacağım kadar önemsiz görünen konular üzerinde saatlerce sohbet edebiliyor, günlük sıkıntılardan, politikadan, gazete haberlerinden yaşam tahlilleri yapıyorlar. Ve ne kadar mutlular görsen! Mutlu oldukları için kızıyorum onlara, küçümsüyorum belki. Ama bu küçümseme eskiden olduğu gibi "özel" hissettirmiyor kendimi. Aslında onlar gibi mi olmak istiyorum? Aslında hep onlar gibi mi olmak istedim? Olamayacağımı görünce mi okumaya başladım Dostoyevski`yi?

İki arada bir derede kaldım galiba. Akşamları soğuktan titreyerek sokaklarda yürüyor, ilerleyen saatlerde alkolle avutmaya çalışıyorum kendimi.

Aklımda genellikle sözlerini hatırlamadığım bir şiir...

dolmuşta başımı dayadığım camın sarsıntısıyla ilerlerken ağır ağır, metroda akıp giden kalabalığa şaşkınlıkla ve bir tür hayranlıkla bakarken kelimelerini özenle bakışlarımdan saklayan bir şiir...Tezgahlarını kaldıran satıcılar, korsan kitap satan gençler, dilenciler, mendil satan masum yüzlü kadınlar, titreyen elleriyle dilenen, kalem satan, çiçek satan, vicdan denen o orospu çocuğuna gününü göstermek için ışıl ışıl parlayan çocuklar, yollar, kederli büyük şehir ağaçları, köprüler, çiğ köfte satan ahmaklar, kokoreç kokusuyla dumanlanan yüzler, (yüzler sevgili Sedat) bir kuşun kanadında sevda sevda diye inleyen sevgililer, ak sakallı ihtiyarlar, bin yıllık çınarlar, hayatın sırrını arayan yalnızlar, sarhoşlar, ürkütülmeye hazır kuşlar, hayat sırrının suyu, çeşmeler, deli çaylar, kanmalar, kanamalar, kan kayıpları… aklımda Yeni Hayat`ın Canan’ı, Tutunamayanlar`ın Günseli’si Sevgi`nin Mücevherleri, alfabenin ikinci ve üçüncü harfinin aynı şehrin içinde bir türlü karşılaşamadığı Aylak Adam, bütün kitapların Bilge’si, (bilge bilge! beni neden terk ettin?)

Sokaklar boşalıp, insanlar evlerine çekildiklerinde içimdeki boşluğa gelip yerleşiveriyor korku. Pencerelerden taşan ışıklara bakıyorum, korku daha fazla abanıyor üzerime. Oysa seviyorum insanları. Turgut gibi her şeyi geride bırakıp gitmeyi istemiyorum ki ben. Hem nasıl yaparım? Ben hala yaşadığım şehrin sokaklarında kayboluyorum. Metroda istediğim çıkışı bir türlü tutturamıyorum hala. Musluk contası karşısında çaresizlikten inliyorum. Çağırdığım tamirci yüzüme küçümseyerek bakıyor sonra.

"Ne biçim adamsın lan sen, bir conta için tamirci mi çağırılır?"

Çağrılsın istiyorum, basit görünen şeylerde tıkanıp kalmaktan nefret ediyorum çünkü.

İçimden, "Ben de Dostoyevski okudum n`aber!", demek işe yaramıyor artık.

Gelip dayandığım son nokta bu. Ne geriye, ne ileriye gidebiliyorum. "Bir şeyler yapmalısın", diyorum, "Artık daha fazla böyle devam edemez." Ama aklıma gelen bütün çözümleri daha önce denedim zaten. Her şeyi bırakıp kitaplara sarıldığım dönemler de oldu, bütün bu saçmalıkları terk edip hayata tutunduğum dönemler de...

Pek umut yok, o yüzden "galiba havalardan" deyip kapatmaya çalışmalıyım meseleyi. Geçer biliyorum, hep geçti. Hiç sonunu getiremedim. Korktum. Korkuyorum. O kabuk olmadan yaşayamam biliyorum ama o kabukla da yaşayamıyorum. İşte itiraf ediyorum doktor, diz çöküyor, pes ediyorum. Kendimi ölümcül bir coşkuya kaptırıp, sonradan pişman olacağım şeyler yapmak istiyorum, ezberimi bozmak istiyorum, çorabın bitip tenin başladığı yeri görmek istiyorum, o kuyunun dibine düşmek, satırların arasına dikkatle eğilip o roman kahramanlarının yüzlerini görmek istiyorum, gördüğün gibi yine edebiyat yapmaya başlıyorum. Biraz daha devam edersem kendime küfretmeye başlayacağımı hissediyorum:

"Kaypak, yalancı, gerçeği durmadan çarpıtan, her şeyi kendine yoran, bencil, sorumsuz, korkak, derinliksiz... Ha ha! Üç tane kitap okudun kendini bir bok sanıyorsun değil mi? Ne tarih bilirsin, ne felsefe. Mitoloji bile okumadın geri zekalı. Temelsizsin. Birkaç tuğladan ibaretsin işte. Neymiş efendim, conta değiştiremiyormuş. Nasıl da başka yöne çeviriyorsun meseleleri! Nasıl da kurnazlık peşindesin. Böyle kurtulamazsın, ben senin ne mal olduğunu bilirim."


Ah! Nasıl korkuyorum avutulmaktan sevgili Sedat, teselli edilmekten... "Böyle diyorsun ama aslında şöyle", "Bak sen şöyle düşündüğün için böyle hissediyorsun," denmesinden... O ördüğümüz ağların içinde debelenip dururken "umut"tan bahsedilmesinden...

Nedir ki umut sevgili Sedat?

İhtiyacı olduğunda onu her zaman yaratır insan. Bir hırdavatçıdan pembe boya alıp, pencere pervazlarını boyatmak için eve iş bilen bir akraba gelmesini beklemek kadar yakında mutluluk.

Bulutsuz gecelerde, sarhoşken ve işsizliği sırtımda bir kambur gibi taşırken, o yokuşun ortasında durup -evime gitmekten utanırken bile- kollarımı kaldırıp, "Şimdi, şu anda mutluyum", diye haykırmadım mı ben? "Yaşarken" dönüp bakmadığım, dönüp bakılmayı, önemsenmeyi hak etmeyen insanların gizli hakaretleriyle delik deşik olurken, "Olsun, benim bir gizli bildiğim var", demedim mi?

Nedir ki mutluluk?

Hem bütün teselliler yalnız olduğumu düşündürür bana, son dayanağımı da alır giderler elimden, ama ne garip ki karşımdaki kişi iyilik ettiğini sanır. Aslında kendine iyilik ettiğinden habersizdir. Kendi hayatını, kendi değerlerini kutsadığından... Benim iç döküşlerim başkaları için huzurlu bir uykunun müjdesidir sadece. Kaç kişiye huzurlu uykular verdim böyle, kaç kişi çıkıp gitti hayatımdan gönül rahatlığıyla...

Sevgili Sedat, bunları sana yalnız olduğum için yazmıyorum. Beni uzun süredir merak ettiğini ve bulmak için saçmasapan yollara başvurduğunu (sahi Polis Radyosu`ndaki kayıp anonsu da nereden çıktı) biliyorum. Bu satırlardan çıkaracağın psikobilmem ne saçmalıklarıyla uzun uzun tahliller yapacağını biliyorum ama sandığın kadar umutsuz değilim.

Suyun yüzüne çıkıp biraz soluklanabiliyorsam hala, bu galiba yalnız olmadığımı hissettiğim için. Bir ben değilim diyebildiğim için. Aynı kaderi paylaştığım o kitap kahramanları beynimde (beyninde) dolaşıp durduğu için, anlatmak istediklerimi anlatabildikleri için. Bilmem kaçıncı birayı içtikten sonra her nasılsa arada bir yakalanan bir samimiyet coşkusu içinde bir arkadaşla ertesi sabah sıkıntıyla hatırlayacağımız bir sohbeti paylaşabildiğimiz için.

Senin için...

Kınından kılıcını çıkarıp bütün içtenliğinle beni özgür bırakmak istediğin için. (hikeyemi yazarken bunu gerçekten istediğini biliyor, iyi niyetli çabana değer veriyorum)
O alışkanlıklar olacak benim geleceğim. Ben başka hiçbir şeye dönüşemeyeceğim. Ama benim avuntum da bu olacak işte. Yalnız değilim. Duyduğum bu sesler çarpık beynimin oynadığı oyunlar değil sadece. Evet kötüyüm, evet birkaç tuğladan ibaretim yalnızca ve evet kendimden pek hoşlanmıyorum ama yalnız değilim.

Umut onların olsun Sevgili Sedat, mutluluk ve huzur da... Direnmeyeceğim işte!

Kendimi tekrar bırakacağım suya. Çünkü, kimbilir ne zaman biraz soluklanmak için çıkacağım yüzeyde derin bir solukla ciğerlerimi doldurmayı hayal edebilirim artık. Ah romantik Serdar, ah hala ergenlik sivilcelerini patlatan çocuk, ah nasıl koşup sarılmak istiyorum sana, seni nasıl içime almak, ellerini sevgiyle sıkmak, son nefesini verirken yanında olmak istiyorum...
Senin ölüm ilanını kendi ellerimle yazmak istiyorum...
"Aslında iyi biriydi, alışkanlıkları geleceği oldu, aynı çemberi döndürüp durdu yıllarca, buna daha fazla dayanamadı ve öldü."

Satırlarıma son verirken selam eder, çalışmalarında başarılar dilerim.

Kahramanın, Serdar Yıldırım.


Serdar Yıldırım`dan Mektup Var
Yazı Sahibi
Sedat Alkaç
Sedat Alkaç tarafından 21.2.2008 tarihinde eklendi 692 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Serdar Yıldırım`dan Mektup Var isimli yazı, Sedat Alkaç tarafından 21.02.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
tebrik Necla Alptekin yazıyı tebrik etti...
tebrik Mustafa Yılmaz yazıyı tebrik etti...
tebrik Fatma Çetin Kabadayı yazıyı tebrik etti...
Duygu Banaz yazıyı favori listesine aldı...
Çiğdem Bekar Abilov yazıyı favori listesine aldı...
mektubu ilk defa okudum ama etkilenmemek elde değil günümüzü özetlemiş kısaca tebrikler saygılarımla


01.03.2008 tarihinde yorumlandı.

Her şey ama her şey için mücadele etmek zorundasın bu bazen sıkıyor insanı,her zaman yağlı tutamıyorsun hayatın civatalarını. kanatların kırılacaksa çırpınırken kırılsın diyemiyorsun yeter ki nefes almaya çalışırken ayaklarıma takılmasınlar. Kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum ben.Sakın ha artık bir şeyleri kabul ettiğimi düşünmeye kalkışmayın. Sevdiğim şarabı içip hak ettiğim emegi görmek,kendimi mutlu edip hak ettiğim yere gelmek istiyorum . Emeğime saygı duyuyorum. kazandığım her kuruşu , damıtarak hak ediyorum Ne mi istiyorum? çok basit İnsanlarla heyecanımı ve mutlulugumu paylaşmak istiyorum. Benim dünyamda korkuya basitliğe yer yok... Merhaba Sedat .. Yazıyla ilgili bir yorum degil ama benimde eskiden karaladıgım bu yazıyı seninle paylaşmak istedim o kadar...


28.02.2008 tarihinde yorumlandı.

Nedir ki mutluluk? _kaosun içindeki küçük gibi görünen asıl büyük temel atan bir soru yerleşiyor harflerin içine.. ve tüm hikayenin,cevabını okuyana veriyor aslında.. adı MUTLULUK ? diyor bir sayfa. mutluluk, kişiye ve kişinin sentezlerine göre değişen bir olgu olduğuna göre, kişi burda mutluluğun arayışından çok kelimeler arasında bir intiharı kendine uygun buluyor..olabilirmi.. peki.. ki öyleyse: _değer + altyapı: mutluluk ! diyorum ben.. evet, heyecanla okudum sonunun nereye geleceğini merak ederek..hayat bir ibareden mevcutsa, bütün şivelerin alanından bakalım yaşama.. teşekkür ettim bu güzel mektup için Sedat Bey.. güzel günleriniz olsun sizin.. SEVGİLERİMLE..


26.02.2008 tarihinde yorumlandı.

Kendisinden kurtulmayı istemeyen,ama kendisinden kurtulmak için yazılar ortaya koyan bir yazarı oynar gibi serdar yıldırım,zaman zaman günah çıkarıp sayfalara,sonra günahlara devam eden,ve günahları olmadıkça yazamayacakmış gibi günaha olan her tür daveti kabul etmeyi kanıksamış,insanları severken,onların kendisine sunduğu iyi niyetli tesellilerini onlara ince acısız zehirli bir ok gibi çevirmekten vazgeçemeyen,ölümün kıyısında sandalı yakıldığında bata çıka tekrar o aşağıladığı hayata dönen bir itirafı daha paylaşmış gibi,ne çok itiraf ediyor,ve kendisini ne çok acıtmaya çalışıyor gibi değil mi?neden acaba sorusu geliyor akla.Neden yoksa hala yazmadığı için mi?itiraflarını orospu çoçuğu dediği vicdan rahatsız ettiği için mi,kim bilir,serdar yıldırım yazmaya devam edecek,itiraflarını okuyacağım,bir gün itirafları bitip,itiraf etmeye başladığı an tebrikler kısmına gireceğim sadece.Başardın yazmak için.Guşav fıji.


25.02.2008 tarihinde yorumlandı.

"Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın. Kendin içindeyken kafan dışındaysa çaresi yok kardeşim, her akşam böyle içip kederlenip mutsuz olacaksın" diyen şarkı Serdar`a, Sedat`a, isim benzerliği olan veya olmayan böyle hayat kahramanlarına yazılmamış mıdır sizce de? Günbegün siteye eklenen bir dönemin vazgeçilmezi olarak takip ettiğimiz hikayeden çıkıp gelen Serdar Yıldırım ne güzel geldi onun takipçilerine sevgili Sedat Alkaç, bir bilseniz. Öyle ki okuduğumda beni uzunca düşündüren "Fısıltı" hikayenizden sonra bile yapmadığım yorumu bu sefer bastırmaya yetmedi bu tanıdık kahraman. Kaleminiz daim olsun diye söylenen lafı onu okumaktan aldığım keyif adına söylüyorum bu defa. Yazın ki okuyalım, okuyalım ki anlaşılmışlığı biraz olsun yaşayalım. Aksel.


23.02.2008 tarihinde yorumlandı.

Bu mektup yüzünden hikayenin tamamını okumak durumunda kaldım. Bir günümü vermeye değdi doğrusu. Yürekten kutlarım.Fazla söze gerek yok! Saygımla.


21.02.2008 tarihinde yorumlandı.

Hikayeyi yazdığın günler geldi aklıma. Okumak büyük zevkti. Sen iyi bir edebiyatçısın. M. Özay


21.02.2008 tarihinde yorumlandı.

Serdar bir kez çıktıysa ortaya,bu mektupların devamı da gelecek demektir.Size(bize) yazacaklarının hepsini yazmamış henüz belli ki.Bu arada aman dikkat;son nefesinizde yanınızda olmak istemesini göz ardı etmemek gerek.Kutlarım Sedat Bey.Hiç duraksamadan okutturan bir yazı


21.02.2008 tarihinde yorumlandı.

serdar yıldırım dan haber almak bizi mutlu etti ama bizde senin gibi hayal ediyorduk onu ama o yine yaptı yapacağını? sedat,şu serdar`ın adresini versene bana:) yine harikalar yaratmışsın,tebrikler..


21.02.2008 tarihinde yorumlandı.


Kasım
28
Kendime Sende Bulduğumdan Beri…
Hüsnü CesurMektup Hikayeleri • 111 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
19
Daha Kaç Kez Vuracak Aşk
Mozan ArasMektup Hikayeleri • 302 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
18
Sevgiliye Mektup3
Rahmi SezerMektup Hikayeleri • 346 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
10
Pembe Papatyalar
İlayda SevinçMektup Hikayeleri • 293 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
22
Son Mektup 2
Betül Sena EmekMektup Hikayeleri • 990 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Kasım
15
Terlik Bir İnsanlık Suçudur
Sedat AlkaçKomik Hikayeler • 437 kez okundu. • 18 kez yorumlandı.
Temmuz
2
Tamtam
Sedat AlkaçYaşamdan Hikayeler • 366 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Haziran
2
Voyage Au Bout De La Nuit
Sedat AlkaçKişisel Denemeler • 284 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Şubat
21
Serdar Yıldırım`dan Mektup Var
Sedat AlkaçMektup Hikayeleri • 693 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Ocak
21
Fısıltı
Sedat AlkaçYaşamdan Hikayeler • 398 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Eylül
25
Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 31
Sedat AlkaçYaşamdan Hikayeler • 1251 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Şubat
21
Serdar Yıldırım`dan Mektup Var
Sedat AlkaçMektup Hikayeleri • 693 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Eylül
22
Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 29
Sedat AlkaçYaşamdan Hikayeler • 685 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Kasım
5
İntihar
Sedat AlkaçYaşamdan Hikayeler • 597 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ekim
20
Sonbahardan Çizgiler
Sedat AlkaçAnı Hikayeler • 591 kez okundu. • 14 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Serdar Yıldırım`dan Mektup Var, Serdar Yıldırım`dan Mektup Var hikayesi, Serdar Yıldırım`dan Mektup Var hikaye, Serdar Yıldırım`dan Mektup Var nedir?, Serdar Yıldırım`dan Mektup Var hakkında bilgi, Serdar Yıldırım`dan Mektup Var hikayeleri, Sedat Alkaç hikayeleri, Serdar nedir, Serdar hikayesi, Serdar hikayeleri, Yıldırım`dan nedir, Yıldırım`dan hikayesi, Yıldırım`dan hikayeleri, Mektup nedir, Mektup hikayesi, Mektup hikayeleri, Var nedir, Var hikayesi, Var hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Shares | Myspace Layouts | Mortgage Calculator | Debt | Advertising | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul