Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 26Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 26XVIITek sıra halinde yürüyor çocuklar. Siyah önlükleri ve beyaz yakalarıyla uzaktan bakınca bir karınca ailesini andırıyorlar. Ellerinde büyük defterler var. Mayıs güneşinin taze ışıkları şımarık çocuklar gibi arsızca oynaşıyor ağaçların üstünde. Her yer yemyeşil. Okulun önünden karşıdaki tepeye doğru uzanan keçi yolunda askeri bir disiplinle ilerliyorlar. Kızıl, seyrek saçlı öğretmen elindeki sigarasından derin, düşünceli nefesler çekerek önlerinden yürüyor. Yüzünde her zamanki sıkıntı ifadesi var. Arada bir yavaşlıyor, arkasına dönüp her şey yolunda mı diye acemi askerlerine bakıyor. Sonra tekrar hızlandırıyor adımlarını. Ayva ağaçlarıyla dolu yüksekçe bir tepeye tırmanıyorlar. Yabani otlar ve çiçekler sarmış her yeri. Daha yukarıda büyük eski bir mezarlık var. Ölüler manzaraya en hakim yerden yoksul mahalleyi seyrediyor, sıkıntıyla kıyametin kopmasını bekliyorlar. Yaklaşan çocukları görünce kederle birbirlerine bakıyorlar. Ah çocuklar! Yırtık ayakkabılar, yamalı pantolonlar, delik çoraplar. Kir pas içindeki yüzlerine asla aşamayacakları kaderlerinin gölgesi düşmüş. Sırtlarında bir yük gibi yoksullukları, omuzları çökmüş, sırtları kambur. Ama sanat yapmaya gidiyorlar. Yaratmaya, kendilerini ifade etmeye. "Dünyayı güzellikler kurtaracak", az kaldı şu yokuşun sonunda. Papatyalar sarmış her yeri, ayva ağaçları çiçek açmış. Birkaç çocuk çaktırmadan ayva çiçeklerini koparıp atıyorlar ağızlarına. Sonra oturup yıllardır yaptıkları gibi yoksul mahalleyi seyrediyorlar o tepeden. “Manzara resmi”, diyor öğretmen her zamanki gibi, “Birbirinizle konuşmadan yavaş yavaş çizin.” Bir köşeye çekilip oturuyor, bir sigara daha yakıyor. Dalıp gidiyor uzaklara. Yorgun, sıkıntılı... Öğretmene her baktığında içi acıyor Serdar’ın. O yüzden bakışlarını kaçırıyor. Gözleri resmedecek bir şeyler arıyor. Ama değişen bir şey yok. "Dünyayı kurtaracak bir güzellik" göremiyor. Yoksul gecekondu evlerine bakıyor, kireç boyalı duvarlarına, kırık dökük kapılarına, pencerelerine. Uzayıp giden kavakları ve yanlarında süslü küçük kız kardeşler gibi dikilen ayva ağaçlarını seyrediyor. Banliyö treni gürültüyle geçiyor ağaçların arasından, o açıdan görünmeyen istasyona doğru gidiyor. Uzaktaki büyük tepe, her yerinden mantar gibi bitmiş evlerden başka bir şey göstermiyor bakanlara. O tepenin ardında ne var acaba? Bir başka tepe, sonra bir başka tepe daha. Pek umut yok. Ne çizse Serdar, bir türlü karar veremiyor. Ah öğretmenim! Bunu niye yaptınız? Yılan gibi kıvrılarak uzayan yoldan gelen geçen insanlara bakıyor. Su taşıyan kadınlar, tek tük geçen arabalar, küçük camiden çıkıp etrafa dağılan yaşlılar, yorgun eşeğin üzerine yüklediği helkelerle yoğurt satan Hacı Amca. Teneffüslerde koşa koşa yolun karşısına geçip hücum ettikleri bakkalın sahibi, iskemlesini dükkanın önüne koymuş güneşleniyor. Yeni bir saldırı için güç topluyor Selanik göçmeni ihtiyar ayakları. Ne çizse Serdar? Bu evler, yollar, insanlar, ağaçlar dışında bir şeyler çizmek istiyor. Aklına bir şey gelmiyor. Öğretmenin hayaliyle dolu yüreği, onu düşündükçe nefesi tıkanıyor, içi eziliyor. “Diğerleri ne durumda acaba?” Etrafına bakınca paniğe kapılıyor. Çünkü çocuklar kafalarını gömdükleri defterden hiç kaldırmadan hararetle bir şeyler çizmeye başlamışlar bile. Onun göremediği bir şeyleri görüyorlar. Serdar’sa yıllardır ne zaman eline bir resim defteri alsa hep aynı şeyi çiziyor : Kağıdın üst sol kenarından ortasına kadar yuvarlak bir çizgi, çizginin bittiği yerden kağıdın sonuna kadar ikinci bir yuvarlak. Tam ortada saçları diken diken olmuş bir güneş, dağların arkasından şaşkınlıkla doğuyor. Gökyüzüne biraz hareket katmak gerek. Sağa sola bir iki şekilsiz bulut. Sonra güneşin doğduğu yerden başlayıp aşağıya, kağıdın bittiği yere kadar uzanan incecik bir dere. Dere bütün kağıdı ikiye bölüyor. Hemen soluna bacası tüten küçük bir ev. İki penceresi bir kapısıyla şirin bir gecekondu evi… Etrafındaki çitlerin kenarlarında bodur ağaçlar var. Biri erkek biri kız iki çocuk, evin hemen önünde tam ortalarında havada asılı duran bir topa hayretle bakıyorlar. Ama oyun alanları çok dar. Üstelik derenin sağ tarafı fazla boş kaldı. Yürüyüşe çıktıklarında karşı tarafa rahatça geçebilmeleri için derenin üzerine bir köprü çiziliyor hemen. Boş kalan yerlere de bir iki çalı çırpı ve işte resim tamam. Her seferinde farklı bir şey çizme kararlılığıyla oturuyor defterin başına ama yıllardır aynı resmi çizip duruyor. Galiba resim yapmayı sevmiyor Serdar. Olmayı çok sevdiği bir yerde yapmayı pek sevmediği bir şeyi yapmak zorunda olmak iyice canını sıkıyor.
Telif Hakkı Uyarısı Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 26 isimli yazı, Sedat Alkaç tarafından 9/19/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Aralık
3
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 35 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Aralık
3
Dünya Engelliler Gününü Saygıyla Anıyorum
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 28 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
15
Temmuz
2
Haziran
2
Şubat
21
Serdar Yıldırım`dan Mektup Var
• Sedat Alkaç • Mektup Hikayeleri • 693 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Ocak
21
Eylül
25
Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 31
• Sedat Alkaç • Yaşamdan Hikayeler • 1252 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Şubat
21
Serdar Yıldırım`dan Mektup Var
• Sedat Alkaç • Mektup Hikayeleri • 693 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Eylül
22
Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 29
• Sedat Alkaç • Yaşamdan Hikayeler • 685 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Kasım
5
Ekim
20 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||