Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 31Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 31XXHava kararmıştı. Ceplerimi arayıp Zeynep’in verdiği telefon numarasını buldum. Bir büfeye gidip numarayı çevirdim. (Umarım annesi açmazdı) Ne söyleyeceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu. Önceki gece onunla konuştuğumu hayal meyal hatırlıyordum ama ettiğim küfürler dışında söylediğim hiçbir şeyi hatırlamıyordum. Zeynep açtı telefonu. “Efendim!” “Zeynep, ben Serdar!” Uzun süren bir sessizlik… Sonra çekingen bir sesle konuştu. “Merhaba Serdar. Dün çok kötü geliyordu sesin. Nasılsın, toparlandın mı biraz?” “Kusura bakma”, dedim. “Dün çok sarhoştum. Kötü şeyler söylediysem bağışla. Hiçbir şey hatırlamıyorum.” Güldü. Rahatlamıştı “Hiç konuşmadın ki”, dedi. “Sürekli ağlıyordun. Endişelendirdin beni.” Ne söyleyeceğimi bilemiyordum ama artık konuya bir yerlerden girmem gerekiyordu. “Konuşmamız gerekiyor Zeynep, yarın buluşabilir miyiz?” Uzun süren bir sessizlikten sonra konuştu. “Neredesin sen şimdi?” Söyledim. “Eğer başka bir işin yoksa atla bana gel. Annem dayımlarda kalıyor iki gündür. Bu gece de gelmeyecek. Oturur konuşuruz rahat rahat.” Hayatım boyunca bir sürü hata yaptım. Bilerek ya da bilmeyerek yaptığım hatalar, inadına tekrarladığım yanlışlarla dolu yaşamım. Doğru olduğuna tüm kalbimle inandığım şeylerin sonradan bir hata olduğunu fark ettiğim de oldu; kendimden intikam almak, canımı acıtmak için göz göre yaptığım hataların sonradan en doğru hareket olduğunu anladığım da. Seçenekler arasından en kötülerini seçtim hayatım boyunca. (Bu konuda özel bir yeteneğim var galiba.) Seçim yapmaktan bunun için nefret etmişimdir hep. Ama sadece benimle ilgiliydi bu hatalar. Benim zavallı, acınası, bir bodruma tıkılıp insanların onu fark etmesini bekleyerek kendini tüketen hayatımla ilgiliydi. Üzerimden gelip geçiyorlardı. Belki biraz canım acıyor, bir taraflarım kanıyordu ama o kadar. Ötesi yoktu. Şimdi ise hayatımın hatası tam karşımda duruyordu. Diğerleri gibi değildi o. Birikmiş küçük hatalarımın oluşturduğu dev bir çığ kütlesi tam tepemde duruyor, küçücük bir ses, ağzımdan çıkacak tek bir sözcüğü bekliyordu harekete geçmek için. Geri dönüşü olmayan bir yola girmek ya da o yoldan sonsuza kadar kurtulmak için tek bir sözcük yeterliydi. “Olur”, dedim. Tam adresini alıp telefonu kapattım. Caddeye çıkıp yürümeye başladım. Rüzgar çıkmıştı, etrafta neredeyse hiç insan yoktu. İçime bir sıkıntı çöktü birden, bir bezginlik. Bütün bunların dışında hissetmek istiyordum kendimi. Yatağıma uzanıp kadim dostum tavanı seyretmek istiyordum. Kendi dertlerimi özlemiştim. Ayaklarımı sorumsuzca uzatıp işsizliğe, parasızlığa, yalnızlığa küfretmek istiyordum sadece. Zeynep’le ilgili en küçük bir heyecan duymuyordum o anda. Yıllardır onu düşünmeme rağmen, merak ettiğim onca soruya rağmen onu görmek istemiyordum. Hem evinde ne işim vardı Allah aşkına. Hiç olacak iş miydi bu? Neden salak gibi teklifini kabul etmiştim? Durdum! Hırsla geri dönüp telefon ettiğim büfeye doğru yürümeye başladım. Kesin kararımı vermiştim. Hiçbir güç beni bu kararımdan döndüremezdi. Büfeci -yüzümdeki ifadeden olacak- bariz bir şaşkınlıkla baktı bana. Buna rağmen hiç tereddüt etmeden verdiğim kararı soğukkanlılıkla büfeciye de söyledim. “İki bira verir misiniz lütfen” Zeynep’e gitmeyecektim. Bundan artık kesinikle emindim. Parayı ödedikten sonra -verdiğim karardan dolayı son derece rahatlamış hissederek- hemen yan taraftaki parka gidip oturdum. Oturduğum anda da pişman oldum. On dört on beş yaşlarındaki iki tinerci çocuk, tam karşımdaki bankta oturmuş sırıtarak bana bakıyorlardı. Saçlarımdan ayakuçlarıma kadar ürperdim. Korku! Oturur oturmaz kalkıp dikkatlerini çekmek istemediğim için ilgisiz görünmeye çalışarak birayı açtım ve içmeye başladım. Çocukların bulunduğu tarafa hiç bakmıyordum ama onların sürekli beni süzdüklerini biliyordum. İlk birayı aceleyle içip ikinciyi bankın altına doğru sürdüm ve kalkıp yürümeye başladım. Arkamdan seslendi bir tanesi. “Abi! Abi baksana! Biranı unuttun.” “Senin olsun”, dedim. Dönüp yürümeye başlamıştım ki tekrar seslendi. “Bu sigarasız gitmez be abi.” Pis pis sırıtıyordu. Ondan korktuğumu biliyordu ve bu çok hoşuna gidiyordu. Yanına gidip cebimden çıkardığım paketi verdim. “Al”, dedim. “Ben büfeden alırım birazdan.” Sigarayı aldı, küçümseyerek yüzüme baktı. “Arkadaş için bira parası vermeyecek misin? Sinirlendim. “Ortak için”, dedim. “O kadar param yok.” Allah kahretsin nereden çıkmıştı bunlar şimdi? Nasıl kurtulacaktım bu serserilerden? Bir şeyler yapmalıydım. Verdiğim sürece istemeye devam edeceklerdi çünkü. “Biranız var, sigaranız var. Keyfinize bakın işte. Hadi iyi akşamlar!” Dönüp hızla yürümeye başladım. Arkama bakmaya cesaret edemiyordum. Uzun süre seslenmelerini bekledim ama vazgeçmişlerdi anlaşılan. Korkudan dizlerim titriyordu. Orada, o karanlık ve rüzgarlı caddede kendi ayak seslerimden ürkerek ve kalp atışlarımı kulaklarımda hissederek yürürken tuhaf bir şey oldu. Kendimden nefret ettim bir anda. Kendimi önemsiz, üzerine basılıp geçilecek bir sürüngen gibi hissettim. O kadar güçlü bir duyguydu ki bu başka her şey anlamını yitirdi. Hayatım boyunca kaçmış, saklanmıştım. Hiçbir şeyle yüzleşmeye cesaretim olmamıştı. Sokak çocuklarından, köpeklerden, kapı eşiklerindeki cinlerden, aklımı karıştıran şeytandan… Yağmurda saklandığımız o saçak altında onu öpmem için bana neredeyse yalvaran gözlerle bakan melek yüzlü Nahide’den… Korkularım bir örümcek ağı gibi sarmıştı beni. Çocukken yukarı mahalledeki bakkala gitmekten korkmuştum yıllarca; sataşan, laf atan, sopa gösteren, taş fırlatan çocuklardan. Herkesin eğlence konusu olan, ağzından salyalar akan o zararsız deliden, onun gözlerindeki tuhaf ışıktan… Mezarlıktan, ölülerden, okula giderken her gün yanından geçtiğim -üzerinde yüzlerce hayaletin izlerini taşıyan- musalla taşından, her gece rüyalarıma giren beyaz saçlı ikiz kardeşlerden… Karabasandan… Kız arkadaşıma asılan serseriden, lisede üç yıl boyunca bana asılan güzel gözlü o kızdan… Trafikten, gürültüyle yanımdan geçen araçlardan… Karşıma çıkan her şeyden, herkesten korkmuştum. Bütün hayatım korkulardan örülmüş ucube bir barınaktan ibaretti. Aralıklarında rüzgarın vahşi bir hayvan gibi böğürdüğü zavallı bir barınak. Durdum! Hırsla geri dönüp çocukların oturdukları banka doğru yürümeye başladım. Daha çocuklar ne olduğunu anlamadan banktaki sigarayı alıp cebime soktum. Sonra çocuğun elindeki bira kutusunu kapıp çimlerin üzerine fırlattım. Hiçbir şey söylemeden yüzüme bakıyorlardı. Dönüp yürümeye başladım tekrar. Rahatlamıştım. Bu sefer arkamdan kırık, mahcup bir sesle bağırdı benimle konuşan çocuk: “Eyvallah abi, ona da eyvallah!” “Ben sokakların kralıyım”, dedim içimden. Bütün korkuların canı cehenneme! Zeynep’e gidiyordum. Yeni bir zafer kazanmanın ateşiyle tutuşmuştu kanım. Dünyayı sandaletlerimin altında titretmenin coşkusuyla doluydum. Havaya girmiştim. Savaş alanında askerlerime kahramanca emirler yağdırıyordum. “Öldürün, hepsini öldürün!” Korkmuyordum artık. Bütün dünyayla yüzleşmek istiyordum, hemen şimdi! Kork benden Zeynep! Ben geliyorum, işsizlerin padişahı! Kuşandım işte savaş zırhlarımı. Ardımda üç kıtayı titreten ordularım, beyaz atımın üzerinde sana geliyorum. Bütün ihtişamımla, coşkumla, korkularla kaybedilmiş yıllarımın öfkesiyle geliyorum. Bu kadar motivasyon yeterliydi. Yüzümde kendimden memnun bir gülümsemeyle durağa gidip bir krala yakışan heybetle belediye otobüsüne bindim.
Telif Hakkı Uyarısı Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 31 isimli yazı, Sedat Alkaç tarafından 9/25/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Aralık
3
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 34 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Aralık
3
Dünya Engelliler Gününü Saygıyla Anıyorum
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 28 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
15
Temmuz
2
Haziran
2
Şubat
21
Serdar Yıldırım`dan Mektup Var
• Sedat Alkaç • Mektup Hikayeleri • 693 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Ocak
21
Eylül
25
Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 31
• Sedat Alkaç • Yaşamdan Hikayeler • 1252 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Şubat
21
Serdar Yıldırım`dan Mektup Var
• Sedat Alkaç • Mektup Hikayeleri • 693 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Eylül
22
Serdar Yıldırım`ın Hikayesi 29
• Sedat Alkaç • Yaşamdan Hikayeler • 685 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Kasım
5
Ekim
20 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||