Sessiz DostSessiz DostSessiz Dost…Seni bir türlü anlayamadık, senin kıymetini bir türlü kavrayamadık sessiz ve mağrur dost. Hâlbuki sen doğduğumuz ilk andan itibaren bizim hayatımızın her anının, her kesitinin cansız, ancak, bir o kadar da şuurlu şahidisin. Her anımız senin gözlerinin önünde cereyan etmekte, her halimiz senin sessiz ve derin bakışlarının arasında ayan beyan, sere serpe sürüp gitmekte. Sen kimimiz için bazen hayatın bütün keşmekeşliğinden sıyrılarak kendimizi bir an için kollarına atmak istediğimiz en güvenli liman, nezih bir sığınak, insanoğlunun kendi oluşturduğu ve sürdürdüğü hayat çizgisi üzerinde kendisini hiç düşünmeden bırakmak isteyeceği huzurlu bir kucak… Kimimiz için ise içerisinde cıvıl cıvıl çocuk seslerinin yankılandığı, yüzüne ilk baktığın anda insanın üzerindeki tüm olumsuz etkilerin bir çırpıda silinip gideceği hayat arkadaşı ile paylaşılan seçkin bir mekân… Kimimiz için de kasvetlerin bastığı, üzerine hafakanların çöktüğü, adeta bir elin boğazına sımsıkı sarılarak boğmaya çalıştığı intibaını uyandıran kâbus dolusu ızdırabın temel kaynağı… Sen her halimizle bizi kuşatmış, adeta bizi koruyup gözetleyen, bize olan bakış açında zerre kadar sapma olmadan bizi sarıp sarmalayan bir dostsun. Ancak, bizim sana olan bakış açımızın seninki kadar istikrarlı olduğunu söylemek mümkün mü acaba? Zira her birimizin sana olan bakış açısı, o anda içerisinde bulunduğumuz halet-i ruhiyemize* bağlı olarak değişik biçimde ortaya çıkabilmektedir. O anda ruhu ıstırap kaynayan acılı biri senden bir an önce uzaklaşmak, senin başka zamanlarda varlığını bile umursamadığı bakışlarından kurtulmak ister… Onun için sen, adeta onu boğan, onun üstüne üstüne gelen soğuk yüzlü, ruhsuz bir yığıntısın… Tek kurtuluşun senden bir an önce uzaklaşmak olduğunu düşünür… Meğer sen ne kadar dar, ne kadar da boğucuymuşsun… Bak sen şu hale… Tam aksine pür neşe içinde hayatın her türlü gam ve kederinden kendini soyutlamış biri için de sen, alabildiğince geniş, olabildiğince huzurlu… Bakışların bile ne kadar şirin ve tatlı… Birde durmadan gülümsemen yok mu insanın içini ferahlatan… İçi içine sığmıyor, dört dönüyor yine senin derin ve mağrur bakışlarının arasında… Sen, bakma insanoğlunun kusuruna. İçinde bulunduğu o andaki duruma göre sana yaptığı yakıştırmalara. Zira o, yaratılış itibariyle bazen kıymet bilmezlikten gelse bile yine de kendine uzanan dost eli her zaman sıkmasını bilmiştir. Onun için sen, yine de bizi kuşatmaya devam et, kendine has o ağır başlı ve mağrur edan ile sevgili DUVAR. 26.09.2008 Muhammet İLYAS *Halet-i ruhiye- ruh hali
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Aralık
3
Sevgi Emek İster Aşk Yemek İster…(mozan Aras`a Yorum)
• Nesrin Göçtürk Kaya • Deneme / Karalamalar • 57 kez okundu. • 16 kez yorumlandı.
Aralık
3
Aralık
2
Aşk Değil Bu Başka Bir Şey
• Ümit Okunakol • Deneme / Karalamalar • 38 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
30
Kasım
16
Kasım
11
Ekim
26
Eylül
29
Eylül
25
Ağustos
14
Kasım
11
Eylül
25
Ağustos
15
Eylül
11 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||