“ Değişen dünyada yok olan pek çok şeye inat büyük bir yüreklilikle ayakta duruyordu. Yine de içini koyu bir duman gibi kaplayan bir “gitme” düşüncesi çöreklenmişti benliğine son zamanlarda. Her şeyi, herkesi bırakıp gitmek… Ne çok düşünür olmuştu bu konuyu, sinsice damarlarına enjekte edilen bir zehir gibi yayılmıştı ruhuna ve ona hakim olmuştu ...”
Değişen dünyada yok olan pek çok şeye inat büyük bir yüreklilikle ayakta duruyordu. Yine de içini koyu bir duman gibi kaplayan bir “gitme” düşüncesi çöreklenmişti benliğine son zamanlarda. Her şeyi, herkesi bırakıp gitmek… Ne çok düşünür olmuştu bu konuyu, sinsice damarlarına enjekte edilen bir zehir gibi yayılmıştı ruhuna ve ona hakim olmuştu bu düşünce. Yoksa o da mı değişmişti; hep bir gücün gölgesindeki kölenin her güç değişikliğinde itaatinin değişmesi gibi? Bir zırh gibi bedenini ve düşüncelerini çevreleyen bu soru bile onun gölün kıyısındaki buz gibi havadan etkilenmesine engel olamadı. Birden keskin bir rüzgar esti ve koyu dumanı aynı keskinlikle koparıp attı zihninin derinliklerinden. Ağır adımlarla gölün biraz ilerisindeki kulübesine yürürken içinde nedenini tam olarak bilmediği büyük bir huzur vardı. Kendini kuş gibi hafif hissediyordu. Sonunda bir karara varmıştı ve gidecekti, daha önce de yaptığı gibi. Kim bilir, belki de bu yüzden değişen dünyada değişmeyen bir o kalıyordu. Neden kaçıyordu? Beyninde bir şimşek çaktı; onun değişmesini sağlayacak türlü büyüleriyle onu kovalayan zamandan kaçıyordu elbette. Oysa o, fark etmese de zaman usulca yerleşmişti benliğine. Oradan ayrılmak için de vaktinin gelmesini bekliyordu ve bu vakti her defasında erteliyordu; çünkü zaman da merak ediyordu onun daha ne kadar kaçabileceğini. Sessizlik ile anlaşmışlardı kaçabileceği en son noktaya kadar onun içinde sessizce kalmaya. Birden kulübedeki küçük odanın ortasında oturur buldu kendini, ortalığa saçılmış düşünceleriyle. Her birini büyük bir dikkatle toplayıp doldurdu yatağının altından çıkardığı bavulun içine. Ayağa kalktı ve son kez odaya baktı bir şey unutmuş olmamak için. Artık gidebilirdi. Gideceği yere karar vermek üzere gölün kıyısına indi. İçinde büyük bir savaş vardı sanki. Bir şeyler açığa çıkmak için can atıyordu. Dışarıdaki soğuğa aldırmadan dudaklarının arasından ona ait olmayan bir şeyler döküldü ansızın: “Susuz bir çiçeğin su yakarışıydı yaşanılanlar, kendi masallarında kaybolmuştu insanlar, kurtulmaları bir umutla aya bağlanmıştı; dolunayı bekliyorlardı…” Şaşkındı, sadece sessiz bir şekilde gözlerini kapatabildi. Bu sessizliği bozacak kadar yürekli olan ise zamanla anlaşmış olmasına rağmen yaşanılanlara dayanamayan sessizliğin ta kendisiydi…
Yaver İ. Hüzünses / 25.06.2008Demiştim: Emel Aydın,deneme değil öykü yazıyor aslında. Çünkü:ne yazarsa yazsın,yazısının dibinde,kapkalın bir mağma tabakası hâlinde "bir olay,bir oluşum" var.O olayı ve oluşumu alıyor,kendi sosyo-psikolojik ve felsefi düzeneklerinin / süzgeçlerinin içinden geçirerek,estetiksel bir yaşamsallığa kavuşturuyor. Somut,ete-kemiğe bürünmüş,kanlı-canlı bir yaşama...Bütün bu süreçlerden geçerken de,"insan-toplum diyalektiği"ni boşlamıyor ve okuyanda boşandırdığı gerçekten sürükleyici etkilenmelerle,öykülerinin iskeletini sapasağlam çatıveriyor.
Emel Aydın,internet ortamında harcamamalı yeteneğini. Bu ortamda ne de olsa,edebiyatın ancak posası var ve burada zaman tüketenler genellikle "katışıksız / hakiki edebiyat"tan habersizler.
Bütün bu sebeplerle,Emel,sanatsal seviyesi yüksek kültür / edebiyat dergilerine yönelmeli bir an önce.
Emel Çelikten / 01.06.2008anlatım gücü mükemmel, tebrikler gerçekten çok başarılı bir düşünce ve yazı gücü...saygılar...
Faruk Saim Akhan / 1/25/2008çok hoş olmuş... okunası bir yazı bir söylemimle...
tebrikler.
Vedat Şahin / 12/30/2007Gitmek kısa, gösterişsiz, sakin, sessiz, başı dik bir eylemdir. Üzerinde fazlaca durulduğu zaman akışkanlığını yitirir. Su gibi akar... Biraz oynarsanız/oyalanırsanız üzerinde cıvık ve yapışkan bir hal alır. Böyle olmasını arzu etmezsiniz değil mi “Su gibi akar giderim.”... Bu güzel yazı için teşekkürler. Emeğinize sağlık. Sevgiyle
Emre Sertaç Yelden / 12/30/2007anlatımdaki akıcılık,derinlik,edebilik ve arayış bir `emel aydın` yazısı olduğunu belli etse de arakhne ve nympe`leri özlüyor insan.kaliteli kaleminin hiç durmaması dileğimle.
sevgiler...
EMRE SERTAÇ YELDEN...