Sigarasını Paylaşan AdamSigarasını Paylaşan AdamBir aşağı, bir yukarı dolaşmaktan sıkılıp, duvar takviminin önünde durdu Özgür. “Dokuz nisan sözde” dedi, kızgınlıkla. “Dokuz nisan günü, hava böyle mi olur? Sanki mart havası… Mevsimler de şaşırdı hepten.” İki eliyle, çaprazlama kollarını sıvazlarken, salon penceresinden bahçeyi izlemeye başladı, “Dışarı daha soğuk değildir herhalde!” diye mırıldandı. Pencereyi açtı, sert rüzgar bahçeden taşıyabildikleriyle doldurdu salonu. “Aptal kafam!” diyerek, hızla itti pencereyi. “Ağaçların sallanmasını da mı görmedim?” Hızlı adımlarla mutfağa girdi. Kombiyi yakacakken durdu. Yakmak kolaydı, ama ödemek? Ödemek kolay değildi, kolay olmayacaktı o günlerde. Mutfaktan çıkıp, gömleğinin üstüne, bir de kazak giydi. Enine boyuna birkaç kez dolaştı evi. Kazak üstüne kabanı omuzlarına atarken, masasına oturdu. Bilgisayarıyla bakıştı bir zaman. Bilgisayarı açarken, düşüncelere daldı. Aylardır, maaşların parça parça ödenmesinden şikayetçiydi. İki gün önce, cuma günü de, “yeter artık” diyerek, şikayetlerini anlatmışlardı patrona. Patron, her zamanki sakinliğiyle dinlemişti çalışanlarını. Sonra da, “haklısınız” diyerek başlamıştı uzun konuşmasına. Konuşmanın sonlarına doğru, çalışanların keyfi iyice kaçmıştı. Onca sıkıntı yetmemiş, şimdi de patronlarına üzülmek zorunda kalmışlardı. Nasıl üzülmesinler ki? Patronun, o koca adamın gözleri nemlenmeye başlamıştı. Nemlenmesi bir yana, resmen ağlıyordu, gönlü zengin, ama o an çalışanlarından çaresiz görünen patronları. Özellikle sekreter Gülşen, hüngür hüngür ağlıyordu. Güzel gözleri, yaşlar içinde bile güzeldi. “Erkek adam ağlamaz” diye düşünen Özgür’ün bile gözleri sulanıyordu, yavaş yavaş. Diğer çalışanların da Özgür’den farkı yoktu, daha fazla dayanamadılar. “Ne yapalım? Biraz daha sabredelim birlikte” düşüncesiyle toplantı sona erdi. Akşama doğru, patron patronluğunu unutmadığını gösterdi yine… Sürpriz bir ödemeyi, çalışanları arasında paylaştırdı. Özgür, payına düşen yirmi lirayı cüzdanına özenle yerleştirip, marketin yolunu tuttu. Ekmek, çay ve şeker aldı. Evde kahvaltılık vardı, birkaç gün daha idare edebilirlerdi. Birkaç gün aç kalmayız düşüncesiyle, biraz olsun rahatladı. Kendisini de ödüllendirip, ucuzundan dört paket sigara aldı. O keyifle, beş kilometreye yaklaşan yolu dert etmedi, yürüdü. Yol parası da cüzdanında kaldı. Cumartesi günü hiçbir değişiklik olmadı yaşamında. O güzel akşamda, bu kez sahil boyu yürüyerek evine döndü. Sevgili eşi Nurgül’le sıkı bir akşam kahvaltısı yaptılar. Dakikalar hızlanırken, saatler koştu, gün geceye, Özgür’le Nurgül birbirine kavuştu. Gözler pazar gününe açıldı. Islık çalarak her yeri havalandıran rüzgar, bulutlarla köşe kapmaca oynayan güneşe meydan okuyordu sanki… “Ben varken, ısıtamazsın bugünü. Boşuna böbürlenme! Bulutların ardından kurtulamıyorsun zaten!” diyerek, ıslık çalarken… Ev serindi, ama henüz soğuk değildi. Üstelik Nurgül vardı yanında. Özgür’de Nurgül’ün yanındaydı. Birlikte daha sıcaktı, yuva sıcaklığındaydı evleri. Üstelik, sabah kahvaltısı da az keyif değildi hani! Sıcak çay, insanın içini ısıtıyordu. Her şeye rağmen yaşamak güzeldi, ama sıkıntısız yaşamak, çok daha güzeldi, kuşkusuz. Kahvaltı sonrası Nurgül hazırlandı. Önceden konuşmuşlardı, yine de sordu. - Özgür, sen de gelmez misin? Özgür güldü. Nurgül’ün elini tuttu. - Konuşmuştuk ya Nurgül. Annen, benim de annem sayılır, ama biliyorsun pek geçinemiyoruz. Birbirimizi zorlamayalım. Nurgül güldü, diğer elini de uzattı. Elleri kenetlendi. Bir filmde görüp çok beğendiği hareketteydi sıra. Sağ bacağını daha sağlam basmaya çalışarak, sol bacağını dizinden geriye doğru büktü. Sağ bacağı üzerinde yükselerek Özgür’ün yanağına uzun bir öpücük kondurdu. Nurgül tedbirli bir insandı. Cimri değil, tutumluydu. Kuruşları sayarak biriktirdiklerini yol parası yapacaktı. Özgür’den para istemedi, Özgür’de sevgili eşine, üstelik uzun zaman sonra annesine giderken, “param yok” demek zorunda kalmadı, sıkılmadı. Bir kez daha sevdi Nurgül’ünü. Nurgül para istemediği gibi, eli boş da gitmiyordu annesine. Çok sevdiği pastalardan, iki kiloluk bir kutu çoktan hazırdı. Aniden irkildi Özgür. Bilgisayar, “ben çoktan açıldım, hazırım” diyordu. Düşüncelerine dalıp gitmişken bilgisayarı unutmuştu. Aklına elektrik faturası geldi, aldırmadı. “O kadar da değil” dedi. “Bir şeylerle oyalanmak zorundayım.” O an canı oyun oynamak istemedi. “Ne yapayım?” diye düşünürken, aklına internet geldi. “Nasıl olsa ödüyorum bir biçimde. Bari yararlanayım” diyerek, sık kullanılanlar listesinde gezinmeye başladı. Liste alfabetik olarak düzenlenmişti. A, b, c derken, i harfi başlarken durdu. Unuttuğu yalnız bilgisayar değildi. Bir gün önce, bir misli iddia oynamıştı. Belki de, ara sıra tutturduğu kuponlara bir yenisi eklenirdi, belli mi olurdu! “Hayret, nasıl da unutmuşum” diye söylendi. Kuponu masaya koydu, sonuçları kontrol etti. Bir, iki, üç derken dördüncü maç, hafifçe hareketlenen keyfini kaçırdı. Sekiz maçlık kuponda altı maçı bilmiş, kupon umut olmaktan çoktan çıkmıştı. Arkasına yaslanırken ürperdi. “Hava da gittikçe soğuyor” diye düşündü. “Daha öğle bile değil, koca gün nasıl geçer böyle?” Masadan kalkıp, dolaşmaya başladı yine. “Ev soğuk, Nurgül’de yok. Bütün gün geçmez bu evde” dedi yüksek sesle. “Beton ev ısıtılmayınca soğur, soğuk evde buzdolabından beter olur” diye düşündü. “Zaten evde de kabanla oturuyorum. Ha ev, ha dışarısı, farkı ne? Son bir liramla iki çay da içerim kahvede. Nasıl olsa işe yürüyerek gidip gelmeye de alıştım. Belki tanıdıklar da olur, laflarız biraz.” Kahve kalabalıktı. Garson Hasan ve ocakçı Cafer’le selamlaşıp, iki tur attı içerde. Duman altı olmuş kahvede tanıdık yüzler vardı. Karşılaşınca selamlaştığı tanıdıkların dışında, sohbet edebileceği tek bir tanıdık bile yoktu. Yine de “Bizden kimse yok galiba Hasan?” diye sordu, bir umutla. Hasan, “yok Özgür, ben de görmedim sizden kimseyi” dedi, ocağa doğru, “beş çay, iki kuşburnu, bir oralet” diye seslendi. Dışarı çıktı, kaldırımı adımlamaya başladı ağır adımlarla. “Hava biraz iyileşmiş galiba” düşüncesiyle gülümsedi. “Sıcak yerden çıkınca bana öyle geldi, belki de!” Rüzgar daha seyrek esiyordu o anlarda. Güneş hissedilirken, hava mevsimine daha çok yaklaşıyordu. Kaban fazla bile gelmeye başlamıştı Özgür’e. “Sahilde dolaşabilirim” düşüncesiyle umutlanıp, keyiflendi. İddia bayisinin önünde durdu. Cebinde hala bir lirası vardı. “şansıma, bir şans tanısam mı acaba?” düşüncesiyle bir zaman oyalandı bayinin önünde. “Ama programa bile bakmadım. Şimdi o kalabalık programdan maç seçmek uzun zaman alır. Hem param da cebimde kalır. Hava da düzeliyor yavaş yavaş. En iyisi, şöyle keyifli bir yürüyüş galiba!” düşüncesiyle hızlandı adımları. Sahil kalabalık değildi. Kuşkusuz, havanın düzelmeye başladığı görenler doldururdu birazdan her yeri. O anlarda sakin sahilde balık tutanlar, yürüyenler, bisikletle dolaşanlar daha çoktu. Birkaç yüz metre sonra çocuk parkının önündeydi. Parkda çığlık çığlığa sallanan iki çocukla, büyükleri vardı. Basket sahalarında kimse yoktu. Kiralık sandalların bazıları denizde müşteri bekliyor, diğerleri karada sahipleri ve arkadaşlarının sohbetlerini dinliyordu sessizce. Piknik alanındaki masaların çoğu boştu. Dört masanın çevresinde birkaç kişi vardı. Masaların ikisinin üzerinde biralar, üçüncüsünde votka ve şarap, diğerinde viski şişesi görülüyordu uzaktan. İçeceklerin yanında mezeler ve bazıları ne olduğu anlaşılamayan paketler vardı. Rüzgar estikçe, masaların arasında yakılmış ateşlere uzanıyordu eller. Rüzgar kesilince, ateşler yalnız kalıyordu. Masalarla ateşler arasında, sonu gelmez gidiş-dönüşler yaşanıyordu. Viski şişesini iki adam paylaşıyordu. Ateşle ilgilenmiyorlardı. Belli ki, rüzgar onları ilgilendirmiyordu. Ellerindeki bardaklarla sürekli dolaşırken, dudaklarının kıpırdadığı görülüyordu. Arada bir sigaralarını tüttürüp, sohbetlerini viski eşliğinde sürdüren adamlar, kendi dünyalarında mutlu görünüyordu. Sahil yavaş yavaş kalabalıklaşırken, özgür yürüyüşünü sürdürdü. Biraz ileride piknik alanı sona erdi. Geniş yeşil alan henüz boştu. Gözleri rahatladı, rahatlığı içine çekti derin bir solukla. “Bir sigara molası verme zamanı” diye düşündü. Denize döndü, çevresine bakındı. Yakınlarda bank yoktu, zaten oturmak da istemiyordu. Bir sigara yaktı. Sol ayağını, sahil boyu uzayıp giden yarım metre yüksekliğindeki beton duvara koydu. Sol elinin dirseğini dizine yaslayıp sigarasını tüttürürken, düşüncelere daldı. Kayalıklarda balık tutanları, açıklarda seyreden tekneleri, adaları izledi sessizce. Sesler çoğalırken, bakışları yakınlara döndü. Balık tutanlara, her an yürüyüşe çıkanlar, bisikletleriyle dolaşanlar, köpeklerini gezdirenler ekleniyordu. Birkaç metre ileriden gelen, otuz yaşlarındaki adamla karşılaştı bakışları. Adam yanından geçerken, belli-belirsiz gülümsedi Özgür’e. Sonra arkasını dönüp uzaklaştı. Özgür kendi dünyasına döndü. Bakışları, uzaklardan yakınlara gezinmeye başladı yeniden. Bakışları sol yanına dönünce, adamın kendisine doğru geldiğini gördü. “Şimdi de bu yöne yürüyor, çoğu insan gibi” diye düşündü. Adam birkaç adım ötede durdu. “Bir şey söyleyebilir miyim?” Özgür merakla baktı. Adam kendisine bakıyordu. “Evet, tabii” dedi, hafifçe gülümseyerek. - Yanlış anlaşılmasın. Adetim değildir, ama bir sigara verir misiniz bana? Özgür ayağını beton duvardan indirip, elini cebine atarken, adam yaklaştı. - Özür dilerim. Sigara içmeyeyim diye paketi az önce attım. Ama şu an canım çok çekti. Özgür gülerek paketi uzattı adama. - Dert etmeyin. Olur böyle şeyler. Adam uzatılan paketten bir sigara aldı, “sağ ol abi” dedi. Özgür, “sen de sağ ol” diyerek çakmağını uzattı. Adam, “çakmağım var, sağ ol abi” diyerek yaktı sigarasını. Adam, bir yandan sigarasını tüttürürken, arka arka birkaç adım attı. Elini dirseğinden büküp sallarken, “çok sağ ol abi” dedi, bir kez daha. “Sen de sağ ol da, abartma” dedi Özgür, el sallayıp karşılık verirken. Özgür sol ayağını duvara koydu yeniden. Bakışları her an uzaklaşan adama takıldı. Paket hala elindeydi. Sigaraları saydı, adama doğru yürüdü. Birkaç hızlı adım sonrası adama seslendi. “Arkadaşım bekler misin?” Adam omuzları üzerinden, yarım baktı. Sonra geri dönüp Özgür’e doğru yürümeye başladı. Birkaç adım sonrası karşı karşıyaydılar. Özgür, “bunu al istersen” dedi. Adamın gözlerinin içi gülerken, sessiz kaldı bir zaman. Özgür, “hadi al şunu, içinde altı sigara var. Bir zaman idare eder” dedi. Adam şaşkınlıkla karışık bakarken, “Hala halden anlayan insanların olması, ne güzel” dedi, bekledi. Özgür tereddüt ettiğini görünce, “bende yedek bir paket daha var” diyerek, cebini işaret etti. Adam hareketsiz beklerken, özgür iç cebinden sigara paketini çıkardı. Adam güldü, eli ağır ağır uzandı pakete. İç geçirirken, bakışları yere, denize ve Özgür’e yöneldi sırayla. Yine güldü. “çok sağ ol abi, adım Engin” dedi. “Bir gün ödemek isterim.” Özgür elini salladı. “Gerekmez Engin. Memnun oldum, ben de Özgür” dedi. Engin arkasını dönüp birkaç adım attı, durdu geriye döndü. Kendisine bakan Özgür’e, “ bir şey, başka bir şey sorabilir miyim?” dedi, biraz çekinerek. - Evet, neden olmasın. - Ben kötü bir insan değilim, ama çok yalan söylüyorum. İstemeden söylüyorum. Özgür bir an düşündü. - Genel olarak mı? - Yok, öyle değil. Aileme, eşime söylüyorum. - Bir nedeni, dahası nedenleri olmalı Engin. Engin, buruk gülümsedi. - Neden benim, başkası değil. Sonra da özür diliyorum, ama o kadar çok oldu ki, artık özürler de bir işe yaramıyor. Hatalıyım, ne yapmalıyım? Özgür, düşünceli baktı Engin’e. - Hatanı biliyorsun, çözüm de belli. - Özürler artık bir işe yaramıyor. Yalan söylemekten vazgeçmeliyim. Evimi de ihmal etmem ha! Ben eczacı kalfasıyım, kazancım önce eve gider. Kalanı kendim için harcarım. - Peki yalan söylemeye neden gerek duyuyorsun? Engin oradaydı, ama düşünceleri uzaklarda gezinmeye başladı. - Eşimi severim, çok severim hem de. O da sever beni. Aslında, aileme daha iyi bir yaşam sunamadığım için sıkılıyorum. Kaç kez ayrılalım dedim, kabul etmedi. “Şu yalan huyundan ayrılsan, yeter” dedi, her seferinde. İşimden ayrıldım kaç kez. Her zaman babam girdi araya, yeniden başladım. Birkaç gün sonra yine aynı şeyler. Ben de sıkılıp, bunaldım yaptıklarımdan. Babam artık beni görmek bile istemiyor. “Öldüreceğim bu çocuğu” diyor. Öldürse haklı yani! - Zor bir durum Engin. Doktora gittin mi? - Kaç kez gittim. Hep aynı şeyleri söylediler. “İradeni kullan, vazgeç. Senin yalanlarının sana ve yakınındakilerden başka kimseye zararı yok. Vazgeçebilirsin.” - Denedin mi? - Birkaç kez. Birkaç gün işe de yaradı. Az önce de sırf bu nedenle sigara paketini atmıştım zaten. Aslında şimdi evin yolunda olmalıydım. Ama ta buralardayım işte. Evim de ta Beykoz’da - Uzaksın gerçekten de evine. Gelip geçenlerin arasında kulak kabartanlar da oluyordu. Bir zaman konuşmadılar. “Aslında şeytan diyor ki, çık babanın, eşinin karşısına söz ver. İstiyorum, ama yapamıyorum de.” - Şeytanı boş ver, kendini dinle. Çözümü de bulmuşsun. Sıra uygulamada, iş sana kalıyor Engin. - Ama babam dinlemez bile beni. “Bu kaçıncı” diye kovar, öldürür beni. - Konuşabileceğin başka kimse yok mu? - Var. Var ama onlar da bana inanmıyor artık. Annem var, abim, ablam var. Hepsiyle tek tek de konuştum kaç kez. Özgür bir an düşündü. - Bence tek tek konuşma Engin. Engin şaşırdı, umutla baktı Özgür’e. - Bir arada konuşun. - Bunu denememiştik. Yine de, ne değişebilir ki? - Önce, bu huyundan kurtulmak istediğini söylemelisin. - Babam yine köpürür, “bu kaçıncı?” diye. - Eh artık! O zorluğu ve olabilecekleri göze almalısın, dahası sonuçlarına da katlanmalısın Engin. Kararlıyım de ayrıca. Kararlıyım, ama yardıma, yardımlarınıza ihtiyacım var diyerek konuşmaya başlamanın yararı olur bence. - Olur mu dersin? - Bence olur. Seni gözden çıkarmış olsaydılar, geri dönüşlerin olamazdı. Değil mi? - Doğru ya! Ne kaybederim ki? Gerçi, yine esip gürleyecekler ama… - Eh! Bunca yaşananlardan sonra, bir fırtına kopacak elbette. Önemli olan sonrası… - Yine de “bu kaçıncı?” diyecekler. - Sarsılmış güveni yeniden kazanmak zor, çok zor. - İşim zor, biliyorum. Birer sigara daha yaktılar. Bir zaman denizi, insanları izlediler. Engin, “sağ ol Özgür, Özgür abi” dedi. “Galiba eve döneceğim. Dönmeliyim de. Ne işim var benim buralarda?” - Niyetini bozmamışsın. Başarabilirsin Engin. - Başarmalıyım. Bizimkiler de yardım etmeli bana. - Edeceklerdir. Onları kaybetmek istemediğini söylemelisin. Onlar için sorun olmak istemediğini de anlatmalısın. En önce de, neden yalan söylediğini açıklamalısın. O zaman öylesine bir yalancı değil; daha iyi yaşamak için, kötü olan yalanı seçmiş bir yalancı olduğun anlaşılır. Bu daha kabul edilebilir. Zor olacaktır. Ama seni anlayacaklardır. Bir şansın olacaktır. Yeter ki bu şansını doğru değerlendir. Anahtar sende Engin. Engin rahatlamış görünüyordu. Elini uzatıp, “sağ ol Özgür abi” dedi neşeyle. “Beni dinlediğin, konuşmalar için de sağ ol. Yolun düşerse beklerim. Beni Çare Eczanesi’nde bulabilirsin. Ben artık gideyim, iyi günler.” İki dostun sıcaklığıyla sallandı elleri bir zaman. Özgür’ün eli cebine giderken vazgeçti. “Başka bir şey soramıyorum Engin” dedi, sıkıntıyla. Engin başını iki yana salladı. “Anladım, gerek yok” dedi. “Başımın çaresine bakarım.” Özgür ellerini arkasında bağlayıp, hızlı adımlarla uzaklaşan Engin’i izledi. Engin geri dönüp, kalabalığın arasından el salladı. Özgür karşılık verdi. Her an kalabalıklaşan sahilde, birkaç adım sonra yine geri döndü. Bu kez iki elini dümdüz yukarı kaldırıp salladı. Özgür’de karşılık verdi, aynı biçimde. Sonra Engin gözden kayboldu. Özgür başını iki yana sallayıp kayalıklara yöneldi. Bu kez ayağını dayamayıp, oturdu duvara. Engin’le konuşurken rüzgarın kesilip, güneşin ısıttığını fark etmemişti. Kabanını çıkarıp katladı, yanına koydu. Bir sigara daha yaktı; balık tutanları, denizi, adaları, insanları izlemeye başladı.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Kurban Bayramımız Mubarek Olsun
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 7 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 21 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 15 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
17
Aralık
11
Kasım
10
Eylül
19
Ağustos
26
Aralık
11
Temmuz
15
Eylül
7
Kasım
8
Haziran
7 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||