Şiir Aşkı ve Hikayeler NetŞiir Aşkı ve Hikayeler NetYıllar öncesine gitti ruhum. “....” adında etrafı yemyeşil ağaçlarla çevrili ve yanı başında gürül gürül akan akarsu. İnsanları da su gibi temiz ve içten. Geçimlerini çiftçilik yaparak sağlayan bu insanlar bir o kadar da okuma tutkunu. Kendi köylerinde okul olmadığından, komşu köyün ilkokuluna bin bir zorlukla gidip, gelirdi. Henüz sekiz, dokuz yaşlarında olmasına rağmen okuma sevdası, okuma aşkıyla dolup taşan çocuk gibi. Hem ilkokula gidiyor, hem de babası çiftçi olduğundan dolayı tarlada çalışıyordu. Tarlaya giderken, babasından gizli olarak bazı kitapları ceketinin iç cebine koyup, fırsat buldukça gizli, gizli okuyordu. Gizli, gizli diyorum! Çünkü tarlaya giden biri herkes gibi çalışmak zorundaydı. Aksi halde hem azarla hem de tembellikle suçlanacaktı. Oysaki bu çocuk hem çalışıyor, hem de kitabını okuyordu. Hatta bazı şiirler dahi yazmaya çalışırdı. Okuma hevesinin yanı sıra şiir merakı da başladı. Ne zaman kalemi eline alsa birkaç dize karalamaktan keyif alıyordu. İlkokulu bitirdikten sonra, yaşadığı çile ikiye katlanmış artık ortaokula gidebilmek için İlçeye mekik dokumaya başlamıştı. Olsundu; o,okuma adına her türlü zorluğa, her türlü yokluğa çoktan razıydı. Ortaokul birinci sınıfta iken ‘’24 Kasım Öğretmenler günü’’ münasebetiyle, okul yönetimi tarafından tertiplenen şiir yarışmasına, aşağıdaki şiirle yarışmaya katıldı.ÖĞRETMENİM Dünyam karanlıktı bana, Bakamıyordum bir yana, Öğretmenim selam sana, Işık yaydın tüm cihana. Bilgi verdin;kucak,kucak, Tüm yürekler bir olacak, Millet senle yücelir ancak, Yücesin sen öğretmenim. Gece,gündüz hiç durmadan, Öğretir hep yorulmadan, Çaba harcar hiç bıkmadan, Büyüksün sen öğretmenim. …. Bu şiir okul birincisi olunca dünyalar da onun olmuştu. İşte o günden bu güne şiir adına elinden hiç kalem düşmedi. Katıldığı şiir yarışmalarında dereceye girmiş, ödüllendirilmiş hatta okul gazetesinde yayınlanmıştı. Ortaokul bittiğinde, tavsiye üzerine aynı ilçede bulunan Ticaret Lisesine kaydını yaptırdı. Aslında o, ticaret lisesine değil de, edebiyat bölümü olan, bir lise istiyordu. Şartlar gereği bu isteği gerçekleşmemişti. Haftada 6 ders edebiyat görmesini arzu ederken, tam tersi haftada neredeyse 8 ders Muhasebe görüyordu. Yine de şevkini kırmıyor, okuma azminden bir şey kaybetmiyordu. Orada da yapılan bütün edebiyat etkinliklerinde, edebiyat hocasının değerli öğretileriyle birinci sırada geliyordu. Anılarım ve Ben! Kendimden o çocuk diye bahsetmek, öykü kahramanı olmak ne kadar da hoşuma gitti… Gençlik yıllarının verdiği doyumsuz coşkusu içinde gark olmuş anılar. İçlerinden en unutamadığım bir tane daha aklıma geldi: ’’19 Mayıs Gençlik Ve spor Bayramı ‘’için ilçede bulunan liseler arası ‘’19 Mayıs’’ konulu şiir yarışması düzenlenmişti. Tarih ve edebiyat öğretmenlerim bu yarışmaya katılmam için ne kadar baskı yapmışlardı. Onları kıramadım ve “Türk gençliği’’ adlı bir şiir yazarak katıldım. Jüri üyelerinin değerlendirme esnasında ‘’BU ŞİİR MEHMET AKİF ERSOY’UN ŞİİRLERİNDEN BİRİ Mİ ACABA? ONUN ŞİİRLERİNE BENZİYOR GİBİ’’ diye düşündükleri geldi kulağıma. Nasıl bir duygulandım yarabbi. Önce gözlerim doldu, daha sonra kendimi tutamayarak başladım ağlamaya. Bu duygunun verdiği mutluluk yarışmada birinci seçilmemden kaynaklanmıyordu. Gözlerimden boşalan yaşların sebebi, yapılan bu şiir yarışmasında şiirimin birinci gelmesinden değildi. Büyük bir üstada benzetilmekten büyük bir onur olabilir miydi? Sanırım hayatımın en büyük ödülüydü… Gerçi o büyük üstadın eline su bile dökemeyeceğimi, asla ve asla onun gibi yazamayacağımı zaten biliyordum, ama öyle düşünülmesi bile yüreklendirmiş güç vermişti… İşte o şiir! TÜRK GENÇLİĞİ Bu vatan omuzlarınızda yükselecek, Çağdaş medeniyetin üstüne erişecek, Sizin emeğinizle ne hünerler yeşerecek, İstikbal sizindir, Vatan da sizin. Her Türk cihanda büyük nam sağlar, Durmaz,aşar, yolunda dursa dağlar, Zaferlerle süslenmiş o eski çağlar, İstikbal sizindir, Vatan da sizin. Mert oğlu merttir,hep Türk gençliği, Çeliktendir o bükülmeyen bileği, Vatanın hürriyetidir, onun dileği, İstikbal sizindir, Vatan da sizin. Güvenle geleceğe adımlar atan, Sizinle yükselecek,bu şanlı vatan, O büyük önderdi,onu kurtaran, Artık sizindir, sizsiniz yaşatan. Kahramanlıklarla doludur,koca mazisi, Ne zaferler kazanmıştı; şehidi, gazisi, Sizinle yükselecek,durmayacaktır sesi, İstikbal sizindir, Vatan da sizin. Bu yürek ile hep yazdım, durmadan, aralıksız. Kitap olacak kadar çok şiirim oldu. Sabırsızlanıyordum. Herkes gibi ben de bir kitabım olmasını istiyordum. İlimde bulunan bir yayın evine başvurdum Üstelik yayın evinin isteği üzerine biriktirdiğim harçlıklarımı ve ailemden de destek alarak istedikleri parayı verdim. Yayınevi sahibi hazırlığın bir ay süreceğini söylemişti. Zaman geçmek bilmiyordu, günleri sayıyordum. Bir an önce kitabımı elime alma hayalleri… Bir ay sonra yayınevine gittiğimde, tabelanın değişmiş olduğunu, orada bulunan insanların daha önce görüşüp anlaştığım yetkililer olmadığını gördüm. Remzi Bey’i sordum. İşte aldığım cevap ve kâbus! Yayınevi sahibi benim gibi birçok kişiyi dolandırarak, ortadan kaybolmuştu. Benim gibi pek çok kişi gelip Remzi Beyi soruyordu. Nereye gittiğini, nerede olduğunu hiç kimse bilmiyordu. İlk kitabımı basma hayalleri maalesef hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Öğretmenlerime, arkadaşlarıma, en çokta aileme mahcup olmuştum. Olanları bir türlü kabul edemiyordum. Antakya’yı ikiye ayıran ‘ASİ NEHRİ’ ne doğru yürüdüm. Kenarında oturup çağlayan suları seyrettim. Etrafta kimseler yoktu, tek başıma idim. Kara kara düşünürken yanağımdan damla, damla inen gözyaşlarına hakim olamıyordum. Bir yandan Asi Nehri akıyordu, bir yandan da gözyaşlarım akıyordu… Ertesi gün olanları öğretmenlerime ve arkadaşlarıma anlattım. Beni teselli ettiler. Her yolun engelleri olacağını, birçok zorlukları olacağını şairlerin ve yazarların hayatlarından örnekler vererek anlattılar. Daha yolun başında olduğumu, yılmamam gerektiğini, söylediler. Çevremin ve ailemin desteği ile çabuk toplanmış yazmaya devam etmiştim. Kısa zaman sonra ’TÜRK YOLU’’ adlı gazetede köşe yazarlığı yapmaya başladım Ayrıca o zamanlarda çıkmakta olan ‘’GENÇLİĞİN SESİ’’dergisinde de yazı yazmaya başladım. Hatta ilk Romanımı bile lise yıllarında yazdım Ancak taslak halinde kaldı. Liseyi bitirdikten sonra, iş gereği KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’ ne giderek orada da‘’HALKIN SESİ’’ gazetesinde yazmaya başladım. Yavru vatanda yaşadığım bir hadise beni derinden etkilemişti. Belki sizler de hatırlarsınız. Güney Kıbrıs Rum Kesimi tarafınca HASAN KARA adlı askerimizin kalleşçe vurarak şehit edilişini. Ya da nicelerinin şehit edilişini. Ben birebir yaşadığım için paylaşmak istedim. Lefkoşa’da şehidimizin cenaze merasimi vardı. Duygularım kabarıyordu. Cebimde bulduğum küçük bir not kağıdına; duygularımın ifadesi bir slogan yazdım. Rütbeli bir subaya ‘’Komutanım elimde ki bu sloganı pankart şeklinde yazabilir miyim?’’ diye izin istedim. Komutan ‘’Tabi evladım, yazabilirsin’’dedi Ardından arkadaşımla birlikte, Lefkoşa sokaklarında kırtasiyeci aramaya koyulduk. Küçük bir kırtasiyeci bulduk. Sahibi bir bayandı.’’Büyük bir karton ve kalınca yazan bir kaleminiz var mı?’’diye sordum. O da ‘’ Tabi, tabi var, hemen vereyim’’dedi Kıbrıs lehçesiyle. Hemen kartonu aldım, dükkanın orta kısmına, yere sererek, sloganımı yazmaya başladım. Slogan şöyleydi: ‘’RUMLAR GÖSTERDİ YİNE KÖTÜ NİYETİ, İLELEBET YAŞAYACAKTIR KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ ‘’ Kadın bu sloganı okuyunca gözyaşlarını tutamadı ve ağlamaya başladı. ‘’Yazın evladım, yazın, bu Rumlar bizlere çok işkence yaptılar,çok eziyet çektirdiler. Çok Türk’ü öldürdüler burada. Türk Askeri yetişmeseydi hepimizi öldüreceklerdi. Yazın evladım, yazın’’ diyerek durmadan ağlıyordu. Merasimin olduğu yere koşarak gittik. Kartonun bir ucundan ben, diğer bir ucundan da arkadaşım tutarak, halkın ve askerlerin arasından yürümeye başladık. BRT canlı yayındaydı. Bir çok yabancı basın mensubu da oradaydı. Orada bizden başka pankart taşıyan kimse yoktu. Halkın bakışları arasında yürüyüp gittik. ‘’ŞEHİTLER ÖLMEZ,ŞEHİTLER ÖLMEZ’’diye. Bir zaman sonra da İstanbul’a gelmiştim. İlk işim memleketinde bastıramadığım sevincini yaşayamadığım ‘’MİLLİ DUYGU’’ adlı kitabımı bastırmak oldu. Bu kitap MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI tarafından öğrencilere tavsiye edilince mutluluğum ikiye katlandı. Daha sonra da ‘’GÖNÜL BAHÇESİNDEN İMAN GÜLLERİ’’adlı ikinci şiir kitabımı bastırdım. Tabi bu arada çeşitli gazete ve dergilerde de yazılar yazıyordum İstanbul da edebiyatla iç içe hayatım devam ederken; şiirlerime ve diğer yazılarıma dört mevsim baharı yaşatmasına vesile olan, Türkiye’nin en büyük hikâye ve edebiyat sitesi olan ‘’HİKÂYELER.NET’’ ile tanıştım. O kadar güzel, o kadar kaliteli bir site ki, kendimi şiir gülistanında hissettim. Sürekli gelişim gösteren ve ilgi çeken birçok yönleri bulunmaktadır. Eşime dostuma; “Eğer şiir, hikâye, makale, deneme gibi yazılar yazıyorsanız ve bu kaliteli siteye üye değilseniz ne yazık ki çok ama çok kayıplardasınız. Bir an önce bu sitenin üyesi olup aramıza gelin, şiirlerinize dört mevsim bahar yaşatın’’ diyerek tavsiyelerde bulundum. Ayrıca bu sitede birbirinden değerli, birbirinden güzel kalpli olan sevgili kalem dostlarıyla da tanışmış oldum. Benim için hepsi önemli, lakin bir kaçının ismini zikretmeden geçemeyeceğim Mesela; Melek ÖZTÜRK, Lutuf VELİ, F.Funda KARA, Fatma ÇETİN KABADAYI, Necla ALPTEKİN,Cemal ÇELİK, Kübra ERKUMRU, Firdevs BOZKURT, Ayten DİRİER, Saniye KAÇAR, Muhip YEŞİL, Zekeriya EFİLOĞLU, Zeynep YILDIRIM, Ersin BAŞEĞMEZ, Remziye ULUDAĞ, Şükran AŞAR, Kevser ÇIGRIKÇI, Çiğdem BEKAR ABİLOV,Nermin AYDIN, Ayşe EVYAPAN, ve adını sayamadığım bir çok kalem dostlarım. Hepinizi çok seviyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Bütün bunları neden anlattım. Bu sabah baktım ki, Yönetim tarafından “Haftanın yazarı” olarak takdir edilmişim. Ana sayfadayım. Olurda “Kim bu adam” diye merak edenler çıkar, diye düşündüm. İşte ben buyum dostlarım… Sayın Hikâyeler.net yönetimi. Yaptığınız güzelliğe, verdiğiniz hizmete paha biçilemez, teşekkür değersiz kalır. Şairin dili şiirdir, en beğendiğiniz şiirlerim sizin olsun… Kalem dostunuz Abdurrahman Tümer
Yazı Sahibi
Etiketler
siir+aski+ve+hikayeler+net , şiir , aşkı , ve , hikayelernet , abdurrahman , tümer , kişisel , denemeler ,
Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Şiir Aşkı ve Hikayeler Net isimli yazı, Abdurrahman Tümer tarafından 05.05.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
• Abdurrahman Tümer yazıyı favori listesine aldı...
Aralık
5
Aralık
5
Sizce Bu Mektup Cennete Gider Mi?
• Aydan Özdemir • Kişisel Denemeler • 6 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
5
Aralık
4
Son Sözden Önce ve Sonra (sonra 4)
• Gülden Kara • Kişisel Denemeler • 11 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Son Sözden Önce ve Sonra (son 3)
• Gülden Kara • Kişisel Denemeler • 10 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
5
Aralık
5
Haz İmiş Acısı Bir Seven İçin
• Abdurrahman Tümer • Aşk Şiirleri • 14 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
4
Mart
4
Aralık
11
Arıburnu Şehidi Kınalı Hasan
• Abdurrahman Tümer • Epik Şiirler • 2421 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Aralık
29
Ocak
11
Rüya ve Resimleri
• Abdurrahman Tümer • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 1438 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mart
18 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||