Sinemanın Amacı
Sadık Yalsızuçanlar son dönem edebiyatımızın en üretken yazarlarından birisi. Edebiyatın hemen her dalında eser vermesine rağmen öyküde ısrar ediyor. (İyi ki de ediyor.) Farklı yayınevinden çıkan kitaplarını yakın zamanda Kapı Yayınları bir arada toplamaya başladı. Bu, ‘sadık’ okurlar açısından oldukça iyi.
Son çıkan kitaplarından birisi –yayınevi ardı arkasına kitaplarını yayımladığı için hangisinin son olduğunu bilmek zor- Rüya Sineması başlıklı kitabı. Kitap, Yalsızuçanlar’ın sinema üzerine denemelerinden oluşuyor.
Yalsızuçanlar, Rüya Sineması tabirini, ‘kendisinde bir mutlakıyet zemini vehmetmediği gibi, sinemayı yerel sınırlar içinde algılama yanlışına düşmeden, onu hem ulusal hem de evrensel kategoriler içerebilen bir üstdil şeklinde tanımlama girişimidir, şeklinde açıklıyor. Yazar, kitabında rüya ile sinemanın görselliği arasında bir bağ kurmaya çalışıyor. Ayrıca rüyanın işlevi ile birlikte sinemanın var oluşunu ve dayandığı kaynaklar üzerinde fikir yürütüyor. Bunun içinde sık sık Tarkosvki’den alıntılar yapıyor: Ne olursa olsun, yalnızca bir mal olarak tüketilmek istenmeyen her türlü sanatın amacı hiç şüphesiz kendine ve çevresine hayatın ve insan varlığının amacını açıklamak, yani insanoğlunun gezegenimizdeki var oluş nedenini ve amacını göstermek olmalıdır.
Yalsızuçanlar, kitabında rüya’yı, onun hayatımızdaki yerini açıklamaya çalışmış, ardından birkaç saniye süren görüntülerin üzerinden sinema diline yaklaşarak, rüya ve sinema arasında ilişkinin boyutlarını tartışmaya açmış. Ona göre, sinemayı oluşturan içsel gözün rüya yoluyla aşkınlaşma süreci yaşaması, aklı aşması ve olgusal deneyimi zenginleşmesi de gösteriyor ki, yitirilmiş zamanın peşinden koşan insana sinemayla düşsel gerçeklik kapısı aralanmaktadır. Ayrıca Yalsızuçanlar, ayrıca hayatla görüntü arasındaki sınırı ortadan kaldırmayı amaçlayan yönetmenlere –Bresson, Fellini, Bergman, Tarkovski- sık sık referansta bulunur. Yazar, kitabında sinemanın insanın var oluş sebebini açıklayan yollardan birisi olması gerektiğini düşünüyor ve bununla ilgili yukarıda ismini zikrettiğim yönetmenlerin filmlerinden alıntılar yapıyor.
Kitabı okurken şu soruyu sordum kendime: Sinemanın salt amacı insanın var oluşunu açıklamak mı olmalıdır? Bu düşünceden uzak bir biçimde çekilmiş filmler sanat yapıtı değil midir? Yada belirli bir kurguyla ve görüntü eşliğinde bize izlememiz için sunulan şeyler, var oluşu açıklamak için yeterli midir? Sanırım bu son soru sinemanın taşıyamayacağı bir yükü içeriyor.
Kitabın diğer bölümlerinde yazar, Türk filmlerinin hastalığına değinmiş. Karton karakterlere, doğallıktan uzak diyaloglara, doğu kültüründeki dramın eksikliğine, melodramın insanı bayıltan uzaklığına vs. değinmiş.
Kitabın son bölümleri yazarın televizyon ve onun işleyişi hakkındaki yazılarından oluşuyor. Yazar da tıpkı birçoğumuz gibi, televizyonun gün geçtikçe insandan uzaklaştığını, bunun yerine sanal insanları -ünlüleri- göstermek için sadece bir araç olduğunu izah etmiş.
Kitap özellikle farklı sinema okumaları yapmak isteyenler için oldukça zengin bir kaynak niteliğinde. Sinema ve televizyon üzerine düşünmek isteyenleri kitabı salık verebilirim.