Sırdaş CafeSırdaş CafeSIRDAŞ CAFE2 gün önce , caddelerde… Caddeler hafif yağan yağmurla ıslanmıştı. Sadece caddeler değil iş arayan genç adamın saçları da ıslanmıştı. Islanan saçları yakışıklığından hiçbir şey kaybettirmemişti. Üstündeki siyah takımın içine giydi bordo gömlek çok yakışmıştı. Cadde de yürürken bütün bakışlar üstündeydi. O bu bakışların hiç birine aldırmıyordu, onun tek düşüncesi iş bulmaktı. İş bulamazsa okuluna devam edemez memlekete dönmek zorunda kalırdı. Ümitle başladığı iş görüşmelerinden yavaş yavaş ümidini kesiyordu. Gazetedeki bütün ilanlara baş vurmuş ama hiçbirinden sonuç alamamıştı. Gittiği bütün görüşmelerde ya bay personel açığımız doldu bize bayan lazım deniyor ya da daha önce bu işte çalışmış tecrübeli birini almak istiyorlardı. En iyi ihtimalle hiç aranmayacağını bilerek telefon bırakıyordu ama onlardan da bir sonuç çıkmıyordu. Bu işin gazete ilanlarıyla olmayacağını anladığından gördüğü bütün eleman ilanı yazılı işyerlerine girip iş istiyordu ama bir sonuç alamıyordu. En son görüşmesi çok olumlu geçmişti. Böyle yakışıklı bir elemanla çalışmak için can atıyordu genç müdür. Bütün sorulara çok olumlu cevaplar vermişti. Okuduğu okulun da çok faydası olacaktı bu işe girmek için. Nerdeyse bütün konularda anlaştılar. Genç adam bütün sorulara istenilen cevapları vermişti, ta ki en son nerde çalıştınız sorusuna kadar. Bu soru hep en başta gelir ve bütün işler yüzüne kapatılırdı. Bu sefer en sonda geldi. Genç adamın tereddütsüz hiçbir yerde cevabı bu kadar olumlu geçen görüşmenin sonucunu belirledi ve bir iş kapısı daha yüzüne kapatıldı. Genç adam çıldırmak üzereydi. İki gündür iş aramaktan ayaklarına kara sular inmiş bir tek iş bulamamıştı. İşin kötü yanı iş bula bilmesi için tecrübe sahibi olması gerekiyordu tabi tecrübe sahibi olabilmesi içinde iş bulması gerekiyordu. Bu durumda ikisi de imkansız gibi gözüküyordu. Genç adamın tek çaresi vardı. Memlekete dönmek… 4 gün önce, bir yurt da… Anlamıyorum bu kızda ne buluyorlar? Tamam güzel olabilir. Zeki ve çalışkanda olabilir. Güzel , zeki ve çalışkan diye okulun hepsi peşinde olacak değil ya. Bende güzelim benimde notlarım ondan aşağı kalmaz ama niye herkes ona hayran. Bu işte başka bir iş var ama ney? Kafayı yiyeceğim ya. Arkadaşının konuşmasını diğer arkadaşı yaptığı yorumla kesti. Belki de çok zengindir diye? Niye olmasın? Bu devirde iş bulmak zor. Gençlerin en büyük hayali. Böyle zengin bir kız bulup evlenmek. Ne yapacaksın umut kapısı. İki genç kızın konuşmasını çalan telefon kesti. Telefon uzun uzun çaldı ama açan yoktu. Kızlardan sarışın olanı söylenerek telefona bakmaya gitti. Arkadaşı da arkadaşını takip ediyordu. Telefonu sarışın olan kız açtı. Telefondaki ses torunuyla konuşmak istiyordu. Ama genç kız ısrarla burada öyle birini olmadığını anlatmaya çalışıyordu. Telefondaki ses her ne kadar inanmasa da iki senedir okuyor dese de kız oynadığı oyundan vazgeçmiyordu. Hatta daha da inandırıcı olabilmek için isterseniz bir de müdüre hanımla görüşün diyerek telefonu arkadaşını uzattı. Bir eliyle telefonun ahizesini kapatırken bir taraftan da arkadaşına bizimkinin dedesi ne yap et inandır diyordu. Telefonu alan müdüre taklidi yapan kızda oyununu çok başarılı oynamıştı. Telefondaki adamı inandıra bilmek için kayıtlara bakma bahanesiyle süre istemiş nice sonra böyle birinin olmadığını söylemişti. Hatta yaşlı adama neden iki senedir arayıp sormadın, kayıta neden beraber gelmedin, bu devirde genç bir kızın başı boş bırakılır mı, işin gücün bahane olmayacağını, hayatta her şeyin para olmayacağını söylüyor iyice fırça atıyordu yaşlı adama. Yaşlı adam neye döndüğünü şaşırmış. Sadece para göndererek torunuyla ilgilediğini sanmıştı. Ama kim bilir torunu şimdi nerdeydi gönderdiği paraları nerde harcıyordu. Kafasındaki bu sorularla telefonu kapatırken müdüre hanıma teşekkür edecek cesareti bile kendisinde bulamıyordu yediği fırçalardan sonra. Yaşlı adam çok üzüntülüydü, torunuysa bu olan bitenden habersiz okuldan az önce çıkmış çıkar çıkmaz ders çalışmak için yurda dönmüş ama kapıda kendini gören iki arkadaşının neden kahkahalarla güldüğüne bir anlam verememişti… 3 gün önce, bir süper markette… Yıllar olmuştu bu markete uğramadığı. Zaten yaşlandığından beri fazla bir yere çıkmazdı. Hele alışverişlere hiç gelmezdi. Hep torununu gönderirdi. Yıllardır uğramasa da mağaza müdürleri yakından tanırlardı yaşlı kadını. Nede olsa her gün yaptığı alışverişle mağazanın cirosuna hatırı sayılır bir katkıda bulunurdu. Yıllar sonra bu marketin kapısına gelmişti ama alışveriş yapma niyeti yoktu. Gerçi az önce torununun anlattıkları olmasa yine gelmeyecekti. Kapıdan girmeden önce torunun anlattıklarını bir kez daha hatırladı ve kan beynine sıçramıştı. Sinirden zor ayakta duruyordu. Torunun sesi hala kulağındaydı. Görmelisin babaanne bu kadar mı yakışıklı olur bir insan. Hele o bakışları, insanın ta göz bebeklerinin içine bakıyor ben hiç böyle bakan birini görmedim daha önce. Ya konuşması tane tane , sesi de billur gibi. İnsanı bir dinlemesi var kendinden geçi yorsun. O dinliyor ama sen konuşuyor musun konuşmuyor musun farkında değilsin uçup gitmişsin. Bir yüz ifadesi var anlatamam gülüyor mu gülmüyor mu fark edemiyorsun, sarılıp öpmemek için kendini zor tutuyorsun. İşinde birde o kadar ciddi ki anlatamam. O kadar askıntılık yaptım dönüp bakmadı bile. Sadece fişin birinde sorun vardı onu halletti. Ben neden daha önce hiç sorun yaşamadım diye üzüldüm valla. O gördüğüm en yakışıklı ve en efendi müşteri hizmetleri temsilcisiydi. Bundan sonra marketten geç gelirsem merak etme kesin bir sorun çıkmıştır. Anlarsın ya. Evet torunu bunları anlatırken gözlerinin içi gülüyordu. Babaannesi müsaade edemezdi torunun daha bu yaşta aşık olup sonrada üzülmesine. Onun daha önünde uzun yıllar vardı ve okuluna da engel olurdu böyle bir durum. Bunun için yılanı küçükken öldürmeliydi. Daha marketten girer girmez müdür yaşlı bayanı kapıda karşılamış ve hemen odasına ağırlamaya götürmüştü. Yaşlı bayan çok sinirliydi. Torunun anlattığı genci yemekte olduğu için görmemiş buna da çok memnun olmuştu. Müdürle kahvelerini içerken yaşlı bayan sözü uzatmadan konuya direk girdi. Müşteri hizmetlerinde bir genç çalışıyormuş onun derhal işten çıkarılmasını istiyorum. Müdür yaşlı bayanın söylediklerine bir anlam verememişti. Bahsettiği genç en başarılı en sevdiği elemanıydı. Bu güne kadar ilk defa şikayet alıyordu. Hep müşterilerin taktirini alırdı. Müdür, kafasındaki soruların cevabını yaşlı kadının anlattığı yalanlarla aydınlattı. Torunum gelmişti bu gün ufak bir sorun olmuş sizin elemana baş vurmuş. Sizin eleman işini yapacağına askıntılık mı dersiniz , hiç hoş olmayan hareketler mi dersiniz şimdi size sinirden anlatacak durumda değilim. Torunumda çok üzgün o genç olduğu sürece bu markete uğramayacağını söylüyor ısrarla. Müdür anlatılanların hiç birine inanmadı, elemanını savunmak istedi ama yaşlı bayanın son cümlelerindeki tehdit karşısın da tartışmanın anlamsız olduğunu anlamıştı. Bu bayanın alışverişi kesmesi kendisinin işsiz kalmasıyla aynı anlama geldiğinden yapılacak tek şey vardı. Yaşlı bayanı uğurladıktan sonra yemekhaneye telefon açtı odasına bile çağırmadan genç adama yemekten sonra gitmesini ve bir daha dönmemesini söylemişti bütün bir soğuk kanlığıyla… 1 gün önce, büyük bir şirkette… Patron bu sabah her sabahtan farklı , bir karış suratla gelmişti. Yüzünden düşen bin parçaydı. Her sabah çalışanların hatırını soran patron bu gün kimseyle konuşmuyordu. Kimse bir şey sormaya cesaret edemiyordu. Son birkaç gündür biraz dalgındı ama hiç bu kadar sinirli değildi. Kimse onu hiç böyle görmemişti. Aslında pamuk gibi bir kalbi vardı. İşçileriyle her zaman konuşur hep hatırlarını sorardı. Bir derdi sıkıntısı olan hiç düşünmeden odasına gider rahatlıkla derdini anlatır o da uzun uzun hiç sıkılmadan dinlerdi. Karşısındaki kim olursa olsun ayırt etmezdi. İster şirketteki en üst düzeydeki müdür olsun ister en sıradan işçi olsun konuşurken hiçbir fark görmezdi. Herkes çok severdi onu. Daha kimseye sinirlendiği kimseye kızdığı görülmemişti. Bu gün sanki bambaşka biriydi. Ağzını bıçak açmıyordu, yüzünden düşende bin parçaydı. Bu şekilde odasına geçti. Odasına gider gitmez hesap işleri müdürü Mustafa Beyi çağırdı. Piyango Mustafa Beye vurmuştu. Onun bu sinirli halinde konuşmayı hiç istemiyordu. Keşke neye sinirlendiğini bilseydi hiç olmazsa tedbirli giderdi ama hiçbir fikri yoktu kafasındaki onlarca senaryodan başka. Ürkek adımlarla odaya giren Mustafa Beyi patronun sıcak karşılaması cesaretlendirmişti. Patron kısa ve net konuşmuş tek bir istekte bulunmuştu. Bundan sonra üniversiteli gençlere verdiğimiz bütün bursları kesin. Bundan sonra bir lira bile burs vermek yok. Patron ne kadar açık konuşursa konuşsun Mustafa Bey duyduklarına inanamamıştı. Patronun en titizlikle durduğu bir konuydu. Çoğu zaman şirket zarardayken bile cebinden ödediğini çok iyi bildiği için karşı çıktı. Hayır efendim yapamayız bunu. O bursu alanların çok ihtiyacı var buna. Hem o öğrencileri yakından takip ediyoruz çok başarılılar. İlerde şirketimiz ve memleketimiz için çok yararlı olacaklar. Biz bu bursları kesersek hiçbiri eğitimine devam edemez. Mustafa bey ne kadar ısrar etse de patronu kararından vazgeçirememişti. Patron ısrarla bursların kesilmesini istiyordu. Hem de bu günden itibaren. Patron son sözlerini söylemişti. Hemen bursları kestir bana da bir bilet aldır yarın İstanbul’a gidiyorum… Bu gün , sırdaş cafede… Küçük bir sokakta küçük bir cafeydi ama herkes bilir herkes çok severdi. Çok geleni gideni olurdu. Bir çok kişi burada tanışmış, bir çok kutlamalarını burada yapmıştı. Adı gibi çok sıra , çok sırlara sahiplik etmişti burası. Daha girişteki kahve kokusu sizi bütün dertlerinizden alıp götürmeye yetiyor. İçerdeki huzuru hiçbir yerde bulamazsınız. İnsanlar ya hiç konuşmuyorlar ya da konuşsalar bile sanki birbirlerine sır veriyormuş gibi sessizce konuşuyorlar. İçerdeki kahve, nergis, ıhlamur ve daha yüzlerce birbirinden güzel kokuyu sigaranın pis kokusuysa kirlenmediğinden rahatlıkla doyasıya duymanız mümkün. İçerdeki bu güzellikleri bilmeseniz de adındaki davete göz yummak mümkün değil. Ne zaman canınız sıkılsa ne zaman bir dost bir sırdaş arasanız muhakkak buraya uğramalısınız. Kapıda gözüken uzun boylu yakışıklı genç de belli ki sıkılmış kendisine bir dost, bir yaren, bir sırdaş ve biraz huzur arayacak olmuş ki elinde ki bavulla buraya girmek istemiş. Kapıdan giren yakışıklı genç kendine oturacak kuytu bir yer arasa da içerdeki bütün masaların dolu olduğunu görünce çaresiz sadece tam ortada duran boş masaya oturmaya karar vermişti. Çoktan oturmuştu genç. İstediğini soran garsondan limonlu soda istemiş onunda gelmesiyle huzur ve sukut içinde otururken bütün yorgunluklarını unutmuştu. Çok geçmeden içeri yaşlı bir bayan girmişti. Belli ki oda sıkılmış. Belki çay içecek rahatlayacaktı. Ama içerde hiç boş yer yoktu. Tek boş yer orta masada oturan gencin yanıydı. Burayı çok sevdiği için gençten rica etti rahatsız etmezsem otura bilir miyim diye. Genç cevabını sıcak bir tebessümle vermişti. Yaşlı bayan oturur oturmaz onu çok iyi tanıyan garson hemen onun şekersiz çayını getirdi. İkisi de sessizce otururken kapıdan bir kişi daha girmişti içeri, biraz huzur bulmak için. Genç bir bayandı bu gelen. Boş masa olmamasına üzüldü ama ortada oturan bayanla gencin yanına otursa onları rahatsız etmeyeceğini düşündü. Önce izin aldı oraya oturdu daha sonra kendine bol kremalı bir kahve söyledi. Üç yabancı birbirlerinden habersiz öylece otururken bir misafirleri daha vardı. Kapıdan içeri giren bu sefer yaşlı bir adamdı. Buraya ilk defa geliyordu. İsmi dikkatini çekmiş ve muhakkak girmek istemişti. İçerde boş masa göremeyince geri dönmek istemiş ama çıkmaya gönlü el vermemişti. İçerde tek boş sandalyeye oturmak için ilerken o masada oturan üç kişinin de birbirini tanımadığını anlamakta hiç zorlanmamıştı. Böyle güzel bir yerde üç yabancı dördüncü bir yabancıya hayır demeyeceği tahmininde yanılmamış ve son boş sandalyeye de bu yabancı oturmuştu. Yeni gelen yabancı adamda biraz girişteki kahve kokusunun esrarından birazda tam karşısında oturan genç kızın içtiği kremalı kahveye inat Türk kahvesi istemişti. Garson yaşlı adamın isteğini bekletmeden daha dumanı üstünde tüten bol köpüklü mis gibi Türk kahvesini getirmişti. Sırdaş cafe bir sırlı olaya daha şahitlik yapıyordu herkesten habersiz. Tahta bir masada tahta sandalyelerde birbirlerini hiç tanımayan daha önce birbirlerini hiç görmeyen dört yabancı oturuyordu. Birer merhabadan başka hiç konuşmamışlardı, tanışmamışlardı. Zaten birazdan kalkıp gideceklerdi ve bir daha hiç görüşmeyeceklerdi. Zaten herkesin derdi kendine yetiyordu. Herkes kendi iç aleminde kaybolmuş karşısında kimin oturduğunu hiç düşünmüyordu bile. İlk gelen genç kara kara iş bulamadığı için memleketine gidiyor olmasını düşünüyordu. İlk önceleri elinden geleni yaptığını iki gün boyunca iş aradığını vicdanın rahat olduğunu düşünüyordu ama şimdi biraz pişmandı. Keşke dedi, iş ararken daha önce büyük bir süper markette müşteri hizmetleri bölümünde çalıştığımı saklamasaydım. Oradan çirkin bir iftira ile atıldığımı anlatsaydım. Belki şimdi burada olmazdım. Son görüştüğüm bayan kesin işe alacaktı ama olan olmuştu. Biletini almış memlekete dönüyordu genç adam. Genç adam bu düşünceler içinde boğulurken tam karşısında oturan yaşlı kadın da kendi sorunlarıyla boğuluyordu. Kaç gündür kendi kendini yiyordu. Nasıl öyle bir hata yaparım. Kendi torunumun istikbali için bir gencin hayatıyla oynarım. Kendi kaprislerim yüzünden bir genci işsiz bırakmak hiç af edilir değil. Şimdi nerdedir acaba o genç ne yapıyordur diye düşünüyordu yaşlı kadın karşısında oturan gençten habersiz. Genç adamla yaşlı kadın düşünceler içinde kaybolmuşken hemen yanlarında oturan kızın üzüntülü yüzünü hiç fark etmediler bile. Kız sadece kıskandığı için arkadaşına oynadıkları kötü şakaya mı üzülsün yoksa bursu kesildiği için okulu bırakmak zorunda kalmasına mı üzülsün bilemiyordu. Kim bilir ne kadar üzmüştü arkadaşının hiç tanımadığı dedesini. Oysa ilk aradığında ne kadar mutluydu. Ama bunları da pek düşünemiyordu üzüntüsünden, bursu kesilmiş ve okulu bırakmak zorunda kalmıştı son sınıftayken. Yaşlı adam kahvesini içiyordu ama hiçbir tat almıyordu o güzel kahveden. Bir taraftan torununu düşünüyor, iki senedir hiç arayıp sormadığı için kayıta bile gelmediği için bir taraftan da torununa kızıp anlarca öğrencinin bursunu kestiği için. Torunu sık sık aramalıydı. En azından ona kızıp onlarca gencin istikbaliyle oynamalıydı. Biliyordu ki burs verdiği öğrenciler çok başarılı ve bu burslara çok ihtiyaçları vardı. Eğer bursları keserse bir çoğu okulu bırakmak zorunda kalacaktı. Acaba onlardan biriyle karşılaşsam bana kim bilir ne derler, hele son sınıfta okuyanlar. Düşünmek bile istemedi bunları yaşlı adam karşısında oturan genç kızdan habersiz. Dört yabancı birbirlerinden habersiz uzun uzun bu düşünceler içinde kaybolup gittiler. Güneşin batmasına izin vermeden kalkıp herkes kendi yolluna doğru gitti. Herkes kendi sırrını kendine saklamıştı ama sırdaş cafe bir sırra daha ortak olmuştu…
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Ekim
21
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
10
Ağustos
15
Bitti (isimsiz Mektupların Son Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 655 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
13
Mektup (isimsiz Mektupların İlk Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 599 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Sana Geldim (isimsiz Mektupların İkinci Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 388 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Ekim
1 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||