Sıvı Gölgeler 1
17 / 7 / 2008 Perşembe tarihinde Güngör Demir tarafından eklendi, 244 kez okundu...
“Kabus, soğuk bir sonbahar günü başladı. Gece, her zamankinden daha sessiz ve daha karanlıktı. Yalnızdım. Sıkıldım, olacaklardan habersiz dolaşmaya çıktım. Kışın habercisi olan soğuk rüzgar, yüzümü okşayıp, tenimde yakıcı bir his bırakıyordu. Gökyüzüne baktım. Yıldızları göremedim, bulut da yoktu. Üzerimde, sonsuzluğa doğru yol alan bir karanlık...” Okuyucu Puanı ;
Sıvı Gölgeler 1Kabus, soğuk bir sonbahar günü başladı. Gece, her zamankinden daha sessiz ve daha karanlıktı. Yalnızdım. Sıkıldım, olacaklardan habersiz dolaşmaya çıktım. Kışın habercisi olan soğuk rüzgar, yüzümü okşayıp, tenimde yakıcı bir his bırakıyordu. Gökyüzüne baktım. Yıldızları göremedim, bulut da yoktu. Üzerimde, sonsuzluğa doğru yol alan bir karanlık uzanıyordu. Issız sokaklarda yavaş adımlarla ilerlerken, boş bir arazinin girişine geldim. Bir futbol sahasının üçte biri büyüklüğündeydi. Durdum. Yoluma devam etmek için, ya etrafını dolaşacaktım,ya da içinden geçecektim. O soğukta, yolu uzatmaya gerek yoktu. Arazinin içinden geçmeye karar verdim. Tam yürümeye devam edecekken tekrar durakladım. Aniden gök gürlemeye başlamıştı. Bizim bildiğimiz gök gürlemesi gibi değildi bu. Şu ana kadar, hayatımda hiç duymadığım bir sesti. Başımı kaldırıp karanlığa baktım. Gökyüzünde asılı duran dev bir cismin ortasından yere doğru, silindir şeklinde, cam gibi saydam bir nesne uzanıyordu. Bir anda, ne olduğu belli olmayan bu şeyin içini, aşağıya doğru akan, siyah, koyu bir sıvı dolsurdu. Toprakla temas eden sıvı şekillenerek, insana benzer bir görünüm aldı. Bu arada ben, kendimi toparladım ve yakınımdaki duvarın arkasına gizlendim. Artık rahatça, olanları izleyebiliyordum. Gördüklerim karşısında boğazım kurumuştu. Soğuktan değil, korkudan titriyordum. Aklım da karışmıştı. Neler olduğunu kavrayamadığım gibi, ne yapmam gerektiğini de bilmiyordum. Olanları birilerine anlatsam, delirdiğimi düşüneceklerdi. Ben kendi kendimle tartışırken, sıvı haldeki karaltı, bacağa benzeyen iki uzantının üzerinde kaymaya başladı. Arkasında, salyangozların bıraktığı gibi bir iz bırakıyordu. Karaltı birkaç metre ilerledikten sonra, gökyüzündeki cisim ile yer arasındaki bağlantıyı sağlayan köprü yok oldu. Yaratık, sokak lambasına yaklaştığında, sağ tarafındaki kola benzer uzvunu lambaya doğru yöneltti. Siyah bir yıldırım çıktı bundan ve ışığı yok etti. Gözlerime inanamadım. Direğin ucundaki lamba tamamen ortadan kaybolmuştu. İçimdeki korku daha da arttı. Bir kabus görüyordum sanki. Yerden sivri bir taş aldım ve sol işaret parmağımı kestim. Acı hissettim, bir saniye sonra da kanama başladı. Demek ki rüyada değildim. Şahit olduğum her şey gerçekti. Cebimden bir kağıt mendil çıkardım ve parmağımı sardım. O an yaratığın durakladığını fark ettim. Sonra yönünü değiştirdi ve benim bulunduğum tarafa doğru ilerlemeye başladı. Hemen oradan ayrıldım. Biraz ilerideki bir kamyonun arkasına dolaştım ve kasasına tırmandım. Kamyonun ön tarafına doğru ilerledim. Görünmeyecek şekilde yavaşça başımı kasa seviyesinin üstüne çıkardım. Siyah yaratık, benim biraz önce bulunduğum yere gelmişti. Birden kafaya benzeyen bölümünde, ağız şeklinde bir çıkıntı oluştu. Bu çıkıntı uzayarak yere kadar ulaştı. Ardından bir emme sesi duyuldu. Dondum kaldım. Acaba düşündüğüm gibi, kanımın kokusuna mı gelmişti? Çünkü biraz evvel, parmağımı kestiğimde toprağa birkaç damla kan damlamıştı ve yaratık bunun hemen üzerine, yön değiştirerek benim bulunduğum yere geldi. Demek ki kanın kokusunu duymuştu. Yani bu yaratık kan peşindeydi. Birden yeniden ürperdim. Madem ki bu şey, bu kadar uzaktan, birkaç damla kanın kokusunu alabiliyor, o zaman koku alma duyusu çok gelişmişti ve benim parmağım hala yaralıydı, hala kanlıydı. Sanki düşüncelerimi okumuş gibi, yaratık, hızla kamyona doğru gelmeye başladı. Ben yerimden fırladım, kasanın diğer ucuna doğru yöneldim. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama zıplayarak, kasanın dışına, yere atladım. Sonra var gücümle koşmaya başladım. Arada bir arkama bakıyordum. Yaratık gittikçe yaklaşıyordu. Bu arada boş durmuyor, o siyah yıldırımlarını üzerime gönderiyordu, ama zigzaglar çizerek ilerlediğim için, isabet ettiremiyordu. Onu atlatmak için ilk sokaktan sağa döndüm, sonra yine ilk sokaktan sola. Arkama baktım hala geliyordu. Tam o anda, ben yaratığa bakarken, ayağım bir şeye takıldı ve dengemi kaybettim. Yüzüstü yere kapaklandım. Sağ dizimi çok kötü çarpmıştım. Acı dayanılmazdı. Kesinlikle hareket edemiyordum. Kendimi zorlayarak sırtüstü döndüm. Başımı kaldırdım ve ileriye baktım. Gölge yavaş yavaş yaklaşıyordu. Artık her şey bitmişti. Kahrolasıca bir taş yüzünden düşüp dizimi yaralamıştım ve hareket edemiyordum. Kendimi, kaderini kabullenmiş, kesilmeyi bekleyen kurbanlık bir koyun gibi hissediyordum. Gerçekten de dedikleri gibi, hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başlamıştı. Henüz yirmi beş yaşındaydım. Ölmek için genç bir yaş ve esrarengiz bir ölüm şekli. Ne olduğu belirsiz bir canavara yem olacaktım. Aramızda dört beş metre kalmıştı. Hiçbir çıkış yolu yoktu. Üç metre ... iki metre .... bir metre ... ve gözlerimi kapatarak kendimi sırtüstü bıraktım. Devam edecek...
Tavsiye Et :
Ekim
11
Ekim
8
" K! U! R! T! " (3)
• Çiğdem Bekar Abilov • Fantazi Hikayeleri • 124 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ekim
6
Ekim
3
" K! U! R! T!" (2)
• Çiğdem Bekar Abilov • Fantazi Hikayeleri • 121 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Eylül
30
Bir Yastık Esnemesi 8 Karabasan
• Umut Uyan • Fantazi Hikayeleri • 124 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
12
Ağustos
12
Ağustos
12
Ağustos
12
Temmuz
24
Temmuz
22
Temmuz
24
Temmuz
16
Temmuz
17
Temmuz
24 |
![]() |
|
||||||||||