Şizofrenin Güncesi (6)
BÖLÜM 6
yine her zaman ki gibi sıkıldığım bir ortamda, herkes beni konuşturmaya çalışırken; ağzımdan çıkan harfleri dahi ağzı açık beklerken dikkatimi çekti. masanın biraz daha gerisinde, gruptan kopmuş, umursamaz bir tavırla elindeki kitabı okuyordu. oysa ortamda ben vardım ve bu onun umrunda değildi. çıldırdım, içten içe hırslandım öfkelendim; aslında bir yandan da hoşuma gidiyordu, beni umursamaması bu kadar insan kılıklı içinde farklıydı sanırım. pek kadınsı değildi; yüzünde en ufak bir makyaj yoktu, altında siyah bir jean, üzerinde bol siyah bir swet, başında bir şapka, tırnakları uzun ve bakımlıydı ve siyah oje sürülmüştü, parmaklarının kenarlarına dahi bulaştırmamış, itinayla sürdüğü belliydi. sanki görünmez olmak ister gibiydi, farkedilmekten rahatsız olacakmış gibi, gruptan biraz daha geride elindeki şiir kitabına gömülmüştü. böylece o kitap onun kalkanı olacak, kimseyi dinlemek zorunda kalmayacak ve kimse onu rahatsız etmemek adına bir şeyler sormayacaktı. fakat madem böyle hissediyordu neden gelmişti? arkadaşlarının zoruyla mı gelmişti? burada ki en şahsiyetli kişiydi ve benim bir şekilde onun dikkatini çekmem gerekiyordu. ilgisini çekebilecek hemen hemen her konuda her zaman ki ahkam kesmeye, hatta aşırıya gidip kızar da bir şekilde dahil olur diye kadınları yerden yere vurmaya başladım. sadece arada bir kaldırıp başını gözlerime baktı, anlamıştı; lanet olsun niyetimi ve beni anlamıştı. ilk defa böyle bir bakış gördüm, o anda yaptığımın ne kadar salakça olduğunu anladım oysa bir tek o anlamıştı ve küçümser bir halle hafif tebessüm edip, iri kapkara gözlerini tekrar kitabına çevirdi. bunun bedelini ödeyecekti. daha farkında değildi ama zamanı geldiğinde benim bunun altında ezilmeyeceğimi görecek, ona da bilmişliğini ukalalığını ödetecektim..
birden elindeki kitap gözüme çarptı, konuşurken. sesim fena değildi, üstelik şiir okumayı sever ve bunu da iyi yapardım. kitabın hangi yazara ait olduğunu görmeye çalıştım, ama kız kitabı yerinden oynatmadan sayfaları çeviriyor ve elindeki kurşun kalemle bir yerlerini çizip duruyordu. okumuştum oysa kitabın kapağını, hatırla lanet olası neydi. eğer bu da işe yaramazsa kafasını kitaptan kaldırmaya, saçlarından kendime çekip direkt dudaklarına yapışacağım. bir anda ona hem kızıyor, hemde hayvani bir güdüyle müthiş arzuluyordum. kendime kızmaya başladım artık, neler düşünüyorsun lan sen, neler oluyor. zehrini ona da mı akıtacaksın, bu mu istediğin, üstelik o farklı, bırak yoluna gitsin. ona öğreteceğin pek birşey yok, hatta senin kokuşmuşluğundan çok daha asil, temiz ve senin pis düşüncelerine kadar biliyor. sanki beynini okuyor ve bir sonraki hareketini senden önce biliyor. hayır, kesinlikle onun dikkatini çekmeliyim, bu beni anlayabilecek tek insan olabilir. belki hayvanlığımdan sıyrılıp, onun nefesiyle yaşamayı deneyebilirim hayatımda ilk defa. tamam, tek şiir hakkın var oğlum, salt sevda aşk kokan bir şiir olmamalı bu, böyle şeylere pabuç bırakacak biri değil bu, doğru şiir olmalı, düşün. düşün uzay çağında bir ayağımız, evet bu olabilir.
şiiri okurken; kitabı kapattığını gördüm, fakat yine de bana bakmadı. bittikten sonra çok güzeldi, üstelik sevdiğim şiirlerden birisi derken bunu neden yaptığımı bilir gibi, hınzır bir tebessüm yolladı. ben teşekkür ederim, kitaba gömdüğünüz başınızı kaldırıp dinlediğiniz için deyip, umursamıyormuş gibi diğer gruba döndüm. ama içim içimi yiyiyordu, diğerlerinin saçma sapan konuşmalarını, hayranlıklarını ne görüyor ne de işitebiliyordum. tüm beynimi bir uyuşturucu gibi etkisi altına almıştı. dürtülerime hakim olamayıp gözlerimi ona yönelttiğimde kitabı kapatıp, sohbeti dinlerken buldum onu. zafer benimdi. gözlerim parlamış, daha da coşmuştum. arada bakışlarımız çakışıyor, tıpkı benim her zaman yaptığım gibi küçümseyerek izliyordu olup biteni. çantasını toparlamaya başladı. masanın üzerinde ki sigarası ve çakmağını alıp bir sigara yaktı ve çantasına koydu. ve bir de kitabı vardı. olamaz, kalkacaktı; nerde yanlış yapmış olabilirim, ben de yanlış yapabilir miyim. türk filimlerinde olanın olmasını diledim, o kitabı bilerek ya da bilmeyerek burada unutmasını; bunu yapmayacağını bilsemde. bu küçük oyunların ona göre olmadığını çoktan ispat etmişti. kendi bilir, yapacak bir şey yok, kendini bir şey sanıyor şıllık böyle yaparak, tıpkı sen gibi değil mi adi piç. neyse ne, kes sesini. gerçekleri duymak acı değil mi, işine gelmeyince sus demek; ne kadar aciz bir yaratıksın oysa. sen gerçek diye insanların gözüne sokarken, geçip karşılarına bilmiş bilmiş içinden gülerken iyi değil mi. şimdi ben sana gülüyorum işte, inkar et ve sus demekle yetin acizliğinde. kız kitabını alıp; bana döndü.
güzeldi, kitap gibi konuşuyorsunuz ve biliyorsunuz. dedi.
neydi şimdi bu biliyorsunuz, nedemek istedi, anlamıştı. evet biliyordum onun da bildiğini.