Şizofrenin Güncesi(7)
BÖLÜM 7
Bir kaç gün boyunca ara ara aklıma geliyordu, halleri, bakışları, sesi. Farklı bir şeyler vardı, büyü gibi. Kendinden emin tavrı altında eminim bir ceylan kadar ürkekti. Hayatımdan geçen hiç bir kadına benzemiyordu. Oysa seviştiğim kadınların hepsi birbirinden güzel, alımlıydı. Ama sadece sevişmiştim işte ve buruşturup attığım kağıtlardan farksızdı hepsi, doyumsuzluğumda; ruhtan arınmış salt hayvansallık . Hiç biri bana yetemedi, konuşmadım dahi onlarla. Her şey tepe taklak olmuştu, ters köşeye mi yatacaktım bu defa; tabi ki buna izin vermeyecektim. Adını dahi bilmiyorum iyi mi?
O zamanlar daha zayıf, çirkin ama karizma sahibiydim hani ve kendimi fasulye gibi nimetten sayardım. Şimdi daha iyi anlıyorum, o kendinden emin, ukala konuşmalarımın yersizliğini. Ama o güç, insanların üzerinde kurabildiğim hakimiyetin, beyinlerine bir virüs gibi sızmanın hazzı tarifsizdi. Ego şişkinliği sonucu ve zamanla ne kadar boş ve hatta kompleks olduğunu anlıyor insan ve her şeyi boş verdiğim gibi onları da boş verdim nihayetinde. Budalalıktı, şimdilerde bir hiçim ve mutluyum hiçliğimle, bu daha kabul edilebilir. Hiç, yoktan iyidir!
Her arkadaş toplantısını kollar olmuştum, o burun kıvırdığım saçma sapan müzikler çalan; alkol ve sigara dumanı altında yüksek sesli bağırışlar; renkli, bir yanıp bir sönen ışıkların içinde buluyordum kendimi. İlk bir ikisinde o gelmemişti ve hiç adı da sohbeti de geçmemişti. Sanırım dördüncü gidişimde gördüm onu. Bir arkadaşın evinde toplanmıştık, altı yedi kişiydik, bu kalabalık sayılamayacak kadar azdı ve buna sevinmiştim. Bu gördüğümde biraz daha farklıydı; yine altında bir jean vardı, üzerinde ne dar ne de bol denebilecek beyaz işlemeli badi; saçlarını ilk defa gördüm. Uzun, açık kahve ve fön çekilmiş kadar düzgün ve salıktı; yüzünde belli belirsiz makyaj önceki haline nazaran biraz daha yumuşatmıştı ifadesini, ama gümüş küpeleri ve kocaman yüzükleriyle yine sert bir kadınsılığa bürünmüştü.
Tokalaştığımızda ilk defa bir kadın elinin bu denli sıcak olabildiğini hissettim; soğuk bir merhabayla tezat. Selamlaşmalar, yapay hal hatırlardan sonra herkes yerleşti. İçkiler hazırlandı, yanında aperatifler falan. Arada geçen konuşmalardan adının Hülya olduğunu öğrendim. Çok fazla büyük olmayan salonda, büyük yer minderlerinden bulup oturdu. Oldukça rahat davranışları aslında beni şaşırttı. Fakat yine konuşmuyor, elindeki kadehle oynuyor arada sırf konuşmuş olmak için kısa cümlelerle sohbete katılıyordu. Bu suskunluğunu önceki kadar yadırgamadım, hatta hoşuma gitmeye başlamıştı büründüğü gizemi. Alkolün damarlarıma karışmasıyla, her hareketi beni kışkırtıyor, vücudumda hızla adranalin yükseliyordu. Sohbet yazdıklarıma gelince, buzlar erimeye, konuşmaya, sorular sormaya başladı. Yazarlardan, hangi türde yazdığımdan, onun yazdıklarından bahsettik. Çocuklar gibi hiç durmadan heyecanla konuşuyorduk. Müsait olduğum bir gün yazdıklarımı mümkünse görmek istedi. Benim kaçıramayacağım bir fırsattı tabi ki. Hemen numaramı ve adresimi yazıp verdim, ne zaman istersen araman yeterli; ben de sizinle sohbet etmek, paylaşmak ve sizin de yazdıklarınızı görmek isterim dedim. Denize atılan bir taş gibi, dalga dalga ruhuma yayılıyor; gittikçe büyüyordu. Uzun zamandan sonra ilk defa korkuyorum.
Şimdi uzanmış küf kokulu yatakta gözlerimi tavana dikmiş saatlerdir onu düşünüyorum. Sanki hayatımda ki tek güzel olandı, tüm kalan çocukluğumla onun hayaline sığınıyorum; bedenimi sığdırmaya. Onu düşünmek arındırıyor ruhumu tüm pisliklerden, çocuk oluyorum.