Şoförü Olmayan Otobüs
Can`ın evinin önünde otobüs durağı vardı. Kimilerine göre bu çok iyiydi, kimilerine göre de çok kötü. Elbette ki Can`a görede çok kötüydü. Konu komşuları gelip balkonda oturacak olsalar, gürültüden duramazlar, ağız tadıyla arkadaşıyla tavla bile oynayamazdı. Üstelik egzoz kokusu da işin cabasıydı. Hatta kaç defa otururlarken:
” -Vallahi iyi rahat ediyorsun bu gürültüde arkadaş, egzoz kokusu içersinde oturulur mu? Hastalanırsınız, maazallah kanser olusunuz” dememişler miydi?
Can`a göre de kötüydü. Çünkü ağır bir işte çalışacaksın, yorulacaksın, dört gözle cumartesiyi pazarı bekleyeceksin, `şöyle bir saat ona, onbire kadar uyuyayım` diyeceksin, ne mümkün.
Saat sabah altıbuçuk dedi mi; hadiii tor tor tor, zınk acı bir fren sonra; garç gurç vites değiştirmeler, uyu uyuyabilirsen. Kaç kez erken uyanmanın ve uyku mahmurluğunun verdiği hırsla balkona çıkıp; otobüs şoförüne bağırmış, çağırmış belediye arabasının da yoldan geçmesini önleyecek değil ya ama eli mahkumdu Can’ın. Değil mi ki burada oturuyor, katlanacaktı.
İlk gecekondusunu yapıp da yazın tozlu, topraklı, kışın topuklarına kadar çamurlu patika yollardan neredeyse bir kilometre ilerdeki otobüs durağına kadar giderlerken sanki daha mı iyiydi? Mahallede gecekondular arttıkça kendisi başı çekip mahallelerinden otobüs geçmesi için imza toplayıp muhtara vermemiş miydi? Üstelikte bunu muhtarla belediyeye gidip:
" -Çoluk çocuğumuz yağmurda, çamurda sefil perişan oluyorlar, kilometrelerce yol yürüyorlar" diye şikayette bulunmamış mıydı?
Can belediyeye dilekçe verdikten sonra, her gece otobüsü rüyasında görüyordu. Belediye evinin önüne durak yapmış Can uzaktan otobüsü görünce hazırlanıyor evinin önüne gelince, bir çırpıda inip biniyordu. Rüyasında da gördüğü için ille de kapısının önünde durak olmalıydı. Can hep bunu düşünür olmuştu. Hiç beklemeden otobüse binecek karısı da pencereden el sallayacaktı.
Şimdi buldu da bunuyordu. Saatlerce topuklarına kadar çamurlu yollarda yürüyüp gittiği günleri ne çabukta unutmuştu. Şimdi işine giderken çalar saat bile kurmadan ilk geçen otobüs uyandırıyor, ikinci gelen otobüse kadar kahvaltısını yapıyor ve rahat bir şekilde otobüse biniyor, üstelik karısı da el sallıyordu.
Can işte böyle gene dinleneceğini sandığı bir pazar günü, sabahın köründe; bir otobüsün motor gürültüsüyle uyanmış, balkona çıkıp otobüs şoförüne küfürler yağdırırken, ‘her sabah senin yüzünden bende uyanıyorum’ diye gene hanımıyla ağız dalaşına başlamıştı. Can`ı ne kadar otobüs gürültüsü rahatsız ediyorsa, eşini de aksine hiç rahatsız etmiyordu. Canın çıkardığı gürültü esas eşini uyandırıyor ve eşi de mecburen kocasının kahvaltısını hazırlamak zorunda kalıyordu.
‘Ben uyuyorum da sen niçin uyumuyorsun’ diye epey bir sokrandı karısı Can`a.
Pazar günü erkenden kalktıkları için saat onu zor ettiler. Hazırlandılar, önceden biriktirdikleri naylon torbaları içiçe koyarak bir paket yapıp yanlarına aldılar. Pusuya yatmış avcılar gibi uzaktan otobüsün gelmesini beklemeye koyuldular. Bu arada Can karşılarındaki binanın altındaki bakkaldan gazetesini almayı da ihmal etmedi. Hayatlarındaki değişmeyen şeylerden biriside buydu Can ailesinin.
Can otobüs gelmeden gazetesini alır, sonra otobüse binerler, otobüsün son durağına kadar Can gazetesinin yarısını okur, diğer yarısını da dönüşte okur, gazetede ilanları da dahil okunmamış yer kalmazdı.
Can’la karısı otobüse bindiler. Can gene gazetesini okumaya başladı, son durağa geldiğinde indiler. Oradan doğru ‘İsmet Paşa Pazarı’na. Can`ın huyu idi. Hiç bir şey almadan pazarı şöyle bir iki tur kolaçan eder, her şeyin fiyatına bakar, neyi nereden alacağını gözüne kestirir, sonrada hanımına hangi şey ucuzsa:
“ -Hanım bu hafta pırasa günümüz” veya “bu hafta ıspanak günümüz” der, alacağını ona göre alırdı. Karısı Nefise Can’ın peşinden gene isteksiz, isteksiz dolaşmaya başladı. Dolaştıkça ‘eyvah! Bu hafta ıspanak günü olacak galiba’ dedi içinden. Normal tur bitip de Can, bir ıspanakçıya doğru giderken ıspanakçı uzaktan Can’ı gördüğünde arkadaşına:
“ -İşte bizim has müşteri geliyor” dedi ve dediği gibide çıktı. Çünkü her hafta böyle altı kilo ıspanağı Can’dan başkası almazdı. Ispanakçının önüne geldiğinde durdu:
“ -Altı kilo ıspanak” dedi satıcıya. Satıcı dört naylon torbaya altı kilo ıspanağı sıkıştırarak yerleştirip:
" -Başka bir şeye ihtiyacınız var mı? dediğinde:
“ -Yok” dedi Can. Sonra ufak ,tefek başka alacaklarını da alıp Otobüs durağının yolunu tuttular.
Ellerinde tam on poşet vardı. İkisinin üçünün sapını bir tutup öyle sığdırmışlardı ellerine. Otobüs durağına yürürlerken Can eşine:
" -Yapraklarından sabah kahvaltısına yumurtalı ıspanak, akşama kök kısmından bir yoğurtlu ıspanak yemeği yaparsın. Ertesi gün; yufkayla ıspanaklı börek derken ‘hanım bir hafta yeter bize’ dedi Can. Otobüs durağının bulunduğu meydana vardıklarında; ön kapısı açık, çalışır vaziyetteki otobüsten içeriye girdiler. Otobüsün şoförü yoktu. Can sürekli otobüse bindiği için aylık otobüs kartı vardı, sanki şoför varmış gibi kartını direksiyona doğru tutup ön koltuğa oturdu. Karısı da biletini atıp Canın yanına oturdu. Her otobüse binen kişi otobüsün içinde şoför olmadığı için, ön kultukta oturan Cana soruyor:
“ -Çankaya`ya mı?” Can da:
“ -Çankaya`ya" diyor ve her binen Can`ın yaptığı gibi direksiyona aylık otobüs kartını gösterip biniyor. Kimileri de Ellerindeki bileti şoför olmadığı için, ‘işte ben biletimi atıyorum’ dercesine yolculara gösterip, öyle otobüse biniyordu. Derken dakikalar geçer otobüs tıklım tıklım dolar.
Otobüs kalkmayınca, yolcular homurdanmaya başlarlar. Artık her kafadan ‘bir ses’ çıkmaktadır. Çokları ortaya konuşup:
“ –Nerede! Arkadaşlar bu otobüsün şoförü?”
Şoförü olmayan otobüsün şoförü için herkes bir şeyler konuşurken kimileri:
“ -Daha ne zaman kalkacak?” derler. Artık çoklarının sabrı taşmaktadır:
" -Milletin işi gücü var! Kardeşim bu kadarda bekletilmez ki?” der, kimi. Önden iki kişi inip, hareket memurunun bulunduğu barakaya giderler:
“ -Ohhh ne ala! Tüm şoförler oturmuş çay içip sohbet ediyorlar” der gidenlerden biri. Diğeri kapıyı çalıp açar ve:
“ -Duraktaki arabanın şoförü kimse otobüs doldu, herkes soruyor ne zaman kalkacak diye?” der bu sırada oturanlardan biri hemen kalkıp:
” -Kim binin dedi kardeşim o otobüse?”. Barakaya gelen İki kişi:
“ -Biz zaten geldiğimizde otobüs doluydu” derler,
“ –Haydaaa!” der, şoför; bir hışımla çıkıp direksiyonun bulunduğu kapıdan girer, şoför mahallinden otobüste bulunanlara avazı çıktığı kadar bağırır:
“Kim binin dedi kardeşim bu arabaya? Bu arızalı! Direk garaja gidecek. Hadi bakalım inin, birazdan başka otobüs gelecek ona binersiniz. Birde ona ayrıca bilet atında aklınız başınıza gelsin!” demez mi? Herkes hep bir ağızdan bağırır:
“- Burada herkes biletini attı, kartını gösterdi” Şoför daha da kızarak bağırır:
“- Utanmıyorsunuz yalan söylemeye. Otobüste şoför mü var ki de göstereceksiniz. Kime gösterdiniz söyleyin bakayım." Herkes bir ara suspus olmuşlar kime gösterdiklerini düşünürlerken, Kimisi otobüsün içindeki bulunan diğer insanlara der, kimisi de direksiyona derler:
“ -Şimdi ben nereden bileceğim kimin bilet atıp, atmadığını“ derken başka bir otobüs arızalı otobüsün arkasına yaklaşır ve durur. Bu arada şoförü olmayan otobüsün şoförü:
“ -İlk önce arabaya binen kimdi gardaşım, siz önce onu söyleyin bana” dediğinde herkes birbirinin yüzüne bakar acaba kim, kimden önce binmiştir, belli değildir. Can’ın hanımı da çaktırmadan cana bakar:
“ -Bunlar hep senin başının altından çıktı, önce sen binmedin mi?” der, Can eşinin bu uğultulu konuşmalar içersinde kendisine söylemesine tepki gösterip:
“ -Sus lan kadın, duyacaklar sonra!“ derde geçiştirir durumu.
Şoförü olmayan otobüsün şoförü, otobüsten inip arkalarında duran otobüsün şoförüyle önce tokalaşır, sonrada bir şeyler konuşurlar. Ve daha sonrada otobüsün açık bulunan ön ve orta kapısından yolculara seslenip:
“ -Hadi bakalım, arkadaki otobüse geçin” der. Otobüstekiler itiş, kakış içersinde arkadaki otobüse geçtiklerinde; Can, gazetesini bile okuyamadan evlerine kadar otobüsün içersinde poşetler ellerinde, ayakta gitmek zorunda kalırlar. Artık Can`a bu ders olmuştur:
“ -Bir daha mı ‘tövbe’ şoförü olmayan otobüse binmeyeceğim" der.