Soğuk Bir Kış Günü
Soğuk bir kış günü, yine yalnızlığımla arkadaş, okul yolunda ilerliyordum. İnsafsız rüzgar, ben titredikçe, sanki inadına daha da sert esiyordu. Çaresizliğim soğuğa karşı mıydı, yoksa hayata mı, bilemiyordum. Attığım her adımda, artık hissedemediğim parmaklarımın acısıyla yüzümü buruşturuyordum. Ya da en azından buruşturduğumu sanıyordum. Çünkü soğuk, onu da dondurmuştu. Ayakkabılarımın deliklerinden içeri sızan kar, bir süre sonra buza dönüşüyordu. Karnıma giren kramplar, pantolomun paçalarından içeriye süzülen rüzgarın hediyesiydi bana. Artık düğmesi bulunmayan ceketimi siper edip, az da olsa korunmaya çalışıyordum. Bir paltom olsaydı, belki bu kadar zor olmazdı okul yolu. Ama ne yazık ki yoktu.
Çaresiz zamanlarımda hep hayal kurardım. Okuyacaktım, meslek sahibi olacaktım. Kendi paramı kazandığım için bir daha üşümeyecektim. Çünkü su geçirmez, soğuk geçirmez ayakkabılar alacaktım. Bir de, içi kürklü, suya ve rüzgara dayanıklı bir palto. Belki arabam bile olurdu. Kimbilir? Hayal kurmak ta parayla değildi ya.
Yiyeceğe hasret midem, belki dolu olsaydı, soğuk bana bu kadar dokunamazdı. Açlık bir yandan, soğuk bir yandan, bitkin düşürmüştü beni. Bu durumdayken, şiddetli rüzgara karşı yürümek daha da zor oluyordu. Kar fırtınası da başlamıştı. Gözlerimin içerisine giren kar taneleri, önümü görmemi engelliyordu. Onları temizlemek için yüzüme dokunan ellerim, sanki başka birine aittiler. Ayaz, onları esir almıştı. Hissizleşmişlerdi. Daha önce bıcakla keser gibi acırlarken, şimdi sanki yok gibiydiler. Bir an önce ulaşmalıydım okula, yoksa yollarda donup kalacaktım.
Caddeler ve sokaklar boştu. Böyle bir havada, kim çıkardı dışarıya? Evsizler bile, korunacak bir yer bulmuştu kendilerine. Oysa ben, devam etmeliydim. Saat altıyı yirmi geçiyordu. Dersin başlamasına kırk dakika, yolculuğumun bitmesine de yaklaşık iki kilometre kalmıştı. Alışmıştım artık. Hatta zifiri karanlığın içerisinde, yer yer yanıp sönen sokak lambalarının ışığında, dans ederek yeryüzüne düşen kar tanelerinin görüntüsü, çok hoşuma gidiyordu. Kendimi, mistik bir ortamın parçası gibi görüyordum. Bu da çok eğlenceliydi. Yanan her sokak lambasının altında durup, ışık kaynağına doğru bakıyordum. Milyonlarca kar tanesi, bir anda yoktan var olup, parıldayarak üzerime düşüyordu. Aklıma hep kibritçi kızın hikayesi geliyordu. O da bir sokak lambasının altında oturmuş, kar tanelerini izlerken, elindeki kutuda bulunan kibritleri yakıyordu, bir bir. Her kibrit yanmaya başladığında bir hayale dalıyordu. Söndüğünde, hayali de sona eriyordu, ama ona, sanki gerçekten de yaşanmış gibi geliyordu. Herşeye rağmen, o kızdan daha şanslıydım.
Devam edecek ...