Soğuk Sözlü İlık Yüzlü Sıcak JaponSoğuk Sözlü İlık Yüzlü Sıcak JaponKalem Koleji’nin Psişik Diplomatı, can dostum Mehmet’in anısına...O, ilk tanışma anında bile muhatabın gözlerine bakmadan, bir sabun kovasının içine daldırırmış gibi ellerini ceplerine sokup çıkarıp havada kaoslar çizerek karşısındaki insana, yani boşluğa, sözcük balonları üfleyen kişi. Yüzünde bazen bir japon maskesi, üzerinde dubai fistanı, elinde marpucuyla divana kurulmuş içine hayat çekip dışına zehir üfleyen bir arap şeyhi. Suikast planı, ince bir boyundan yukarı doğru yüklü miktarda kan pompalayarak beyni felcetmek olan kalınca bir şahdamar. Toplumun bütün girdilerini, yani sen ve beni tek bir bünyede toplayan, girdileri çıkarmaya zorlayan soruları pamuk hallaçlayan pıtırlı değnek, cevapları dinleyicinin yüzüne meşin kırbaç, Hak tarafından son yüzyıla vurulmuş sert bir şamar. O, Hülagu ve Cengizden bu yana kendisine bir destan yazılası son abus hükümdar. İçinden soluyan bir ejderha, ejderya boğan bir anakonda, dişlerini yer küreye saplamış doyumsuz vampir. Küçük bir yumurta çıkarmak için bütün tavuk çiftliğini velveleye verebilecek çıplak bir tavuk. Sorsanız, yumurtam altından der... Yağlı kağıda sarılmış içinizi yakan, yüksek dozajlı bir esrar. Hükmü mağlup etmek olan kapsamlı bir hukuk kitabı. Engin birikimli bir tarih yazmacısı, Hitit kekemesi. Karşı gelmenin cezasının söz ve göz hapsinde müebbet yatmak olduğu hükümsüz kanun. Sürekli beyninden kan fışkıran bir derviş resmi çizen karakalem. Sonu -izm’le biten bütün kelimelere sırtını dönmüş bir ideoloji sözlüğü. Yengeç burcu olmamasına rağmen Franz Kafkayı damarlarına enjekte eden bir kalp hastası. Kahve sohbetinde damakları delen tadıyla şekersiz, demli bir bardak çay. Ayağınızı kazara bassanız derinizi yırtacak bir porselen kırığı. Bir Pazar günü içine girseniz, ışığı süzen renkli-buzlu camlarıyla mum isleri kaplamış gölgeli duvarları olan, içinde sesiz ayinler yapılan bir katedral. Haklı, son derece haklı...Aşk sözcüklerine on para kıymet biçmeyen, bütün bir sevgi kütlesini tek lokmada kursağına indirebilecek, işkembesindeki Mecnunlar büyük ağaç gövdesinin küçük bir kovuğuna girmiş arıkuşları. Sakatatının büyük yüzdesini ona asla hazımsızlık çektirmeyecek karaciğerleri oluşturur. Onun için ‘bugün, harfleri farklı bi dizilimde bir “selam” sözcüğü’, yarın ‘semada şahlanan kır atının ayağına dolanmış, ak bulutlara düşen pembe kırağı’dır aşk. Kendini yalnız hissettiği gecelerde üstûreli aşk hikayeleri yazar. Mitolojik bir evrenin her zaman varolduğuna inanır. Modernizme karşıdır. Meta-fetişizmi dillere destan, özgün bir kavramsalıdır. Otomobil dergilerinin sayfalarını karıştırken bile satır aralarında felsefe sözcükleri arar. Son yolculuğuna çıkarken onu uğurlamaya gelen tek edîpin Şener Abi olduğunu görürsünüz. Siber etiketler üreten bir bilgisayar programı ya da insan-üstü ‘deneysel çalışmaları’ olan bir kozmoz bulutu. Oryantal topraklara gömülmüş, yerin altından kök sürerek batı ülkelerinin birinden filizlenmiş, asla kapital olmayan bir çekirdek. Kullanım ve değişim değeri tamamen göreceli olan, sabit ayağını önce kalbine sonra başına dokundurmuş, oldukça esnek bir balet. Kendi olma yolunda sarp yokuşları –ayağına batan dikenlere rağmen- azimle çıkmış, kendine gelmek istediğinde yaşam küresinin soğuk sularına başını daldıran, özgürlük izotopunu çevreleyen bir mağma tabakası. Kaderi olabilecek, belki de mecbur kaldığı açlık felsefesiyle hafızalardan silinen Wernicke Korsakoff sendromu. Bünyesinde kıtalar ve diller birleştiren popülist sosyomat. Masallar diyarında olta atan ihtiyar bir balıkçı, paslanmaz çelik zırhlı Don Kişot, verirken kimse görmesin diye izole bir sınıfta masanın altına gül saklayan Herkül. Her belediye otobüsü, onun için muhteşem bir hatıra koruluğu. Maceralarında değişmeyen başaktör: diğerleri ve umarsız figüran: kendisi. Sürekli değişen anların bir düzlemde kenetlenmesiyle sürekli dönen bir çark, zamanı kırpan bir makas, ümitleri öğüten bir kıyma makinası. Zamanın fiziğe dönüşümünü akla makul hale getirip izleyicisine eksiksiz anlatan ulu bir spiker. Kendini bütükçe bir beden içine hapsetmiş, kendi bedeninden sıyrılma düşüncesiyle yanıp kavrulan bir ruh insanı. Sanal derviş, geceyarısının kül kedisi, avcı hattında dolaşan cesuryürek... Altınvuruşunu üniversite sıralarına kapaklandığı sırada açık tenli, hayali bir prensese vurularak gerçekleştirdi. Sonrasında dağılan hislerini asla toparlayamadı. Yani toparlamak istemedi. Çünkü ona dağınık olmak çok yakışıyordu. Bodrum katındaki bekar evinde geceleri Neşet’le demlendiği sıralardı. Sonrasında, elinde Kadıköy çingenelerinden aldığı bir demet gülle karşıma çıkacağı o ilk kavgamızda odasının kapı aralığından, elimden bir kaza çıkmasın diye bana sahiplenir gözlerle bakan umursamaz insandı. Atmosferinin nasıl değiştiğini görmeniz için Fethipaşa korusundan Üsküdar’a inip oradan fakülteye giden bir otobüse birlikte binmeniz yeterdi. Annesine karşı içinde biriktirip söyleyemediği birçok sevgi sözcüğü vardı, bunları Karacaahmet Mezarlığından geçerken azar azar yürüdüğü yola saçar ya da kümelenen kedilere verirdi. Her zaman bana hediye edecek bir çantası olurdu sırtında ya da omuzunda. Çantalarının içinde, zor anlarında satmayı göze alamayacağı kadar değerli bir kalem, kalemin içinde şayet kaybolmuşsa bulunduğunda kendisine iade edilmesini yazdığı bir not bulunurdu. Müzik dinlerken kendinden geçmesinin sebebi kanaatimce içindeki büyüyen yalnızlığın onu sarhoş etmesiydi. Muza karşı bir zaafı olduğu kesin. Kamera karşısında muhakkak değişir. Gözüne ışık tutsanız şartlı reflekslerle karşılaşırdınız. 18 yaşında memleketi Çorum’dan ayrıldığında arkasında özgürlüğüne bedel olacak bir yaşam bırakan, ilk ‘evet’iyle son ‘evet’ i arasında milyonlarca ‘hayır’ olacak kararsız-kararlı bir balık. Şimdi beni dinliyor olsa ‘carpe diem hacı’ desem bu ona komik gelirdi, zira eskidende bu böyleydi. Beyninde oluşan çatlakları alçıyla kaplardı, evet, alçıdan bir kafatası vardı. İkinci bir kafası olsaydı ilkini koparıp kafatasında şarap içmek isterdi. Sivri uçlu metal bir çubuğu, kanlar akan kesilmiş derisine saplayıp sağa sola çevirmek ve acı çektiğini inkar etmek onun vazgeçilmez hobisiydi. Belki de gerçekten kesilen bir kurban gibi hiç acı çekmiyor, biz onu öyle sanıyorduk. Bu asla cevaplayamayacağım bir soru. Sosyal bir gözlemci; insanların onun gözlerinde uçuşan kuşlar olduğunu söylerdi. Bir bilim adamı; çay kaşığından nükleer reaktör yapılabileceği kanaatindeydi. Bir şair; en yüzeysel şiirlerine kafiyeydi ‘hayırlısı’ sözcüğü. Bir müzisyen; çalmayı bir türlü öğrenemediği gitarını, tellerini koparmadan çöplüğe bırakan. Muhtemelen onu özgür bıraktığını söyleyecekti sebebi sorulsa. Tellerine dokunmamasının hikmeti bu yüzdendi. Bağdaşmaz ‘gerçek’ ve ‘doğru’ları kriterler süzgecinden geçirip, kutsal teorilerinde damıtan, analizlerini tek cümle içinde toparlayıp kitleleri imha edebilecek bir hatipti. Bilinmezlikler ‘ada’sına giderken yanında kimse bulundurmayan, Çanakkale Boğazını yürüyerek geçen, birgün Madrid’in sokaklarında, ertesi gün İsviçre alplerinde gezinen çarıksız ve asasız bir seyyahtı. Ona hiç yakışmazdı ‘zenginler klubünde Yahudi bulaşıkları’ yıkamak. Mason olmasından şüphelendiğimde bu işi yapıyordu. Denize fırlatılan sahte bir bozukluk karakterindeki yüceliği dışa vuruyordu. Balık tutmaktan hiç anlamazdı, o daha çok kafese alırdı insaları. Mor rengine ait söylemleri efsaneleştirmeyi severdi. Dışa açılan ‘penceresi’ Taksim civarıydı; zihnindeki çıkmaza giden haritanın başlangıç noktası Beyoğlunun ara sokaklarıydı. Bazen bir gay barında insanları irşad ederken görebilirdiniz onu. En çetin mücadelesini Hasanpaşa kaldırımlarında onu bekleyen eroin bağımlısı bir teyzeyi rehabilite etmek için vermişti. Gözlerimle şahit olduğum son uğraşı zengin işadamlarıyla yaptığı röportajlardı. Hasbi insan! Son gecemizde beni havaalanına götürecek arabayı da o ayarlamıştı. Bunu benden biran önce kurtulak için mi yardım etmek için mi yaptığını bir türlü anlayamadım. Ancak bir yayınevi için birlikte yapacağımız çeviri işinde bana cesaret verip pazarlığın bitmiş olmasına rağmen vazgeçtiğimizi söyletmesi bana yaptığı en büyük yardımdı. Zira o çeviriyi asla yapamayacaktım. Sadece bunu ona itiraf etmekten korkuyordum. Bazen insanlardan korkar, bazen onları bazen kendini sıfırlar ama hep bir değerler çatışması yaşardı. Kadınlar...Onun bir zaman en çok korktuğu ‘nesne’lerken sonrasında o, kadınların kendisinden çok korktuğu bir ‘nesne’ haline dönüştü. Ben, bir kadın değilken zaman zaman ben de korkardım, itiraf ediyorum. İnsanları küçümsemek için yapması gereken tek şey gözlerine bakmak olurdu, aşağılamak içinse onlara soru sorardı. Cevabı ruh haletime göre değişecek soruları en çok bana sorardı, ya da ben öyle olmasını isterdim. Bir kanepede yer kıtlığından yanına sokulsanız buz gibi bir cesedin koynuna girmiş gibi hissederdiniz kendinizi. Büyük çatışmamız, benim de içimde alevlenen aşk dedikoları yayılmaya başlayınca gerçekleşti. Artık onu gerçekten anlıyordum. Düşünen büyük bir beynin içine saplanmış, hiçbir beyin cerrahının çıkaramayacağı, çıkarmaya cesaret edemeyeceği zehirli bir kıymık gibiydi tatminsizliği. Zira o, bazen haliyle, bazen diliyle ancak bir kaç kez soluğunu koklamakla anlayabileceğiniz bir Yaradan Aşığıydı. Her zaman birini ya da birşeyleri delice seviyordu ama neyin ve ne zamandan kalma olduğunu asla bilemezdiniz. Ömründe içeceği ilk sigarasının sıfıra vurduğunda olacağını söylerdi ancak kaç kez sıfıra vurduğunu hesaplamaya birin yanına sıralanmış sıfırlar yetmez. İnanışlarında, geleceğe tohumladığı aşklara aydınlık iklimleri sera yapardı. Bir kaç kez kendisi için dostluk şiirleri yazmış olsamda beni aşağılayacağı korkusuyla ona okumaya cesaret edemedim. İnsanların hayatında unutulmayacak izler bırakanlar vardır.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
20
Kasım
18
Kasım
16
Aşık Oldugun İnsanla Dost Olmaya Çalışmak
• Aslı Silahtar • Dostluk Hikayeleri • 732 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
8
Kavak Ağacı İle Mor Menekşenin Dostluğu
• Menekşe Gülay • Dostluk Hikayeleri • 891 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Kasım
6
Ekim
30
Ekim
30
Ekim
24
Ekim
21
Ekim
21
Ağustos
25
Soğuk Sözlü İlık Yüzlü Sıcak Japon
• Deniz Yaşar • Dostluk Hikayeleri • 881 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
6
Mayıs
12
Mart
1
Eylül
9 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||