Sokma Akıllı
Anneme pazardan acı küçük arnavut biberlerinden zorla yalvar yakar yarım kilo aldırabildim.
“Oğlum mideni deleceksin, sende hiç akıl fikir yok mu ? “ sözleri de doğal olarak bir kulağımdan girip diğerinden çıktı.
Tutturdum bir kere ya o iş muhakkak olacak. Sarı inadı işte.
Ancak meret öyle acı ki bir yemekte ancak bir iki tane yenilebiliyor.
“Yarım kilo biberi bozulmadan nasıl bitirebilirim ki ?” diye düşünürken buldum, kendi kendime
“Bu biberleri ben ipe dizeyim, kurusunlar. Sonra onlara ne yapacağıma karar veririm” dedim.
Hepsini bir güzel yıkadım, onları süzgece koydum, süzülürken annemden yorgan ipi ve bir de iğne istedim
“ne yapacaksın yorgan ipini ? “ diye sorunca anlattım.
“İpliği kullanacağın kadar kes, o iğneyi de bana geri getirme , bir küçük gazete kağıdına sarıp çöpe at, batmasın bir yerimize “ diye de eklerken iğne ve ipliği de bana verdi.
Annemin verdiği yorgan iğnesine yorgan ipini geçirdim, uzunca bırakarak da ipi kestim. İpin ucunu nedense bir güzel düğümledim. O biberleri birer birer ipe geçirip dizdim. Mutfak balkonunda camın yanındaki duvara zar zor iki çivi çakıp biberlerin dizili olduğu ipi uzunlamasına iki ucundan çivilere bağlayarak astım. Kullandığım iğneyi de eski gazeteden kopardığım küçük bir parçaya sarıp uçlarını kapatarak doğru çöpe attım.
Biberlerin acıları öyle bir çıkmış ki anlatılacak gibi değil. Ellerimi iyice bir kaç defa yıkadım, bir ara birden hapşırınca gözlerim de yaşardı. Unutarak elimle göz yaşlarımı silme gafletinde bulundum. Aman allahım, o anda gözlerimi acıyla sıktım, İnanılmaz bir acı, gözlerim yanmaya başladı. Hemen lavabo’ya koştum. Su ile yıkıyorum ama geçmiyor. O gün epeyce bu acıyı çektikten sonra acı azaldı ve kayboldu. Elimi herhangi bir yerime sürmemeye çalışarak da o günü atlattım.
Gel zaman git zaman benim biberler hem kızardı hemde iyice kurudu. Bu biberleri hangi akla hizmetse toz kırmızı biber yapmaya karar verdim. Planım şu şekilde : Önce tüm biberleri saplarından ayıracağım, bir bıçakla küçük parçalara bölüp nemini iyice almak için ateşin üzerinde tavada karıştırarak biraz kavuracağım. Sonrada bunları biber değirmeninde çekeceğim. Toz haline gelen biberleri kavanoza yerleştireceğim. Plan çok iyi ve hemen uygulamaya başladım.
Biberleri hazırlayıp ocağın üzerine koyduğum bakır tavanın içine attım. Tahta bir kaşıkla arada çeviriyorum. Biberler kavruldukça rengi hafif kahveye döndü, acıları da çıkmaya başladı. Evin içi resmen acı acı oldu, ayrıca hafif bir duman da var ve nefes alsanız genziniz yanıyor. O arada annem geldi, içeri girer girmez boğazı yandı.
“Oğlum ne yapıyorsun sen öyle” diye merakla mutfağa girdi. Ateşin üzerinde kavrulmaya başlayan acı biberleri görünce, hışımla,
“Oğlum allah akıl fikir versin, ne sokma akıllısın sen öyle, kapat hemen şunu, çabuk” dedi.
Zaten yeterince kavrulmuş olan biberleri ateşten aldım. Evin bütün camları, kapıları hemen açıldı. Hem duman çıksın hemde geniz yakan acılık gitsin diye. Bir süre o koku ve acılık gitmedi, sonra yavaş yavaş azaldı. O arada kavurduğum biberlerde soğudu. Onları sarı pirinç değirmene koyup çekmeye başladım. Bitince değirmenin altını çıkardım, bir kavanoza içindekileri döktüm. Toz biberim koyu turuncu renkte olmuş, parmağımın ucunu ağzımda ıslatıp kavanoza sokup ucunu toz bibere dokundurdum. O bir lokma biberi ağzıma değdirdim. Dudaklarımın ve dilimin şişliği bir müddet devam etti. Su içmek yeterli olmadı da bir dilim ekmek de yedim. Ben böyle acı görmemiştim. Yemeğime kahve kaşığının ucuyla minnacık çok az biber koyduğumda o bile kafi geliyordu. Ürettiğim toz biber çok uzun süre beni idare etti. Benden başka kimsede ona el sürmeye yanaşmadı.
Aslında anlamıyorlar, benim için işin en keyifli tarafı kendi kendime birşeyler düşünmek, tasarlayıp herşeye rağmen harekete geçmek. Yeni, farklı birşeyler yapmak
İşin sonu acı da olabilir, olmayabilir de. Kısmet işte.
Yine bir zaman sonra okul için bir ödev hazırlıyorum. Kütüphanede dergileri, kitapları tarıyorum, sonra doğru olduğuna karar verdiğim konu ile ilgili olanları işaretliyorum. Bu ayırdığım dergileri ve kitapları kütüphaneden fotokopi için ödünç alıp kız kardeşime götürüp bırakıyorum. O yabancı bir şirkette çalışıyor, ofisleri de bizim okulun çok yakınında. O işaretlediğim sayfaları bana sonra fotokopi çekip getiriyor. Benim o kadar yazıyı, makaleyi para verip çektirmeme imkan ve ihtimal yok.
Yabancı dilde fotokopisi alınmış bir sürü makalem var. Önce okuyor ve yararlanacağım kısımların altını ispirtolu kalemle çiziyorum. Sonra oralarını tercüme edip ödevim de kullanıyorum. Tabii çok yoğun kullanınca ispirtolu kalemim de çabucak bitiyor.
Ne yapayım ne edeyim diye düşünürken birden aklıma geldi. Mavi mürekkebim var, evde kolonya da var. İkisini karıştırıp bir şırıngayla kalemin keçesine zerkedebilirim. Bu şekilde de herhalde kalemimde yazar. Daha önce kolonya damlatmıştım, yazmaya devam etmişti ama kalemin rengi açılıyordu. İşte mürekkep bu işi çözecekti.
Mantığımda bir hata yok. O halde hemen de işe girişmek gerekir. Küçük bir plastik kaba biraz mürekkep koydum, sonra da içine bir miktar kolonya ekledim. Kapağını kapadım. Masanın başında oturuyorum, redhouse sözlük açık, fotokopiler de önümde. Evde bulduğum bir şırıngayı da hazır tutuyorum. Yeterince karışınca alıp mürekkepli kolonyayı kaleme koyacağım. Çalkalamaya başladım, karışmaya başladı. Biraz daha karışsın diye çalkalarken pof diye bir ses duydum. Birşeyler yüzüme doğru geldi. Refleksle gözümü kapadım. Sonra korkarak açtım. Önümdeki sözlük irili ufaklı noktalarla dolmuştu, masanın üzerindeki herşey nokta nokta mavilerle kaplı.
Farkında olmadan öyle bir ses çıkarmışım ki, koşarak merakla annem geldi. Beni görünce gülmeye başladı
“Pes oğlum yine yaptın mı yapacağını ? diye serzenişte bulunurken bir yandan da gülüyor. Masanın beyaz dantel örtüsünün bir kısmı da noktalanmıştı, sonra gözüm tavana ilişti. Oturduğum yerin beyaz tavanı mavi noktalarla bezenmişti.
“Aynaya baktın mı ?” diye annem sordu. İşte o zaman yüzüme bakmak aklıma geldi. Kalkıp banyoya gittim, merakla aynaya baktım. Tüm suratım mavi noktalarla dolu, üzerim keza öyle. Annemin sesi içeriden geliyor
“Ah be oğlum, ben bunları şimdi nasıl temizliyeceğim ? “
Hiçbirşey maalesef tam olarak temizlenmedi. Beyaz örtüyü annem çamaşır suyuna yatırdı da kurtardı. Benide çamaşır suyu ile yıkayacak hali yoktu, eh bir kaç gün evden çıkmadan yaşamak da güzeldi.
Bu olayın üzerinden yıllar geçti, unutuldu herşeyler. Benim annemin deyimiyle sokma aklım hep yeni şeyler üretti ama etrafa hiç bir zarara neden olmadan yaşayıp gittik. Sonra evlendim, bir bankada çalışıyorum. Eylül sonu karımın anneannesi ile dedesi yazlıktan döndüler. Yanlarında da ön bahçedeki üzümden bir sepet toplayıp getirmişler. Biz zaten karı koca meyve yeme özürlüyüz, o üzümden de ne kadar yiyebiliriz ki. Üstelik çok da çabuk bozuluyor.
Aklıma geldi, ben bu üzümlerden şarap yapayım dedim. Üzümleri önce yıkadım. Sonra saplarından birer birer ayırdım. Sonra da blendır’a atıp su haline getirdim. Ortaya çıkan üzüm suyunu da evde bulduğum 10 kiloluk plastik su şişesine doldurdum. Ağzını da kapattım. Mutfakta camın önünde duvarı dibine koydum
Birkaç gün sonra da evde açık olan bir kırmızı şaraptan biraz ekleyerek göya o üzüm suyunu mayalandırdım. Tekrar ağzını sıkı sıkı kapattım. Birkaç gün sonra iş dönüşü baktım, şişe şişmişti. Sevindim mayalanmış diye düşündüm. Başarılı oldum diye düşünüyorum. Şişenin ağzını açtım havası çıktı. Sonra tekrar sıkı sıkı kapattım.
O aralar bankada işlerimiz yoğunlaştı ve ben bir kaç gün o şişeye bakamadım. Bir akşam eve dönüyorum, evin bahçe kapısından girince yukarı baktım, mutfak penceresinde karımı gördüm, birbirimize el salladık. O sonra bana dış kapıyı açacak alt kapının otomatiğine basmak için içeriye girdi. Tam alt kapıya gelince büyük bir patlama sesi duydum
“Eyvah birinin tüpü patladı galiba, kimin acaba “ diye düşünerek asansörle yukarıya çıktım. Kapı açıktı, telaşla, birazda korkarak içeri girdim. Karım şokta,
“Gelde marifetini gör “ dedi.
Mutfağa girdiğimde gözlerime inanamadım. Mutfak da yer gök üzüm suyu olmuş. Hafif şarap kokusu da var. Karım bana kapıyı açmak için mutfaktan çıktıktan sonra camın önündeki plastik şişe mayalandıkça şişmiş, hava alamayınca da bomba gibi patlamış. Allahtan karım o anda orada değildi, allah korusun gerçekten ciddi olarak yaralanabilirdi. O plastik şişe tuz buz olmuş. Minik minik binlerce parçaya ayrılmış. İçindeki mayalanmış üzüm suyuda tavandan yere kadar mutfağın her yerini kaplamıştı.
Hemen üstümü değiştirdikten sonra yemek yiyeceğimize elimize kovaları, faraşı, küreği aldık. Temizliğe başladık. Karım haklı olarak söyleniyor, bana kızıyor. Yaptığım ona zarar da verebilirdi. Çok da korkmuş ayrıca, ben sindim çünkü tutulacak hiçbir yanı işin. O parçalar en küçük deliklere kadar girmiş. Mutfağı temizlememiz epeyi zaman aldı, ama sonunda bitti.
Yaşadığım korkuyla o günden sonra üretim projelerime gönüllü olarak ara verdim. Yine ufak tefek pratik işler yapmıyor değilim ama işi üretime hiç dökmüyorum. Ne olur ne olmaz.