Son Diriliş kudüs (3)Son Diriliş kudüs (3)Son Diriliş-KudüsÖlü deniz bu gece diğer günlere nazaran daha çok dalgalıydı. Sanki istenmeyen bir şeyler üzerindeydi ve onu atmak için canla başla çırpınmaktaydı. Az sonra gecenin karanlığından bir gemi sıyrılarak ortaya çıktı. Geminin hedefi Kudüs’tü. Gemi karaya yaklaşmasına rağmen hiçbir devriye botu uyarı yapmıyor hatta yakınından geçenler bile sanki onu görmüyordu. Geminin bu garip hali tayfaların yanındaki kişiler görününce ortaya çıktı. Dahlan ve komutanları güvertedeydi. Gemideki tayfalar robot gibi sadece söylenenleri yapmaktaydılar. Dahlan onları etkisi altına almıştı. Kaptan’ın gözleri mat bir şekilde yaklaştıkları karaya baktı. -“efendim yaklaştık” dedi. Dahlan habisçe gülümsedi. Sağ tarafındaki Atabeg’e döndü. -“Hazırlanın” demekle yetindi. Atabeg komutanları topladı. Yıllar önce yaptıkları katliamın eser sahipleri oradaydı. Germen imparatorluğundan Akber, Viking’lerin korkusuz lordu Sirina, Belgrad’ın kan içici imparatoru Vorbiey, ve kardeşinin aksine kanı tercih eden Çin prensi Nurseh… Hepsi yaklaşmakta olan savaşın farkındaydılar. Yıllar sonra tekrar beden bulabildilerse Dahlan onlara daha da fazlasını verebilirdi. Hepsi silahlarını hazırladı. Silahları da kendileri gibi diğer dünyaya aitti. Aralarında konuştular. Kudüsün etrafındaki askerler, sivil halk ve diğerleri onları korkutmamaktaydı. Sadece Sarkan’dı engel. Onların geleceğini tahmin ediyor olmalıydı. Ve kutsal Kudüs toprakları görünmüştü.Karaya vardıklarında komutanlar hızla inmeye başladı. Dahlan ise havada süzülerek kutsal topraklara kondu. Ayakları yere değer değmez mezarlıkta duyulan ağlama sesleri tekrar duyulmaya başlandı. Tüm ruhlar acı ve ızdırap yaşamaktaydı. Toprak hafif hafif titredi. Dahlan’ın olduğu her yer onu reddetmekteydi. Gecenin ışığı çekildi. Katliam ne de sakin yaklaşıyordu. Dahlan’ın gemiden uzaklaşmaya başlaması ile tayfalar ve kaptan derin bir uykudan uyanmıştı. Neredeyiz biz dedi kaptan kendi kendine. İlk başta hatırlayamadı ama hafızasını yokladı ve italya’da aldıkları o yabancılardan sonra hiçbir şey hatırlamıyordu. Birden feribotlarda hareketlendi. Büyü etkisini kaybettikçe gemi görünür hale gelmişti. “Neler oluyor” dedi kaptan ama daha fazla kendilerine gelmeden, Dahlan’ın şeytansı sözleri havada süzüldü. “Koromennige insagne!!” Kaptan eline baktı, alev almıştı. Çığlık atmak istedi ama tayfalarını görünce dona kaldı. Herkes alev alev yanıyordu. Alev kaptanın bedeninin tamamını kapladı. Çığlıkların arasında son duyduğu sözler devriyelerden gelen “kimliğiniz açıklayın” uyarılarıydı. Devriyeler gemiye çıkartma yaparken, gemideki herkes kül halini almış olacaktı. Dahlan ve beş komutanı ilerlerken askerler siperlere yatmışlar ve atış halini almışlardı. -“Durun!” dedi bir ses ama onların durmaya niyeti yoktu. Hiçbir şey olmamışcasına ilerlemekteydiler. Askerler arka planda gemideki yananları görebiliyordu. Komutanın fazla sabrı kalmamıştı. Ne olacaksa olacaktı. Ateş emrini verdi. Patlayan silahlardan çıkan mermiler havada süzülerek hedeflerine ulaştı. Bir dakika boyunca aralıksız taranmıştı hedefler. Dahlan’ın komutanları yere yığılmıştı. Dahlan ise hala ayaktaydı. Uzun sürmedi, komutanlar da ayağa kalktı. Ölüleri bir kez daha nasıl öldürebilirdiniz ki? Her birinden akan kan siyahtı ve açılan her bir delik yeniden kapandı. Dahlan siyah gözlerini kapattı. Büyülü sözlerini tekrar okumaya başladı. İlk önce siperdeki bir asker gördü onları. Yerden çıkan beyaz ışıklar… Ne olduğunu tam göremedi. Küresel beyaz ışıklar halinde onlarca ışık çıktı yerden. Işıklar onlara doğru süratle ilerlemeye başladı. Komutan artık mantığıyla hareket etmiyordu. Onları görünce füze olabileceğini düşündü ama dikkatle bakınca her birinin o küresel ışığın içinde yaklaşmakta olan insanlar olduğunu anladı. Tarih bilgisi kuvvetli olsaydı onların 2. haçlı seferinde ölen savaşçılar olduğuna kesin karar verirdi. -“Ateş” dedi donuk bir sesle. Eğer askerlerden birisi tetiği çekmeseydi hiçbir asker tetiğe dokunmayacaktı. İlk silahtan çıkan sesle birlikte askerler dikkatlerini topladı ve yaklaşmakta olan kürelere doğru ateş ettiler. Kürenin içindeki ruhlara hiçbir şey olmuyordu. Ve ruhlar sipere ulaştı. Dahlan’ın büyüsü onları bir azapta tutmaktaydı. Eğer Dahlan’ın dediklerine uyarlar ve ona yardım ederlerse bu azap bitecek gibi hissediyorlardı. Bu yüzden çılgınca askerlere saldırdılar. Ruhlarla askerlerin savaşı uzun sürmedi. Parça cesetler siperlere dağıldı. Ruhlar büyünün azap verici yakıcılığı ile gördükleri herkese saldırıyor, Dahlan ve komutanlarının önlerini açıyordular. Artık Judean Dağlarına varmışlardı. 13. gece başlamıştı. Ölen herkes parlak lanetli bir ruh şeklinde tekrar dirilmekteydi. Ruhlar amansız bir şekilde varolan herkese saldırıyordu. Amansız bir savaş çıkmıştı artık. Dünya zaten bir haftadır belli bölgelerde olan ölümlerle çalkalanmaktaydı. Bu olay son nokta olacak, şüphe yok ki son savaşlar başlayacaktı. Ruhlar Dahlan ve askerlerinin önünü açarak Judean Dağlarından aşağıya indi. Dahlan artık onları görmüştü. İstediği o ağaçlardan bir yapraktı. O ağaç değil miydi ki onları kıyamet vakti saklayacaktı. Yaprağından bir parça kopardı Dahlan. Her yer ölen insanlarla kaplanmıştı. Çıkan ruhlar ise kükürde benzer bir koku yaymıştı kutsal topraklara. Komutanları Dahlan’ın etrafında çember oluşturdu. Son iki mühür kalmıştı artık. Dahlan, kolundaki tespihle yaprağı birleştirdi. Bir şeyler mırıldanmaya başladı. Bir ara üstlerinden geçen uçakları gördüler. Uçaklar nereyi bombalayacaktı ki. Her yer bir anda kaosa sürüklenmişti. Fazla vakit geçmeden ruhlar göğe doğru yükselmeye başladı. Yeni amaçları uçaktakileri öldürmekti. Uçaklar birer birer yere çakılmaya başladı. Kimi pilot düşmeden önce füzelerini rastgele ateşledi. Kudüs yanan bir küreye dönmüştü şimdi. Dahlan son sözlerini tamamladı ve yapraktan süzülen bir damla yeşillik yere düştü. Artık yer kürede hiçbir şey bir dahaki gibi olmayacaktı. Kafir dedi topraktan bir ses ama o da olanları kabullenmiş gibi sessizliğe büründü. Toprağa damlayan zehir sinsice yayıldı ve gitti. Amacı yer küreydi. Kaos artık son noktasındaydı. Dahlan ve komutanlarının biraz ilerisinde rüzgar belli belirsiz bir hortum oluşturdu önce. Sonra toprak havalandı. Silületler göründü o hortumun içinde. İlk olarak Sarkan, ellinde kılıcı göğe doğru tutmuş ve daire şeklinde savuruyordu. Yavaş yavaş bilge Dorukan, yeğeni Kaan ve savaşçılar belirdi. Çin’in diğer prensi Aytek, denizlerin efendisi Huaye, kuzey Asya Kaanı Himug, İtalya prensi Costina Sarkan’ın etrafında belirdi. Hepsinin amacı birdi. Dahlan’ı durdurmak. Eğer o cehenneme döneceklerse yanlarında Dahlan da olacaktı. Görüntüler insan halini alınca Çin prensi kılıcı ile kardeşine doğru saldırdı.Nurseh de kendini toparladı ve iki kardeş amansız bir dövüşe başladı. İkisi de Çin sarayında aynı teknikleri öğrenmişti ve karşılıklı ne yapacaklarını bilmekteydiler. Aynaya karşı dövüşen tek bir insan gibiydiler. Costina ise hiç tereddüt etmeden okuna davrandı. Yayı gerdi ve Akbar’a doğru bıraktı. Omzuna ok saplanan Akbar acıyla geriledi ama oku çıkarıp attı hızla. Asya Kaan’ı Himug ve Huaye ise Atabeg ve Sirina ile savaşa başlamıştı. Costina’nın ikinci oku ise Vorbiey’i bulmuştu. Oklar ve kılıçlar savaşı canla başla sürüyordu. -“Sarkannnnn, artık bitti, durduramazsın!” Sarkan sonun yaklaştığının farkındaydı ama korkmuyordu. Cehennemi zaten görmüştü. Ondan daha kötüsü ne olabilirdi. Kılıcı ile Dahlan’a saldırdı ama Dahlan büyünün gücü ile toprağı kaldırdı ve Sarkan’a dalga gibi fırlattı. Sarkan yere yıkıldı fakat kendini çabuk topladı. Yerden kalkarken kendisine doğru fırlatılan alevden bir küre gördü. Hızla kalktı ve küreyi ikiye böldü. İkiye ayrılan alev topu etrafı dağladı. Bu arada Sarkan başka bir tehlikeyi daha gördü. Dirilen ruhlar onlara yönelmişti. Onunla beraber Costina da görmüştü. Costina oklarını Sarkan’a yaklaşan ruhlara doğru fırlattı. İnsanların silahlarına nazaran öteki taraftan gelen bu oklar öldürücüydü. Bir lambaya atılan taş misali okun geldiği ruhlar kristal parçaları gibi dağıldı. Costina’nın amacı Sarkan Dahlan ile dövüşürken onu korumaktı. Costinanın ümitleri azalmaya başladı. Dahlan çok güçlüydü. Sarkan bir kez daha saldırdı Dahlan’a .bu fırsatı bir kez daha bulamayabilirdi. Dahlan seri bir şekilde kaçtı. Habis ruhlar iyice çoğalmıştı etrafta. Dört tanesinin daha geldiğini gördü ve kendini geriye attı Sarkan. Dahlan da kendini geriye çekti. “Gitme vakti geldi” diye haykırdı Dahlan. Kudüs ölümcül ruhlarla dolmuştu. Oradan uzaklaşmalıydı. Tüm dünya yok olana kadar Sarkan onun için tehlikeydi. Ve gemiye doğru ilerlemeye başladı. Sarkan’ın savaşçıları da kendini geriye çekti. Onlar da Dahlan’ın komutanları bırakıp ruhlarla savaşa girmişlerdi. Habis savaşçılar geldikleri gemiye doğru harekete geçti. Bir şeyler yapmak için çok geçti. Kıyamet için son mühür kalmıştı. O da olursa hiçbir canlıya ruh verilmeyecek ve dünya yok olacaktı. Dünyadan milyarlarca kilometre uzaklıktaki iki gezegende güneşin batmadığı o yerde, halk tedirgindi. Asırlardır süren savaşlar bitmiş, Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerinden gelen azap da bitmişti. Şimdi ise bir tedirginlik vardı. Zamanında İbrahim oğullarından yeryüzünden göğe gitmeye başaran bu kavim, kendisi dünyadakilere nazaran kat ve kat geliştirmiş, teknolojisini arttırmıştı ama yer altı kaynakları konusunda Yecüc-Mecücler onları geçmişti. İlk köle savaşları da bu yüzden çıkmıştı. Zulkarney’nin gelmesiyle kızgın demire dökülen erimiş katranla oluşturulan atmosferik kalkan şimdiye kadar korumuştu onları. Yer küreye ulaşan o bir damla yeşil su ile kalkan ağır ağır yok oldu. Havalanan Yecüc-Mecüc filolarını gördüler sonra. Bunun bir gün olacağını biliyorlardı ve o gün bugündü. Ağır donanımlı bir filo hazırladılar. Dünyaya dönme vakitleri gelmişti. Kalanlar burada savaşacaklar ve son damla kana kadar burayı savunacaklardı. Filo havalandı ve dünyaya doğru ışık hızında harekete geçti. Çok uzun sürmeden insanların diğer acımasız yüzü olan Yecüc-MEcüc kavmi saldırıya geçti. Yılların intikamı, hırsı ve vahşeti vardı. 6. günün sonunda güneşin batmadığı o gezegende yaşayan kimse kalmayacak ve azgın kavim hedefini dünyaya yöneltecekti. Yazar notu: Valla artık bir şey demiyorum, okuyorsanız bir yorum yapın ya :) illa aşk-sevgi bölümüne mi yazmam lazım :) Bu bölüm Atabeg’in Diriliş, Sarkan’ın Dirilişi’nin devamıdır. Bileşkeyi öyle tamamlayabilirsiniz. Okuyucu sorar: E ne oldu, düştün elimize, yapmıyoruz yorum işte, aşk hikayelerine yapacağız! El cevap: ya ister yap ister yapma ben yine de yazacağım ama devamını nasıl şekillendireceğimi yorumlara göre değerlendireceğim :) Okuyucu sorar: Ya sen bunda islami ögeler kullanıyorsun, oldu mu şimdi bu! El cevap: Haç işareti ile davud yıldızı koymamı mı bekiyordun :) o zaman daha çok şaşıracaksın. Okuyucu son kez sorar: ya herkesin öldüğü hikaye mi olur? Kıyameti kopardın sen bir kere, o kadar iblisle kim savaşacak. El cevap: Minareyi çaldıysam kılıfını da hazırlamışımdır. Hem bırak bir kere de kopsun, hep iyi sonla mı bitecek :) tabi bu şakaydı. Bu arada hikayelerde ölüm olaylarını görmek istemiyorsan 1.dünya savaşını olmadı say, yapabilir misin? Son not: imla hataları ve benzeri şeyler olabilir. Ben profesyonel bir yazar değilim ama şuna inan ki bir yazarım ve bu beni rahatlatıyor.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Kasım
27
Kasım
17
Kasım
16
Kasım
9
Haziran
24
Haziran
18
Mayıs
31
Mayıs
31
Mayıs
31
Haziran
24
Haziran
18
Mayıs
31
Mayıs
31
Mayıs
26 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||