Son KezSon KezMayıs ayının cam gibi günlerinin doğru dürüst tadını çıkaramadan akşam oluyordu. Gün içindeki yoğun iş trafiği bir de onun titizliği ile birleşince haliyle işleri mesai sonrasına sarkıyordu. Tekrar bir saat yol çekip şehir merkezine ulaşması saat dokuzu buluyordu. Çoğunlukla günün ağırlığı çöküyordu üzerine ve erkenden eve gidip dinlenmeyi tercih ediyordu. Gittikçe monotonlaşan hayatında bilgisayarına kaydettiği uzaktaki akrabalarınınbir kaç resmi vardı, bir de onunkiler.... Bu hengamenin ortasında lüks bir mağazada çalışan kumral kızı görmek için bir tek takla atmadığı kalmıştı. Genç kız bu yakışıklı uzun boylu adamın her tanışma girişimini başarıyla geri püskürtmüştü. Konuşma çabaları boşa çıkan adam giderek saplantılı bir ruh haline bürünüyordu. Kaan’ın bu kadar ısrarcı olmasını anlamıyordu. Hoşlanılmayacak çocuk da değildi hani. “Koyu kahve sürmeli gibi olan gözlerini dikip, içten baksa ondan etkilenmeyecek kadın yoktur” diye geçirdi içinden. Gönderdiği çiçekler geldi gözünün önüne, etiketi görünce çöpe attığı da. “Git başka birini bul, vazgeç artık” diye bağırıp herkesin içinde rencide etmek de istemiyordu. Henüz liseyi bitirmişken arkadaşları ile birlikte çay içmek için Ortaköy sahilinde oturmuşlardı. Kafeteryanın romantik müziği eşlik ediyordu onlara. Derken onu görmüşlerdi sokak başından gelirken. Diğer kızlarla birlikte çocuğun ne kadar hoş olduğu hakkında konuştular. O da arkadaşları ile gelmiş neşeli bir muhabbete koyulmuşlardı. Ne olduysa bir an arkadaşı kulağına eğilip birşeyler söylemiş o da Elif’e bakarak gülmüştü. Öyle tebessüm falan değil, şakaya güler gibi. Aniden kızın dalgalı kumral saçlarının çevrelediği narin yüzü gerilmiş, güleç ela gözleri doluvermişti. Bir hırsla kalkıp ayrıldı oradan. Yıllar sonra hangi tesadüfün iğne deliği ise yine karşılaşmışlar ama busefer Kaan onu tanıyamamıştı. O gün nasıl incindiği geliyordu aklına her defasında. Bunu ona söylese sadaka istemiş gibi hissedecekti kendini. Ondan böyle bir ilgi istemiyordu ki... Bütün kaprislerine rağmen kabul ederse ne ala... O gün hiç olmadığı kadar zinde hissetti kendini. Gayet sakin hareketlerle, sanki herzaman peşinden koşturuluyormuşcasına acele eden o değilmiş gibi, hazırlanmaya başladı. Lavaboda kestane rengi düz saçlarını elini tarak gibi kullanıp düzeltti. Kemikli yüzü için dünden kalan traşını yeterli gördü. “Üniformam” dediği iş günü kıyafetlerinden birini giydi. “İşte hazırım” dedi son kez aynanın karşısında. Şirketin tahsis ettiği arabasına binip şehir dışındaki ofisine doğru yola çıktı. Yolda o gün yapacağı işleri kafasında sıraya koydu. Aniden sıcakladığını hissetti, kapının manuel koluyla camı indirip çizgili kıravatını hafifçe çözdü. Mavi gömleğinin de yakasını bir düğme açtı ve kollarını geriye doğru kıvırdı. Normalde saat üçe kadar midesini yakan gastritinin etkisi altında olurdu. Ancak hernasılsa hiç stressiz ve gastritsiz geçiyordu mesaisi. İşlerini de erken bitirip o caddeye doğru yolu çıktı. “Yanlış mı görüyorum, bu sefer bana gülümsüyor mu ne ?” diye düşündü. Tedirginliklerinden sıyrılıp cesaretle bir sokak arkadaki cafe’de buluşma talep etti. Elif’in bunu kabul ettiğine inanamıyordu. Yarım saat önceden beklemeye başladı. Hakikaten gelecek miydi? Orta boylu zarif silueti ile kafeden içeri girerken heyecanlandı. -Nasılsın, dedi kız gözlerinin içine bakarak. -İyidir , yoğun bir gündü ; diye devam etti sözlerine. Tanışma cümlelerinden sonra tamda ona “neden bu kadar zaman beni beklettin” diye soracakken genç kızın cep telefonu çaldı. -Kalkmam gerek diyerek kalktı. -Seni tekrar görmek istiyorum, dedi kıza. -Olur, dedi Elif mahçub biçimde. Masadan ayrılırken sonra görüşürüz deyip el salladı. Belli ki kısıtlı bir zaman için izin alabilmişti. “En azından onu gördüm, tanıştık, sonrası umut vaadediyor” diye söylendi kendi kendine. İçi içine sığmıyordu, bekar evinin ıssızlığına geri döndü. Yarınki işleri geldi gözünün önüne , bir de akşam onunla buluşabilme ihtimali. Delikanlı, kızın gözlerindeki berraklığa vurulmuştu. “Temiz kalbinin tüm ışıltısı yüzüne vuruyor” diye düşünüyordu. Gülünce çiçek olup açıyordu yüzü. İçini ısıtıyordu. Yaşama sevinci katıyordu monoton hayatına. Akşam olmasını iple çekiyor, mesaiye sarkmasın diye hiç olmadığı kadar düzenli ve sakin bir biçimde işlerini bitiriyordu. Önceki akşam telefon numarasını alamamıştı ama nede olsa yerini biliyordu. O yokken hayatındaki boşluğu doldurmak için bu kadar çok çalıştığının neden sonra ayırdına vardı. Çalışma arkadaşları bile ondaki bu olumlu değişikliğe şaşırmışlardı. Hatta ailesi bile... Mutlu olmak istiyordu ve tek başına mutlu olmak çok zordu. Daha önce çıktığı kızlarda olmayan bir şey vardı bu kızda ya da bütünüyle farklıydı. İlk gördüğünde kalbinin daha bir hızlı attığını anlamıştı. Reddedildiği günlerde bile umudunu yitirmemişti. Pazar gününün rehaveti vardı havada, rüzgar bile sakindi. Emirgan sahilindeki kahvehanede kahvaltı yapma fikri çok hoşuna gitmişti. Günü beraber karşılamak, hiç telaşsız çayını içebilmek, boğaz , karşısındaki (henüz) flörtü bir rüyada olduğunu düşündürüyordu. Kahvaltıdan artan simit parçalarını çocuklar gibi denize fırlattılar. Martıların birer ikişer suya dalıp almalarını izlediler. Bir yandan da birbirlerinden konuştular. Genç kız hiç bir şey saklama gereği hissetmeden anne ve babasının doktor olduğunu, aldığı iyi ilköğretim ve lise eğitiminin ardından takıldığı arkadaşlarının yüzünden başının belaya girdiğini, ailesinin ona sırt çevirmesinden sonra epey perişanlık çektiğini anlattı. İş buluncaya kadar akrabalarının yanında çantada yaşadığını söyledi. Şimdi eski şımarık günleri özlediğini, kalbindeki kırıklıkların yüzüne yansımasına izin vermediğini de... Öyle ya hayat devam ediyordu. Kaan da üniversite eğitiminin ve askerliğinin ardından bir süre işsiz kaldığını memleketinde bir sürü değişik işte çalıştıktan sonra “bir de şansımı büyükşehirde deneyeyim” deyip İstanbul’a geldiğini, tesadüf eseri bulduğu işine dört elle sarılıp onu kaybetmeye hiç niyetinin olmadığını anlattı. Evet , işi zordu ama bu zorluk onu daha da kıymetli kılıyordu. Her buluşmada kendini ona karşı daha yakın hissediyordu. Çocuğun ona değer verdiğine inanıyordu. Ya da inanmak istiyordu tutunacak dal olduğuna. Ona karşı maskesizdi. Korunmasız. Bu düşünce ürpertiyordu. Saklanamıyordu gözlerinden. Önceki kötü hissettiği deneyimleri geldi aklına. Bazıları mümkün olsa hemen evlenelim istiyorlardı; “tamam, sen istiyorsun da benim ne düşündüğümün hiç mi önemi yok” deyip vazgeçerdi onlardan. Bazıları için sığınacak bir limandı; kaçıştı bir anlamda, yaralanan gururlarına ilaçtı. Bir kısmı için de istepne. Hani kadınlar istemezse çaktırmaz derler ya o anlardı. İncinirdi her anladığında. “Sadece ben olduğum için sevsin beni” diyordu. Yalansız, maskesiz, yürekten. Elif olmadığında kendisini yarım hissediyordu ama acaba o kendisi için böylesi duygular duyuyor muydu? Bir gün onu mağazanın dışında bir adamla konuşurken gördü. İçinin ürperdiğini, soğuk terlediğini hissetti. Yaşadıklarının etkisiyle sinirlenen genç adam sakin olmaya çalışarak kaba bir sesle “kimdi o” dedi. Elif birden Kaan’ın hiç görmediği bir tarafını farketti. Bir kaç yıl önce olsa “sana ne, ne karışıyorsun, daha dün bir bugün iki” derdi ama henüz kendine bile itiraf edemediği yakınlık duyguları nedeniyle “eski bir rarkadaşım” diyerek geçiştirdi.Gerçekten de eski bir arkadaşıydı. Onu alkole alıştıran, ailesine başkaldırtıp kopartan, çıkmazlara sürükleyen, sonra paçavra gibi kenara atan bir arkadaş... Sakinleşinceye kadar Kaan’la da görüşmemeye karar vermişti. İkide bir gelip onu özlediğini, artık temiz olduğunu, yeniden başlamak için herşeyi yapmaya hazır olduğunu söyleyen ilk aşkını her görüşü, geçmişi hatırlattğı için canını yakıyordu. Adamın harcanmış gençliğinin izleri yüzündeki çizgilerde, seyrelmiş saçlarında, donuk bakışlarında saklanıyordu. O cıva gibi delikanlı hallerinden eser yoktu. Uğruna ailesini terkettiği, o yokken nefes bile alamayacağını düşündüğü Caner’in sönmüş yüreğini istemiyordu. Geçmişinin üzerine toprak atıp unutmaya çalıştıkça her fırsatta paçasından yakalanıyordu. Haziranın ilk günlerinde elinde koca bir buket gül ile gelen Caner ondan sadece bir konuşma fırsatı istedi, eski günlerin hatırına. “Belki bu sefer onu hiç istemediğimi daha net bir ifadeyle anlatabilirim” umuduyla kabul etti Elif. İş çıkışı başka bir cafe de buluştular. Genç kız ısrarla onu artık istemediğini, çok yaralandığını sabırla anlattı. Baktı ki esmer adam anlamamakta direniyor, hiç planlamadığı halde “sözlüm var” deyiverdi. Adam bir hışım kalktı masadan. “Tamamdır, oldu bu iş” deyip sevinçle Caner’in arkasından baktığı sırada dışarıdaki Kaan’ın öfkeli bakışlarını gördü. O gün erkenden çıkmış beraber daha fazla vakit geçiririz diye düşünüp caddeye inmişti. Mağaza çıkışında onları görmüştü. Cafe’ye kadar takip edip, bir ara Caner’in aslında yalvaran bir sesle “tekrar düşün, lütfen” derken elini tutmasını da görmüştü. Eski beraberlikleri geldi aklına, acılı ayrılışları. Koşarak uzaklaştı oradan. “Belki bu sefer o hep arzuladığım saf aşkı bulurum umudu” da kanat çırparak havalandı. Kılıcı alıp eline doğrudan saplasa yüreğine bu kadar acıtmazdı. Kanamazdı. Aldığı her darbeden sonra sığındığı yalnızlığı evinde onu bekliyordu. Ne olur ne olmaz diye sakladığı rakısını, küflenmeye yüz tutmuş kaşar peynirini, kurumuş ekmeğini çıkardı. Merhem olamazdı hiç bir şey, unutturamazdı da. Tek istediği beyninin uyuşup onu düşünmesini engellemesiydi. Bir hafta kadar hiç uğramadığı caddeye gidip onu gözlemeyi tasarladı. Bir yanı bırak git şunu diyordu, diğer yanı bir gülümsemeyle kendinden alan, mutlu eden bakışlarını özlediğini. Mağazayı karşı köşeden gören bir yerde öylece bekledi. Bitişikteki cafe’ye oturdu sonra. Garsona sipariş verdikten sonra tam karşısında Elif’i gördü. Ne yapacağını bilemez bir çaresizlikle baktı. Kumral kız hüzünlü gözlerle eğildi sımsıcak öptü Kaan’ı. Uzun kirpiklerini hissetti yüzünde, ıslak yanaklarını. Kafasında kurduğu onu affetmemesini söyleyen düşünceler sustu. Hemen ardından uzun adımlarla ayrılan geç kızın ardından bakakaldı. Telefon çaldı. Kaan’dı. İsteksizce “alo” dedi. -Çok üzgünüm, konuşabilir miyiz ? -Seni dinliyorum -Bak, çok kızgındım -Ama beni hiç dinlemedin bile -Oysaki görüntüler o kadar açıktı ki... -Bir de bana sormanı beklerdim. -........... -Şimdi ne istiyorsun? -Sadece konuşmak. Aynı yerde, aynı saatte olur mu? -.......... -Lütfen bir şans daha ver bana -Tamam. Ona herşeyi açık açık anlatırken çocuğun yüzünün değiştiğini, giderek düşünceli bir hal alıp gözlerini kaçırdığını, anlattıklarının onun güveninde ve ruhunda dalgalanmalar yarattığını anladı. Kısa sayılabilecek ömrü ona hayatı öğreten türlü badirelerle doluydu. İşte yol ayrımı diye düşündü. Tamam mı , devam mı? Asıl beni olduğum gibi sev diyen o idi. Her nasılsa kulaklarında “Aşk herşeyi affeder mi?” şarkısı çınladı. -Lütfen benden birşey saklama, diyebildi zorlukla. -Olur... Genç kız adamın elinden tuttu. Bir hafta sonu gezisi için beraberce şehir dışına çıkarken yaz yağmuruna yakalandılar. Silecekleri çalıştırırken yandaki aracın üzerine doğru yanaştığını gördü Kaan. Ani bir hareketle direksiyonu kırınca kaygan asfaltta aracı takla attı. Diğer araçtaki ise bariyere bindirmişti. Cansız yüzünde Kaan’ın yanında Elif’in olduğunu anlayınca oluşan şaşkın ifadesi duruyordu hala. Onu elde etmek adına herşeyi yapmıştı... Kalbini ve nabzını kontrol eden makinanın ritmik sesiyle uyandı. Yanıbaşındaki annesinin uykusuzluktan yorgun düşmüş yüzünde bir gülümseme belirdi. Doktor , diye seslendi orta yaşlı kadın. Gürültüye gelen babası göz yaşlarına hakim olamayarak, “uyandı mı?” diye sordu. Kaan’ın telefonuyla sarsılmış, kızının ölebileceği duygusu kaplamıştı yüreğini. Kızının doğum sonrası sevinci geldi gözünün önüne, sonra üzüldüğü, onu üzdüğü. Herşeyin aslında ne kadar boş olduğunu farketti acı bir şekilde. Herzaman dik tuttuğu başı öne eğik, onu bu kadar yalnız bırakmanın vicdan azabını çekiyordu. -İstemiyorum sizi gidin; sorunlarım olduğunda, size anlatmak istediğimde, başarısız olduğumda, mutsuz olduğumda isterdim ki yanımda olun. Dinleyin. Bırakın takılıp düşeyim, sonra kendim kalkabileyim. Ayakta durabileyim. Oysa ki hep sizin kararlarınız, benden daha önemli işleriniz vardı. Neredeydim ben önem sırasında? Kendinizden, gururlarınızdan, sizin hedeflerinizden daha mı sonra geliyordum? Dese ağızlarını açıp bir kelime söyleyemezlerdi. Artık iyice azalmış kır saçlarından terliyordu. Şimdi bir gülümsese, babacığım deyiverse olanları telafi etmek için kendinde güç bulacaktı. Tek taraflı hava yastığı vücudunda bir kaç ezik ve emniyet kemeri morluğu dışında zarar görmesini engellemişti. Kendi telefonu çalışmayınca kızın telefonunu aradı. A- harfinde “ailem” yazıyordu. İçi sızladı. Kalbinin bir tarafı yaralı iken tam anlamıyla mutlu olmanın imkansızlığını iyi bildiğiden onları da aramaya karar verdi. Belki de bu herkesin birarada olabilmesini sağlayacaktı. Işığının yaşaması için ambulansı aramış, o gelinceye kadar bildiği, başka zaman hatırlamadığı, bütün duaları okumuştu. Hastanede mümkün olduğunca onun yanına gidip duymasa bile hayallerini, ona olan aşkını, yaşaması gerektiğini anlatıyordu kulağına. “Son kez yalnız kalacaksın” diyordu ona. Papatya ellerinden öpüp “enazından yanında hep ben olacağım, hiç bırakmayacağım” Uyandığında ailesini, Kaan’ı yanında gözyaşlarıyla beklerken gören genç kızın yüzünde tebessüm ve mutluluk umudu belirdi...
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Son Kez isimli yazı, Sedat Akyaz tarafından 07.03.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Nesr(i) Şiir (son) (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 129 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
1
Aralık
1
Nesr(i) Şiir 2 (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 112 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Kasım
30
Eylül
24
Eylül
16
Eylül
4
Ağustos
20
Benim Hikayelerim 3 Askerlikten Sonra
• Sedat Akyaz • Yaşamdan Hikayeler • 560 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
14
Benim Hikayelerim 2 Fakülteden Sonra
• Sedat Akyaz • Yaşamdan Hikayeler • 170 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ocak
22
Şubat
13
Mart
5
Şubat
22
Ağustos
20
Benim Hikayelerim 3 Askerlikten Sonra
• Sedat Akyaz • Yaşamdan Hikayeler • 560 kez okundu. • 1 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||