Son Kez Rüzgarı Yüzümde Hissediyorum
Korkularımdan kaçmak mümkün mü acaba. Ne kadar değiştim ne kadar geliştim ama hala aynıyım. Eskiden beri kokarım karanlıktan. Ve karanlıktan korktuğum için korkarım kör olmaktan. Kör olmaktan korktuğum için korkarım yalnızlıktan. bu korkular böyle sürüp gidiyor. Ve son olarak korkuyorum kendimden çünkü benim diyorum. İnsan kendinden nasıl korkabilir demeyin yaptıklarımı ve yapabileceklerimi bilseniz böyle demezdiniz. Aslında her şey güzeldi eskiden. Çocuktum, ağaç yeşildi, gökyüzü mavi, horozlar öterdi ve her şey benim içindi ve her şey en az benim kadar güzeldi. Büyüdükçe kirlendim, değiştim. Maskeler edindim. Duruma göre değişiyorum. Evet şimdi salağı oynuyorum, şimdi gizemli olmam gerek, şimdi sevecen, şimdi gaddar, şimdi asabi, ve şimdi her zamanki klasik ünzile. Korkuyorum kendimden evet ve korkuyorum sevmekten sevilmekten. Ya birisi içimdeki kötüyü tanırsa. Ya maskem düşerse. Ya seversem ve sınırlarımı izinsiz geçmesine izin verirsem. Kaçtım hep herkesten çünkü korkuyorum. Korkuyorum çünkü insanlar en az benim kadar kötü. Ama şimdi bazı şeyler değişti içimde belki de hep vardı şimdi açığa çıktı. Korkuyorum ondan onu sevmekten. Ya bu aşktan yaralanarak çıkarsam ya beni sevmiyorsa ya bana söylediği güzel sözleri benden öncede başkalarına söylemişse. Tenim tenini çekiyor. Onla olmak istiyorum. Hep yanında ve hep ona sarılmış sıcaklığını içimde hissederek yaşamak istiyorum. Kendi kendimle çelişiyorum biliyorum ama içimden bunları söylemek geldi söyledim. Ve pişman değilim olmayacağımda. Aşkı hiç yakalayamayanlar var ve ben buldum kaybedemem. Ama korkuyorum ya hissettiklerim aşk değilse ya gelip geçiciyse. Ya ben tutulurda beni sevmeyen birinin peşinden sürüklenir gidersem. Kendim olmaktan çıkarsam değişirsem kötüleşirsem. Bunları düşündü ünzile seviyordu gerçekten çok seviyordu ama hayat adil değildi. Bunu bilmiyordu. Nasıl görmek isterse öyle görüyordu. Hasan onun farkında bile değildi. Onu bir dişi olarak görmemişti hiç. ünzile onun için şeker bir kız kardeş gibiydi. onla ilgileniyordu çünkü gizemliydi. sadece meraktı hissettikleri başka bir şey değildi. Ve onla halledeceği sorunları vardı. Kendini kandırıyordu ünzile. Hep bağlanmaktan korkmuştu şimdi bağımlıydı. Farkında olmasa da hasana endeksli yasıyordu. Ünzile üniversitede okuyordu. İyi bir bölümdü. Meslek hayatı onun için gayet parlaktı. İyi bir işi olacaktı. Normalin üstünde bir gelire sahip olup mutlu bir hayat yaşabilirdi. Belki de elindeki fırsatı farkına varamayıp tepecekti. Her şey hasanda gizliydi ve ona bağlıydı. Hasan aslında ünzile’nin gördüğünden farklıydı. Çapkındı, yakışıklıydı, serseri bir hayat sürüyordu. Üniversite bitmeyecekti şimdiden bir buçuk yıl uzatmıştı ve hala aynıydı. Uslanmamıştı. Ünzile aşkla dolu girdi yatağa. Onu düşündü. uyuyamıyordu. Hasan’ın sevgisinden şüphe etmiyordu aslında arada sırada acaba dese de kendi kurduğu dünyada mutluydu. Belki de ben çok soğuk davranıyorum dedi. Yarın daha için özel şeyler düşünmeye başladı. Kuaföre gitmeliydi başta. Her gün aynı saçlarla gidiyordu okula. Tarzını değiştirmeliydi. Bakalım ne diyecekti. Beğenirdi emin bundan ama ne derdi. Beni her halimle seviyor diye düşündü. Gözlerini yavaşça kapattı. Rüyasında onu görmek için dua etti.
Sabahın erken saatlerini güzeldir. Her yer sessiz ve her yer kimsesiz. İnsanların olmadığı bir dünya daha mı güzel olurdu acaba. Ünzile uyandı erken uyanmayı seviyordu. Yurtta herkes uykudaydı. üstüne hırkasını aldı ve bahçeye çıktı. Güneş yeni doğmuştu. Sanki gece her şey rengini bir yerlere bırakmışta şimdi güneşle beraber maskelerine bürünüyorlardı. Her şeyde bir telaş var diye düşündü. Çiçekler insan uyanmadan açmak telaşındaydı. Anne kuş yavrularına yemek arıyordu. Gece ağlamıştı gökyüzü yerler hafif ıslaktı ve toprak kokuyordu. İçine çekti bu derin derin toprağın hem acı hem tatlı kokusunu. İşte bunu seviyorum dedi ve gülümsedi. Sabahları insansız bir dünyada koşmak ona huzur veriyordu. Tempolu koşmak lazım dedi ve yavaş yavaş başladı koşmaya. Koştukça rahatladı. Yüzüne çarpan rüzgarla çirkinliklerinden arınıyordu sanki. Birden onu gördü. Aklım bana oyun oynuyor galiba dedi. Ama hayır oydu ve tam karşısındaydı. Hasan gülümsedi.
-Koşuyorum sabahları demiştin, bu gün sana katılmak istedim, dedi
Ünzile çok şaşırdı. Şaşkınlığını belli etmemek için uğraştı ama çok zordu onun için. Kelimeler birbirine girdi. Küçücük olmuştu karşısında ne diyeceğini bilemedi. Aklında kalmış demek dedi içinden. Beni önemsiyor ve benimle olmak istiyor. O kadar şey geçti ki bir anda aklından. aşkla doluydu her yanı. Hafiflemiş hisseti kendini esen saba rüzgarı uçuracaktı sanki. Seviyordu evet gerçekten çok seviyordu. Hasan’ın kendini sevdiğini hissetti. Sohbet ederek koşmaya başladılar. Ayaklarının bağı çözülmüş gibiydi sanki. Doğru düzgün koşmuyorum demesine rağmen saatlerce koşsa yorulmayacak gibi hissediyordu kendini. Mutluydu onun yanında hayat çok daha renkliydi. Hasan bir yerlerde kahvaltı yapalım, dedi. Son zamanlarda ne kadar çok şey paylaşmışlardı. Bir elmanın iki yarısıyız, dedi kendi kendine. Beraber kahvaltı yapmak için sahildeki bir kafeye girdiler. Onun yanında kendini huzurlu hissettiği fark etti. Mutluluk budur, dedi içinden. Hayatının yedinci rengi de tamamlanmıştı. Hasanda bir telaş vardı bu gün. Gözünden kaçmamıştı. Her zaman ki gibi fazlasıyla inceliyordu onu. Onu incelemek bile keyifliydi.
Kahvaltının ortasında Hasan ciddi bir şey konuşacağını belli ederek söze başladı.
-Ünzile sen benim için çok değerlisin biliyorsundur umarım. Son zamanlarda ne çok şey paylaştık.
Ünzile’nin kalbi duracak gibi oldu. Uzun zamandır beklediği an gelmişti. Biliyordu evet en başından beri biliyordu Hasanda onu sevmişti. Hasan onu öven şeyler söylemeye devam etti.
-Ünzile sana çok güveniyorum. Bu yüzden seni seçtim. Çözümüm sende gizli. Mutluluğumu bir tek sen sağlayabilirsin.
Evet dedi içinden evet cevabım evet. Daha fazla uzarsa bu konuşma sanki nefessiz kalacaktı. Boğulur gibi hissetti sevinçten ve coşkudan.
-Ünzile seviyorum. Bundan emin olmadığım için hiç kimseye söylememiştim. Ama artık eminim onsuz yapamam.
Ne diyordu bu. Onsuz mu? Nasıl yani. Aklının bir oyunumuydu yanlış mı duyuyordu kulakları.
-Denizi seviyorum. O senin en iyi arkadaşın senden başkası çözemez bu sorunu. Ona sorsan ne düşünüyor benim hakkımda.
Şimdi gerçekten boğuluyordu. Aklı nasıl bir oyun oynamıştı ona ya kalbi nasıl izin vermişti böyle bir şeye. Sevmişti hem de çok ama gerçek değildi hiçbir şey. Kendini yere çakılmış gibi hissetti. Paramparçaydı şimdi ve bir daha toparlanmakta istemiyordu. Midesi bulanır gibi oldu. Rengi soldu. Yeni açmış bir çiçek gibiydi az önce şimdi sönmüş 1 yıldız kadar karanlık ve yoğundu. Paramparçaydı. Ne yapacağını bilemedi. Hasan ona bakıyordu cevap vermeliydi. Yapamazdı asla böyle bir şeyi yapamazdı. Nasıl yapardı. Kendi elleriyle onu başkasına vermek mümkün müydü yapamazdı. Başını kaldırdı gözlerine bakacak gücü yoktu.
-Hasan kendimi iyi hissetmiyorum. Hava biraz soğuktu terledik ondan oldu sanırım. İzninle kalmak istiyorum.
-Bu halde seni yalnız bırakamam beraber kalkalım. Hem yolda ne yapacağımızı konuşuruz deniz hakkında.
Şimdi zamanı değildi bu konuyu sonra düşünmeliydi. Birden nefret etti Denizden ve böyle düşündüğü için utandı kendinden.
-Teşekkür ederim sen kahvaltını yap biraz hava alsam iyi. Sonra konuşuruz.
şimdi yapabileceği en iyi şey ertelemekti. Yürümeye başladı sahilde. Ah keşke bir deniz dalgası olup çarpsaydı kayalara. Parça parça olup tekrar birleşse tekrar çapsaydı. Ya da bir martı olsaydı. Öyle hızlı uçsaydı ki martı jonathan gibi kayalardan geçseydi. Öyle hızlı uçsaydı ki nefessiz kalsaydı. Ah keşke bir yosun olsaydı ve tek derdi denizin dalgalarını beklemek olsaydı. Ah keşke hiç olmasaydı. Kendi yapmıştı her şeyi. İnanmak istemişti inanmıştı. Sevmek istemişti sevmişti. Gözlerin öyle bir gözlük takmıştı ki görmek istediklerinin dışında hiç bir şey görmemişti.
ah benim sevdalı başım
ah benim şair telaşım
ah benim sarhoşluğum
ah çılgın yüreğim
sus artık uslandır beni...
Ne güzel sözlerdi ve şimdi nasıl güzel beni anlatıyordu. Sus artık sus dedi. Sevmiyor işte sevmiyor seni sevmeyecekte. Gözlerinden damlayan yaşları hissedemeyecek geçmişti kendinden. Sevmek ne zor şeydi ve sevilmek ne kadar imkansızdı. Hasan ah hasan. Adını anınca acı bir gülümseme yayıldı yüzüne. Ne kadar çok sevmişim seni dedi. Hayaletin aşkı bile benimki kadar tutkulu değildi belki dedi. Onu denizle görmeye dayanamazdı. El ele tutuşacaklardı. Hasanın dudakları denizin dudaklarıyla ıslanacaktı. Denizle ısınacaktı. Nasıl tahammül ederdi buna. Yapamazdı olmazdı göremezdi. Her gün ölmek her gün aynı işkence. Her sabah yatağında yeni bir güne Hasansız başladığı için lanet etmek... Yapamazdı bu kadarı fazlaydı ona. Güçlü değildi. Dalgalara karşı oradan oraya giden bir kayık olmazdı. Her şey bitsin dedi. Onsuz yaşanacak bir hayata ihtiyacı yoktu. Daha fazla düşünmesine gerek yoktu. Parmaklıklara tırmandı ve attı kendini köprüden aşağıya. Bir kez daha bakmadı bile dünyaya artık önemi yoktu. Her şey grileşti birden. Rüzgarı yüzünde hissetti bu rüzgarla çirkinliklerimden arınıyorum sanki dedi. Böyle mutluydu ve son kez gözlerini yumdu.