Sonsuza KadarSonsuza KadarKüçük evin açık penceresinden dışarı çığlıklar yükseliyordu. “Bıktım sizden! Kesin sesinizi…” diye avaz avaz bağırdı Safiye. Öfkeden deliye dönmüştü. Ali’nin kolundan tutup evin bir köşesine fırlattı. “otur orada sen, sıra sende Mehmet. Bıkmadınız mı kavga etmekten…” diyerek bir tokat attı kardeşine hırsını alamadı bağırmaya devam etti.—Bu ne ya annem gelsin söyleyeceğim yettiniz artık! Bu hengâme arasında kapının açıldığını duymadılar. Gelen anneleriydi sokağa taşan sesleri duymuş kızgın bir halde hırsla içeri girdi ve bağırmaya başladı. “Her gün aynı şey neyi paylaşamıyorsunuz, eve geldiğim de bir günde sizi sessizce oynarken bulayım…” dedi ve odanın ortasında dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinden yaşlar boşaldı birden… “Ben memnun muyum sanıyorsunuz sizi yalnız bırakıp gitmekten? Başka çarem yok babanız iki senedir kayıp çalışmazsam sizi nasıl doyurabilirim. Şu ellerime bir bakın…” dedi gözlerinden boncuk boncuk yaşlar akarken… Elleri çapa sallamaktan nasır tutmuş yer yer yara olmuştu Gülsüm kadının. Ufak tefek bir vücudu vardı çok da yaşlı değildi fakat iki sene ondan çok şey alıp götürmüştü. Eşinden haber alamıyordu, dört çocuğu ile yapa yalnız kalmıştı. En büyüğü on beş yaşındaki Safiye kara saçları ela gözleri ile pek güzel bir kızdı. Annesinin yokluğunda kardeşleri ile o ilgileniyordu. Onun küçüğü Naile on üçünde yeşil gözleri kıvır kıvır saçları ile çok masum içine kapanık bir çocuktu babasının gidişi en çok ona koymuştu. İyice içine kapanmış küçük yüreğindeki kopan fırtınalardan kimsenin haberi yoktu. Yedi yaşındaki Mehmet ve beş yaşındaki Ali’nin yaşları küçük olduğu için olayların pek farkında değillerdi. Bazen babalarını sorarlar Gülsüm kadın onları avutacak bir şeyler bulur konuyu değiştirir bu sorulardan kaçmaya çalışırdı. Çünkü cevabını kendide bilmiyordu. Gülsüm kadın nasırlı ellerini yüzüne kapamış, zayıf cansız bedeni titreyerek ağlamaya devam ediyordu. Çocukların her biri odanın bir köşesinde sessizce ve suçluluk hissi ile kıpırdamadan annelerini seyrediyordu. “Sizin için sabahın köründe gidiyorum tarlaya bahçeye, bu saate kadar sıcağın altında çalışıyorum. Sizde biraz yardımcı olun bana, güzel geçinin” dedi Gülsüm kadın. “Ama anne…” dedikten sonra sustu Safiye kendini savunmayı düşünmüştü vazgeçti annesi haklıydı. Üzüldü annesi onlar için çok fazla çaba sarf ediyordu, zayıf bedenin kaldıracağından fazla yoruluyordu. Yarı aç yarı tok geziniyordu onlar doymadan sofraya oturmazdı. Başını kaldırdı Safiye annesini süzdü, basma entarisi, güneşten solmuş kol uçları eskimiş bir penyesi vardı üzerinde. Dizlerinin üzerine çökmüş nasırlı ellerini yüzüne kapatmış ağlıyordu. Naile çok sevdiği babasından bir kez daha nefret etti. “Niye gitti ki oysa ben onu çok seviyordum” diye düşündü içinden. Çocuk kalbinden koptu geldi gözyaşları ama hemen sildi elinin tersi ile annesi görsün istemiyordu. Ali küçüktü ama Mehmet yüzünü fazla hatırlamadığı babasından kendince hesap soruyordu küçük yüreğinde. Gözlerini kapamış burnunun sümüğünü çekerek hayalinde babası karşısındaymış gibi onunla konuşuyordu…“Neden gittin! Annemi neden ağlatıyorsun? Geri dön söz bir daha şımarmayacağım kardeşimi ağlatmayacağım baba dön…” diye geçirdi içinden. Gülsüm kadın gözyaşını silerek ayağa kalktı, mutfağa doğru ilerledi bir yandan da bu akşam çocuklara ne yedireceğini düşünüyordu. Henüz para alamamıştı. Mutfağa şöyle bir bakındı tezgâhın üzerinde küçük bir tüp; “Bu gün yarın biter…” dedi kendi kendine. Rafta sıralı birkaç tabak, dışı kararmış bir tencere, sapı düşmek üzere bir çaydanlık, birkaç kaşık ve çay bardağından başka bir şey yoktu. Küçük tahta dolabın kapağını açtı “Yok işte ne yapacağım ne yedireceğim şimdi çocuklar aç…” diye söylendi. Bir yandan da içinden küfürler ediyordu. “Neden bırakıp gittin ki hiç mi düşünmedin bir kadın dört çocuk ne yer ne içer nasıl yaşar…” (devam edecek)
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Sonsuza Kadar isimli yazı, Birgül Erdoğan tarafından 29.08.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Serap Tokuç yazıyı tebrik etti...
Eyüp Özgür Kılıçarslan yazıyı tebrik etti...
Volkan Sönmez yazıyı tebrik etti...
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Aralık
5
Kasım
20
Kasım
14
Kasım
7
Kasım
3
Ağustos
16
Nisan
29
Ekim
15
Avrupa Da Batıl İnançlar (özel Bölüm)
• Birgül Erdoğan • Mizah Denemeleri • 434 kez okundu. • 15 kez yorumlandı.
Temmuz
14
Mayıs
7 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||