kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Toplumsal Hikayeler

Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz

22 / 6 / 2008  Pazar tarihinde Tevfik Tekmen tarafından eklendi, 154 kez okundu...

“ŞU BİZİM GÖRGÜSÜZLÜĞÜMÜZİstasyon mahallesini bilir misiniz?Orası Lüleburgaz’a beş kilometre mesafede, belediye sınırları içinde küçük bir yerleşim yeridir. Genellikle bahçe tarımıyla uğraşırlar, günümüz Türkiye’sinde birçok yere, birçok kimseye göre insanlarının hal ve gidişleri iyicedir.Eskiden kara trenler vardı.Ne nostaljik!Demir ...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Tevfik Tekmen

Tevfik Tekmen







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz


ŞU BİZİM GÖRGÜSÜZLÜĞÜMÜZ

İstasyon mahallesini bilir misiniz?
Orası Lüleburgaz’a beş kilometre mesafede, belediye sınırları içinde küçük bir yerleşim yeridir. Genellikle bahçe tarımıyla uğraşırlar, günümüz Türkiye’sinde birçok yere, birçok kimseye göre insanlarının hal ve gidişleri iyicedir.

Eskiden kara trenler vardı.
Ne nostaljik!
Demir tekerlekler demir rayları öttürerek, geniş bacasından yüksek göklere kara dumanlar üfleyerek, uçsuz bucaksız memleket topraklarında durmadan gidip gelerek, yolcu taşırlar, yük taşırlar, garptan şarka haber ulaştırırlardı.

Cumhuriyet kurulduktan sonra, yine büyük insan Atatürk’ün önderliğinde bir atılım yapılmış, onuncu yıl marşında da anlatıldığı gibi ana yurdun dört bir yanı demir ağlarla sarılmıştı.
Trakya’daki demir yolunun tarihi Sultan Abdülaziz zamanına dayanır. (Yıl: 1871. Edirne’den İstanbul’a uzayan bu yol Şark demiryolları projesinin ilkidir ve de demiryolu tarihimizin başlangıç yeridir) Bahsini ettiğim istasyon, bu yol üstündeki Lüleburgaz istasyonudur. İşte bildiğimiz gibi; demirden raylar, ışıklar, beton bir rampa, kocaman eski bir bina, biletçi, başka bir görevli, yüksek tavanlı yolcu bekleme yeri… Ve bahçesi. Kaç yıllık ağaçlar, altında banklar ve bavullar ve yolcular…
Tren istasyonları neden hep şehirlerin, ya da kasaba ve köylerin uzağındadır diye merak etmişimdir. Sonra öğrendim ki Osmanlı zamanında Sultan Abdülaziz şark yolu projesi kapsamında demiryolları yapmaya başlayınca halk bundan çok korkmuş. Koca ülke bir baştan öbür başa böyle demir yollarıyla döşenirse düşman trene binip çabucak gelir, bütün şehirleri çabucak işgal eder, onları da esir edermiş. Bu sebepten gece gündüz padişaha telgraf çekip korku ve endişelerini dile getirirler; hiç değilse yerleşim yerlerinin yirmi-otuz kilometre uzağından geçsin isterlermiş. Bizim istasyon da demek ki bu sebepten şehrin beş kilometre uzağında.
Cumhuriyet dönemi gelince, yani büyük önder Mustafa kemal gelince; artık adımız değişti, yönetim şeklimiz değişti, tarzımız da anlayışımız da değişsin, değişelim isteyince, bu istekle birçok devrimlerin ve değişikliklerin içine girince, “demiryolları refah ve uygarlık yoludur” deyip demiryollarına da çok çok önem vermiş. Memlekete demiryolu gelecek, demiryolunda trenler gezecek, düşman çabucak gelecek, gelip başımızı ezecek gibi felsefelerden kurtulup kendimize yeni bir elbise biçelim istemiş. Yeni şeyler giyelim, yeni şeylere binelim, geniş ufuklu yeni yerlere gidelim demiş. Bu yüzden demiryolları çok önemliymiş.

Son birkaç haftadır Cumartesi günleri istasyon mahallesindeyim. Sabah dokuz gibi kalkıp geliyorum, bir binanın gölgesine malları seriyorum, eşim tezgâhın başında; “atlet bir buçuk, külot biiirr…” diye müşterilere seslenirken ben tüyüp mahallenin merkezine gidiyorum.

Lüleburgaz’dan gelen yol, merkeze varınca çatal yapıp ikiye ayrılıyor; biri sağa doğru, biri de sola doğru gidiyor. Sağdaki yoldan giderseniz az sonra istasyon binasının yanına gidersiniz. Eğer ki istasyona girmeyip yanından geçip giderseniz demiryolunu geçip başka bir yere gidersiniz. Ben kaç cumartesidir ne sağdan, ne soldan hiçbir yere gitmiyorum, yolu karşıya geçip dosdoğru kahveye gidiyorum; çay içerken gazete sayfalarını çeviriyorum.
Gene öyle yaptım.
Otuz yıl hiç çalıştırmadığım, emekli olunca aç kalmamak için pazarcı yaptığım eşimi tezgâhın başında bırakıp kapağı akasyalı kahveye, gölge ve serin yere attım; kendime bir çay ısmarladım.
Çay çabuk geldi. Çünkü para peşin(!) Garson alışmış, çayla birlikte gazete de geldi.
“Hoş geldin abi…”
“Hoş bulduk…”

Dün akşam Avrupa finallerinde garip maçlar oynayan bizim milli takımı seyrettim. Hırvatları ne biçim yenip, ne biçim yarı finale yükseldik!
Milli takımın futbolunu grupta oynadığı üç maçta seyretmiştik. Mesela ilk maçta Portekiz’e ne güzel yenilmiştik(!) İşte o maçta boyumuzun ölçüsünü öğrenmiştik. Biz bu oyunla sıfır çekeriz, çeker eşeğimizi doğudaki ülkemize gideriz derken, öyle düşünceler içindeyken, başka türlü bir sonuç için hiç de umudumuz yokken; İsviçre’yi kendi evinin ön bahçesinde ne güzel yenmiştik…
Vaaayy be!
Mucize…
Sonra son maç için gelsin Çekler…
Gelsinler de… Ya trene binip gelirlerse, ya bizi yenip sırtımızı yere getirirlerse! Veee…
Bu da ne?
Doksanın yetmiş beşinde iki sıfır yenik vaziyetteyiz. Aldık mı boyumuzun ölçüsünü, dilenci her zaman kaymak yemez, şans denen şey hep yanında gitmez, biz kimiz, neyiz, acaba Avrupalılardan ne isteriz derken;
Tak, tak, tak… Peşi peşine üç gol, veee…
Al sana yeni bir mucize! Portekiz futbol takımı grubumuzdaki herkesi yenmiş; beraber çeyrek finaldeyiz.
Peşi peşine gerçekleşmiş iki mucize…
Aslında milli takımın oyununu beğenmiyordum. Takımın başındaki idarecileri, yüz küsur (öyle olduğu söylenen) milyar maaşla antrenörlük yapanları ve buna rağmen; vatan millet Sakarya naralarıyla kandırmaca edebiyatı yapanları zaten sevmiyordum. Atatürk, “ben sporcunun zeki, çevik, aynı zamanda ahlaklısını severim.” dediği halde ona önem vermeyip meslek arkadaşına parmak atan, gâvur memleketlerinde ırkçılık yapan, para için loto, toto oynayıp adı şike gibi çirkin şeylere karışan futbolcuların karakterlerini sevmiyordum.
Yani bütün bu olumsuzluklar yüzünden milli takımın maçlarını seyretmek istemiyordum. Gönlüm kırıktı. Ama hadi bakalım… Kanımda, canımda futbol aşkı var ya; hadi bakalım seyretme! Şimdi böyle bir zamanda; bit, pire, birkaç böcek için yorgan mı yakalım? Olur mu? Çek maçından sonra öyle sevinmişim ki, oğlum İlkan’a;
“Oğlum…” dedim, “ben bu gece T. Terim’i bile sevdim!”
İlkan, bön bön bakmış, ne dediğimi anlayamamış, içinden; “acaba babam artık ihtiyarlıyor mu, ya da düşünsel deformasyona mı uğruyor?” diye şaşırmıştı. Bir de bu yetmemiş gibi devam etmiştim, Terim ne ki;
“Nobre’ye parmak atanı sevdim, İngiltere’de ırkçılıkla suçlananı sevdim, adı şike gibi çetrefilli işlere karışmış olanları bile sevdim…” demişim.
“Yapma baba! Dönme, döneklik etme, bunca yıl kimlerden kimlerden ne zorluklarla koruduğun karakterini ayaklar altına serme! Her şeyden önce ulu öndere ihanet etme!”

Olsun dedim ve akşamki çeyrek final maçını; her şeyi unutarak büyük bir keyifle izledim. Maç bitti gol yok. Berabere. Uzatmalar bölümüne geçtik. Uzatmalar da bitiyor gol yok, maç berabere… Diyoruz ki kendi kendimize; penaltılarda şans kime gülerse…
Ama o da ne?
Maç boyunca defanstaki Gökhan Zan kardeşimiz, Sabri Sarıoğlu yeğenimiz o kadar hata yaptılar ki ilahlar hep yanımızda olmuş ve bizi hep korumuştu… Artık uzatmalar da bitiyor, maç penaltılara gidiyor, bir büyük hata da kalecimiz Rüştü’den; Hırvatların golü geliyor…
Eyvah!
İşte o zaman maçı anlatan spiker dut yutup susuyor. Maçı televizyonda seyreden bizler de…
Ama o da ne?
Her şey bitti derken, şans da ilahlar da bizi terk etti derken degaj oluyor, uzak kale yakınındaki Semih topu tutuyor ve ne Allah verdiyse vuruyor. Dakika: yüz yirmi artı iki… Gol oluyor.
İşte o an diyorum ki, turu geçtik. Bu balla, bu şansla, top ilahlarının bu kadar yardımıyla ( Teknik yönetmen T. Terim ne derse desin. Hırs, mücadele, inanç, yenilgiyi kabullenmeme, her neyse… Adamlar ölüp bittiler. Ruhen ve fiziken...) biz penaltılarda onları eleriz…

Yol boyundaki kahvenin önünde, akasya ağacının serin gölgesinde tavşankanı çayımı yudumlarken, (cigara yok) gazetelerde yazı yazanların maçla ilgili ne yazdıklarını çok merak ederken;
Daaatt… Düüütt… Trınim, trınim, trınim… Biiipp…
Ulan o da ne?
Peşi peşine dizilmiş arabalar, klaksonlar, kornalar, davullar, zurnalar… Lüleburgaz’dan sünnet alayı geliyor. Gele gele mahallenin merkezine geliyor, önümden geçip çatal yolun sağdaki olanına giriyor, ilerdeki istasyon binasının önünden dönüp soldaki yola giriyor, gene bana doğru geliyor. En önde açık kasalı bir kamyonet var. Kasasında davula kütleten, zurnaya üfleyen ve bu yürüyüşü kamerayla filme çeken… Hemen peşinde plakaları “azıcık ucundan” yazısıyla kapalı süslü bir otomobil onu takip eden…
Ve istasyon Mahallesi halkı;
Ve (bugün hafta sonu) evinde oturanlar…
Ve dün akşam gece vardiyası çalışmış, şimdi uyuyan emekçiler…
Eşikteki ve beşiktekiler…
Ve hastalar…
Gürültü kaldıramayan yaşlı kafalar…
Ve yirmi beş yıl, otuz yıl, otuz beş yıl köle gibi çalışmış; şimdi başını dinlemek isteyen emekliler ve kahvelerde dinlenen her kesimden kimseler…
Ulan bu ne?
Daaattt… Düüütt… Trınim, trınim, trınim… Biiipp… Pata küte, dan dan dun, Ürü üüü…”
Bu ne gürültüüü?..

Alay geçip gitti, arkasından bakakaldım…
Sonra kendime gelip tekrar önüme baktım. Gazetelerdeki akşamki maçla ilgili yazılara baktım. Ay yıldızlı, kan kırmızılı resimlere baktım. Sonra aklıma geldi başımı kaldırdım; garsona seslenip kendime bir çay daha ısmarladım.
Daha ısmarladığım çay gelmedi, Lüleburgaz’dan yeni bir alay geldi.
Daaatt… Düüütt… Biiipp… Pata küte, dan dan dun, ürü üüü…
Alay araç konvoyuyla geldi, davul, zurna, korna, klaksonla geldi ve tozla dumanla geldi. O da çatalın sağındaki yoldan gitti, istasyon önünü kolaçan etti, dönüp sol yoldan geri geldi. Sünnet arabasının plakasında acaba nasıl bir yazı vardı? Azcık ucundan mı, yoksa kökünden sapından mı?.. Her neyse; bağırıp çığırarak o da çekti gitti.
Kahvede topu topu yarım saat takıldım. Yarım saatte tam altı alayla bu ıstırabı yaşadım. Sonra dayanamadım, kalkıp kaçtım…
Ulan bu ne kendini beğenmişlik!
Ulan bu ne bencillik, ne düşüncesizlik!
Sen kimin çükünü kesiyorsun?
Kime haber verip, kimi davet ediyorsun?
Bana ne, başkasına ne, kime ne?
Bu ne çığırtkanlık?
Bu ne kural tanımazlık?
Ulan bu ne ukalalık!
Sonradan görmüşlük mü, yoksa görgüsüzlük mü?
Bu ne be; bu bir düğün mü?

Bugün cumartesi, bunun yarını da var; Allah, istasyon mahallesi halkının yardımcısı olsun! Yaz bitsin de okullar açılsın diye yatıp kalkıp dualar okusun. Ya da bütün çocuklar sünnetli doğsun. Ya da hem benzin, hem mazot daha pahalı olsun; konvoya katılacakların cepleri kurusun...
“Atlet bir buçuk, külot biiirr… Bir çift al da hem kendini hem eşini giyindir. Yıpranmaz, yırtılmaz, yüz üç derecede kaynat daralmaz, kısalmaz… Çamaşır suyuna at bir şey olmaz…”

Bir şişe soğuk su alıp gideyim, hava çok sıcak eşim susamıştır...

Tevfik Tekmen. 21/Haziran/2008 *İstasyon Mahallesi/Lüleburgaz*



Telif Hakkı Uyarısı Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz isimli yazı, Tevfik Tekmen tarafından 22.06.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...

Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :

Eylül
2
Alışkanlıklar Ah Alışkanlıklar
Nail AsarkayaToplumsal Hikayeler • 47 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Eylül
1
Aşık Erkek Türleri
Zeynep AkıllıToplumsal Hikayeler • 19 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
28
İkisinin Arası Beş Dakika
Tevfik TekmenToplumsal Hikayeler • 78 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
9
Dostluk Dost Doğru
Ali AcarToplumsal Hikayeler • 190 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ağustos
7
Kınamakla Olsaydı
Çiğdem Bekar AbilovToplumsal Hikayeler • 286 kez okundu. • 15 kez yorumlandı.
Ağustos
29
Yaban Gülüm
Tevfik TekmenAşk Şiirleri • 56 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Ağustos
28
İkisinin Arası Beş Dakika
Tevfik TekmenToplumsal Hikayeler • 78 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
23
Mavi Gömlek
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 63 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
4
Ceylan Yoza Gitti
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 122 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
1
O Ç Osmanov
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 173 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
12
Lütfen Hoşgörü!
Tevfik TekmenFelsefi Makaleler • 1180 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ocak
14
Yetim Ali`yi Döven Boz Ayı
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 914 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ocak
26
İşte Aşk Bu
Tevfik TekmenAşk Hikayeleri • 678 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
11
İnsanlar Ölmesin
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 631 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
26
Neydi Ne Oldu
Tevfik TekmenDidaktik Şiirler • 613 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz, Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz hikayesi, Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz hikaye, Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz nedir?, Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz hakkında bilgi, Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz hikayeleri, Tevfik Tekmen hikayeleri, Bizim nedir, Bizim hikayesi, Bizim hikayeleri, Görgüsüzlüğümüz nedir, Görgüsüzlüğümüz hikayesi, Görgüsüzlüğümüz hikayeleri,

edebiyat

Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Kapalı )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası


Yeniler
Yeni Hikayeler Yeni Denemeler
Yeni Şiirler Yeni Makaleler
Yeni Yorumlar

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Hapınızı Yuttunuz Mu?
Erol Sunat
Geldi!

Sezer Nişancı
Coğrafyam Karıştı

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?



Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : New York Hotels | Best Credit Cards | Mortgage Calculator | Internet Advertising | News | Video | Arkadaş | Saat