Tahrif Edilmiş Bir Hayat (3)
1 / 4 / 2008 Salı tarihinde Erturan Elmas tarafından eklendi, 295 kez okundu...
“ Evdeymiş, telefona çıkan oydu. Hoşbeşten sonra son bir saatte yaşadıklarımı kısaca anlatıyorum. Beni bu derece etkileyen şiiri hoca hanım da merak etmiş. –Doğrusu çok meraklandım, diyor. Şu şiiri bir okur musunuz?Ben şiirin başlığını ve ilk üç dizesini okuyunca sevinç ve heyecanla sözümü keserek: –Aaa, ben bu şiiri duydum galiba, ...” Okuyucu Puanı ;
Tahrif Edilmiş Bir Hayat (3)Evdeymiş, telefona çıkan oydu. Hoşbeşten sonra son bir saatte yaşadıklarımı kısaca anlatıyorum. Beni bu derece etkileyen şiiri hoca hanım da merak etmiş. –Doğrusu çok meraklandım, diyor. Şu şiiri bir okur musunuz? Ben şiirin başlığını ve ilk üç dizesini okuyunca sevinç ve heyecanla sözümü keserek: –Aaa, ben bu şiiri duydum galiba, diyor. O an bir sevinç dalgası sarıyor bedenimi. Öyle ya, şiirden anladığımı hem kendime hem de Şükriye Hanıma kanıtlamış oluyorum. –Tahmin ediyordum zaten, diye cevap veriyorum. Kaliteli şiirden anlarız evelallah! Şükriye Hanım, bu şiirin tamamını cep telefonunuza mesaj olarak atayım, bir zahmet benim için araştırın, kime aitmiş öğreniverin. –Elbette öğrenirim, benim için çok kolay. –Onca kitap karıştıracaksınız ama… –Ne kitabı Kâmil Bey, internet denen bir şey var; başlığı ve ilk birkaç dizeyi yazınca şiirin kime ait olduğu çıkar otaya. Siz şu şiiri baştan sona bir daha okur musunuz? –Hay hay, okuyayım. Şiirin tamamını okuyunca: –Cep telefonuma mesaj olarak yazmanıza gerek kalmadı, diyor. Sunay Akın’ın şiirlerine benziyor. Sunay Bey böyle şiirler yazar. Yani onun şiirleri küçük hikâyecikler gibidir. Yine de internetten araştırayım. Teşekkür ederek telefonu kapatıyorum. Keyfim yerine geliyor o an. Bir sigara yakıp televizyonun karşısına oturuyor ve biramı yudumlayarak şarkı yarışmasını seyre dalıyorum. Henüz beş dakika geçmiyor ki sabit telefon çalıyor. Merakla ahizeyi kaldırıyorum. Arayan Şükriye Hanımmış: –Sizi tebrik ederim Kâmil Bey, diyor telefonun öbür ucunda; yanılmamışsınız. Söylediğiniz gibi bu şiir usta bir şaire aitmiş. –Peki kiminmiş? –Şimdi de beni tebrik etmeniz gerekiyor, çünkü tahmin ettiğim gibi Sunay Akın’a aitmiş. –Onca edebiyat öğretmeni dururken sizi arayışımın elbette bir hikmeti var hoca hanım. Siz bilmezseniz diğer öğretmenler hiç bilemez. Tebrikler ve teşekkürler… –Yalnız şiirin aslı biraz farklı… Bahsettiğiniz kişi ya bu şiirde kafasına göre değişiklikler yapmış veya şiiri tam ezberleyemediği için aklında kalanları yazmış. Bir kalem kâğıt alın, şiirin aslını yazdırayım size. –Hiç gerek yok hoca hanım, bir defa okuyun yeter. Yarın ilk işim Sunay Akın’ın şiir kitaplarını almak olacak. –Peki, dinleyin o zaman: Cephede Aslında ben daha güzel ölürdüm Arka bahçede askercilik oynarken Tahta tüfeğimle toprağa uzanır Annemin sesiyle doğrulurdum hemen –Çabuk kalk, üstün kirlenecek hınzır! Yerdeyim yine bak anneciğim N’olur kızma, adımı çağır. Şiir bu kadar Kâmil Bey… Sizdeki metin farklı biraz… –Ne birazı hoca hanım; çok farklı, çok! Tamamen tahrif edilmiş şiir. Peki, tekrar teşekkürler hoca hanım! Hayırlı akşamlar! –Kâmil Bey, kusura bakma ama sormadan edemeyeceğim: Bu şiir sizi niçin bu kadar duygulandırdı? Ben bu şiirde dramatik bir unsur bulamadım. “Cephede” şiirinde sizi ağlatan nedir Allah aşkına? Şükriye Hanımın sorusu karşısında bir anda afallıyorum: –Şimdi olmaz, sonra anlatırım, diye cevap veriyorum şaşkınlıkla. Yine aynı şaşkınlıkla veda sözleri dahi söylemeden telefonu da kapatıveriyorum. Şimdi yorganın, çarşafın, yastığın ve kırlentlerin sarmaş dolaş olduğu çekyata uzanmışım, külçe gibiyim… Gözyaşlarım hâlâ tükenmemiş; akmaya devam ediyor. Evet, bu şiirde beni ağlatan ne? “Ah, Şükriye Hanım ah! Sonra anlatırım dedim ama bu sırrımı hiç söyler miyim sana? Bak bakalım yaşadığım şu yere… Bu pis mekânda bir ayna görüyor musun? Görmüyorsun değil mi? Evdeki tüm aynaları kırıp attım ben? Niçin biliyor musun? Aynaya baktığım zaman bu sırrı bilen tek kişiyle göz göze geliyorum da onun için. Ve ona ‘rezil’ diyorum, o da bana ‘rezil’ diyor. Ona ‘adi herif’ diyorum, o da bana ‘adi herif’ diyor. Ona “katil” diyorum, o da bana ‘katil’ diyor. Ama komşularım, kahvede briç oynadığım arkadaşlarım, her gün selâmlaştığım siz dostlarım bu sırrımı bilmiyorsunuz. Bu sırrı bilseniz yüzünüze bakamam zaten. Nasıl ki aynadaki kendi yüzüme bakamıyorsam sizin de yüzünüze bakamam. Ah, Şükriye Hanım ah! Siz beni nasıl bilirsiniz? Efendi, kültürlü, iyi bir tarih öğretmeni ve mazbut bir aile reisi zannediyorsunuz beni, öyle değil mi? Oysa ben sizin tanıdığınız o adam değilim. Meselâ siz benim katil olduğumu bilmiyorsunuz ve de asla öğrenemeyeceksiniz. Benim bir kızım vardı; Elif… Hatırlıyorsunuz değil mi? Adı gibi Elif boylu kızım… Kara kaşlı, kara gözlü Elif’im… Gözleri ne kadar iriydi değil mi? Hani ceylan bakışlı derler ya… Ama siz şunu asla bilemezsiniz: Elif liseyi bitirip de üniversite sınavlarını kazanamayınca ona “geri zekâlı”nın kısaltılmışı olan “gerzek” lâkabını taktığımı… Günde üç öğün ve beş vakit tıp fakültesini kazanan komşumuzun kızıyla onu karşılaştırdığımı… Her gün üç öğün ve beş vakit “Haydi gerzek, test çöz gerzek, ders çalış gerzek” dediğimi siz asla bilemezsiniz. Ve zavallı Elif’imin “gerzek” olmadığını ispat etmek için ne kadar çok çalıştığını, tam bir yıl dershane, etüt, özel ders peşinde ne çok koştuğunu asla bilemezsiniz. Ankara’daki bir üniversitenin eczacılık fakültesini kazandığını gösteren sınav sonuç belgesini yüzüme fırlatırken: “Bana bir daha gerzek deme!” deyişini asla bilemezsiniz. O an ne kadar gururlanmıştım! –Gördün mü bak, tahriklerim işe yaradı, üniversiteyi kazandın işte! Seninle gurur duyuyorum, deyip alnından öpmüştüm Elif’imi. Ama onun yüzü kireç gibiydi. Yüzünde en ufak bir sevinç belirtisi yoktu. Sonrasını biliyorsunuz hoca hanım. Zavallı Elif’im Tuzla’dan Ankara’ya üniversiteye kayıt olmaya giderken o olay gerçekleşti. O olay, yani o korkunç trafik kazası… Ve biricik kızım vefat etti. “Ve sen Hasan Şimşek… Sen ve ben… İkimiz ne kadar çok benzeşiyoruz değil mi? Sen bir şairin eserine çamur ve kan sıçratarak o şiiri tahrif edip benim canıma okudun; ben de kızımın hayatına aşağılama ve hırs katıp kaderini zorlayarak onun canına okudum. Tahrif edilmiş bir şiir ve tahrif edilmiş bir hayat…” Acaba son nefesini verirken beni düşündü mü Elif? Acaba son nefesinde bana “Ne olur adımla çağır!” dedi mi? Ah Elif’im ah! Şimdi torunumla birlikte yanımda olman gerekirken kara topraklarda yatıyorsun. İçtiğim bunca sigaranın ve içkinin beni sana yaklaştırdığını çok iyi biliyorum ama öbür dünyada yüzüne nasıl bakacağımı bilemiyorum. (SON)
Tavsiye Et :
Ekim
10
Ekim
9
Ekim
7
Eylül
29
Eylül
29
Eylül
24
Kısa Şiir Özlü Anlatım (3)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 202 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Eylül
23
Kısa Şiir Özlü Anlatım (2)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 198 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Eylül
22
Kısa Şiir Özlü Anlatım (1)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 292 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Eylül
10
Vasat İnsanın Mükemmel Şiiri (4)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 242 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Eylül
9
Vasat İnsanın Mükemmel Şiiri (3)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 137 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Aralık
25
Çocuklara Okuma Sevgisi Nasıl Kazandırılır
• Erturan Elmas • Eğitim Makaleleri • 2896 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ekim
12
Sözcüklerde Anlam Kaymaları (1)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 2520 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Aralık
24
Çocuklara Okuma Sevgisi Niçin Kazandırılır
• Erturan Elmas • Eğitim Makaleleri • 1989 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Şubat
2
Şiirde Ahenk Öğeleri (5)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 1500 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
20 |
![]() |
|
||||||||||||||||||||||