kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Yaşamdan Hikayeler





Haftanın Yazarı
M.Necip Özmen
M.Necip Özmen


Tavan Arası Cadısı

22 / 4 / 2008  Salı tarihinde Şükran Aşar tarafından eklendi, 220 kez okundu...

“Zaman, mekan savruk. Bir varmışken, binlerce yok olmuşluk. Hayatın en boş olduğu anlardayım. Bir yanım zaten eksikti, şimdi hepten eksik kaldım. Elimde bir anahtar, boşluğa bakıyorum durmadan. ‘’Senin hiç baban öldü mü? Benim bir kere öldü, ben de öldüm...,, dizeleri yankılanıyor beynimde. Beynimin çeperlerinde çarpışıyor kelimeler...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Şükran Aşar

Şükran Aşar







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tavan Arası Cadısı


Zaman, mekan savruk. Bir varmışken, binlerce yok olmuşluk. Hayatın en boş olduğu anlardayım. Bir yanım zaten eksikti, şimdi hepten eksik kaldım. Elimde bir anahtar, boşluğa bakıyorum durmadan.
‘’Senin hiç baban öldü mü?
Benim bir kere öldü, ben de öldüm...,, dizeleri yankılanıyor beynimde. Beynimin çeperlerinde çarpışıyor kelimeler durmadan. Ardı sıra ekliyorum ben de;
‘’Senin hiç annen öldü mü?
Benim bir kere ölmüş, ben hatırlamıyorum...,, diye.
Önce annem, sonra babam ölüyor dizelerde. Gözlerimde kayboluyorum annem aklıma geldiğinde. İnsan hiç görmediği, tanımadığı, hiçbir şey paylaşmadığı birisine özlem duyabilir mi? Eksikliğini bu kadar hissedebilir mi yüreğinde. Kesinlikle evet. Hem de nasıl bir özlem, nasıl bir eksiklik anlatamam.
Elimdeki anahtarın soğuk varlığı babamın beni hep uzak tuttuğu gizli, kayıp dünyasını hatırlatıyor durmadan. Vücudumu saran titremeyle birlikte, sırtımdan süzülen soğuk terlerin tenimde ürperti dalgaları oluşturmasına engel olamıyorum bir türlü. Bakışlarım yukarıya doğru kıvrılan merdivende. Her bir basamağında babamın o donuk bakışlarını yakalıyorum. Sadece o gün giyindiği o cansız, boğuk bakışlar yüreğime değdikçe kahroluyorum, o günlere ait kahroluşlarımla aynı şiddette. Çocuk aklımla algılayamadığım o kasvetli kayboluşların sorgulamasını yapmalı mıyım bugün? O kayıp dünyaya girmeli miyim? İkilemler içindeyim. Beynim ‘’gir, hesaplaş,, diyor; kalbim ‘’girme, daha da yaralanırsın,, diyor.
On yaşıma girdiğim o gün babamın ardı sıra çıkmıştım çatı katına. Bu tavan arasını o kadar merak ederdim ki, sürekli hayaller kurardım buraya dair. Efsunlu bir dokunuş değerdi yüreğime, hayallerimde açtığım zaman bu kapıyı. Kullanılmayan eşyaların düzensiz, dağınık bir halde konulduğu bir yer olmalıydı mutlaka. Üzerleri tozlarla kaplı olurdu eşyaların. Çatının ayrık yerlerinden sızan güneş ışığında dans ederdi toz zerrecikleri ritmik hareketlerle. Işığın sarmallığında hapsolurlardı. Üst üste yığılmış kutuların içinde kitaplar, mektuplar, eski resimler ve günceler olurdu mesela. Köşede duran bir bacağı kırık masa olmazsa olmazıydı hayallerimin. Üstelik ceviz kaplamaydı muhakkak. Onun üzerinde de duvara asılı, çerçevesi altın varaklarla süslenmiş, sırları dökülü bir ayna olurdu nedense. Diğer köşedeyse üzeri eski bir çarşafla örtülü pejmürde, kralların tahtını andıran bir koltuk , hemen yanında da eski püskü çiçek desenli kumaştan yapılma, uçlarından püsküller sarkan bir abajur tamamlardı hayallerimdeki tabloyu. Bir fare çıkardı birden koltuğun altından, şaşkın şaşkın bakındıktan sonra hızlıca kutuların arasında kaybolurdu. Bu da tablodaki gülümseten ayrıntıydı. Kitaplardan, filmlerden kondurduğum ayrıntılara kendi yaratıcılığımı da ekleyince değişik bir ambians yakalıyordum hayallerimde buraya dair. Oysa o gün usulca araladığım kapıdan gördüklerim çok şaşırtmıştı beni. Çok farklıydı. İlk algıladığım aydınlık oluşuydu. Çatıdan açılan bir pencereden güneş ışınları olanca haşmetiyle süzülüyordu içeriye. Tozlar uçuşmuyordu. Köşede bir şövale, üzerinde bir tual vardı. Tualdeki genç kız upuzun siyah dalgalı saçlarıyla prenseslere benziyordu. Kömür karası gözlerindeki hüzün delip geçiyordu yüreğimi. Siyah elbisesinin üzerindeki kırmızı çiçekler her an kopup birer demet oluşturacakmış gibi duruyorlardı. Yüzü daha tamamlanmamış bir de kadın vardı biraz uzağında. Resmin etkisine o kadar kapılmışım ki, babamın bağırmasıyla sıçradım olduğum yerde. O günden sonra da bir daha oraya adımımı atmadım içimdeki soruları günden güne büyüterek. Sınırları çizilmiş bir bilinmezliği yüklemişti yüreğime babam hiç acımadan. Bense bakışlarımda büyütüyordum kızgınlığımı, kırgınlığımı her sene biraz daha.
Gün geceye kavuşmuş, başsağlığına gelenler gitmişti çoktan. Hesaplaşma vakti gelmişti işte. Pencerelerden süzülen ayışığının aydınlığında merdivenlere doğru yürüdüm ağır ağır. Kayboluşlara inat çıkmaya başladım basamakları. Yine o donuk, cansız bakışlar sardı her yeri. Duvarlarda, basamaklarda, karşı duvarda asılı tablodaki adamın bakışlarında hep aynı donukluk. Sırtımdan vücuduma bir ürperti yayılmaya başladı yine daraldıkça zaman. Korkuyordum. Göreceklerimden, bulacaklarımdan. Hayruş’un sesi yankılandı geceye derinlerden. ‘’Kuzum, yine mi oraya çıkıyorsun. Çabuk gel aşağıya. Baban görürse çok kızar...,, diyordu o hüzünlü tınılarla her zamanki gibi aşağıdan. Ah Hayruş ah... Sen de bilirdin buranın gizemini ve beni uzak tutmak için elinden geleni yapardın. Ama neden siyahlara bürünürdün tam da o gün Hayruş? Gözlerinde saklamaya çalıştığın hüzünle yoğrulmuş ha aktı , ha akacak yaşlarla uzak olurdun yanımda olsan da. Babamın aldığı hediyelerle gelirdin odama uykusuz geçirdiğim gecenin sabahında. Pavlov’un köpekleri gibi şartlanmıştım, o sabaha uzanan ayak seslerinin yankılarına. Her sene tam da o gece uyanırdım, ay geceye düştüğünde. Sabaha nöbet tutardı gözlerim. Ağlamazdım, ağlayışlarımın ayak seslerine karışmasından korkardım belki de... ‘’ Ama babam,, derdim sana uykusuz geçen gecenin renksizliğiyle.
’’Baban seni çok seviyor prenses,, derdin. Uzak...
Kayıp dünyanın önüne geldim geçmişten sıyrılarak. Ürpertiler yok oldu birden. Ve garip bir huzur kapladı içimi. Sanki hep bildiğim, hep var olduğum bir dünyaya adım atacaktım. Anahtarı deliğe sokup, iki kere çevirdim. Kapının pirinç kulbuna asılı kaldım bir süre. Açmakla, açmamak arasında bocalarken sıcak bir gülüş yankılandı içerden. Usul usul açtım kapıyı. Efsunlu bir dokunuş değdi yüreğime hayallerimdekinden daha güçlü. Gözlerim bir an algılayamadı içerisini. Kasvetli bir görünüşü vardı şimdi, yıllar öncesinin güneşli hatırasına nazaran. Ayışığının sihriyle daha bir görkemli, daha bir büyülüydü sanki. Gözlerim hafif kısık etrafı tanımaya çalışıyorum ama tek tanıdık gelen sadece köşede duran şövale ve onun üzerindeki tual. Bir de tavanda asılı duran pencere. Düştü, düşecek bir edayla yıldızları içeriye dolduruyordu ayışığının eşliğinde. Muhteşem bir görüntü. Bir gülümseme yerleşiyor dudağımın ucuna kendimi suçlu hissettiren, diğer köşedeki masayı görünce. Hayallerimin olmazsa olmazı, bir bacağı kırık masa orada ayışığının solgunluğunda cılızca varlığını hissettirmeye çalışıyor sanki. ‘’Hey, bak ben burdayım...,, Diyen bir çıtırtı yankılanıyor geceye. Çocukluk düşlerini kaybeden birisinin hiç beklemediği bir anda, bir yerde onları bulması gibi seviniyorum. Sanki gurbette birden hiç görmediğiniz ama sizin memleketinizden olan birisiyle karşılaşmak gibi. Yanına gidip inceliyorum merakla. Ama bunun bacağı kırık falan değil. Burkuluyorum azıcık ta olsa. Ceviz kaplama da değil. Olsun varsın. Öyle ya da böyle olmazsa olmazlığını kanıtlıyor ya köşede duruşuyla. Üzerinde duran mumları ayrımsıyorum gözlerimdeki karanlık aydınlanmaya başladıkça. Bir kutu da kibrit var hemen arkalarında. Hepsini tek tek yakıyorum. Daha da büyülü bir hal alıyor, mumlardan yansıyan gölgelerde bir nevi burasının hayat hikayesi anlatılıyor sanki. Gölgelerde ayrıntıları yakalamaya çalışmaktan vazgeçip etrafa göz gezdirmeye başlıyorum.Masanın hemen yanında bir koltuk ‘’Ben buranın dinlencesiyim. Yorulduğun zaman seve seve dinlendiririm seni. Şöyle bir gömülüp minderlerime, yıldızlara göz kırparsın ya da ayışığına saklarsın gündüz düşlerini...,, deyip etkisine alıyor beni. Oturuyorum usulca, eğer oturmazsam birisi çıkıp bir yerlerden kızacakmış gibi. Şaşkın, ürkek bakışlarla oturduğum yerden bakıyorum diğer eşyalara. Hafiften bir toz kokusu ince ince soluklarıma yerleşiyor. Hayruş’tan sonra temizlenmemiş hiç, belli. Babam kimseleri sokmamıştır buraya. Bir tek Hayruş’a güvenirdi babam. Sanki suç ortağıydılar. Buranın havasını bir tek ikisi paylaşırlardı. Babam daha fazla. Hayruş sadece tozlarını aldığı anlarda bulunurdu. Biliyorum. Gözlerindeki toza bulanmış yaşlardan anlardım buraya çıktığını. Karşı duvardaki kitaplığa ilişiyor gözlerim. Yaşlardan puslanmış bir halde ayrımsıyamıyor önce gördüğünü. Kalkıyorum koltuktan. Sonra dönüp bakıyorum, kızdı mı diye. Ama beni unutmuş, geçmişe dalmış çoktan. Rahatlıyorum. Hiç boşluk yok kitaplıkta. Tıklım tıklım derler ya, aynen öyle. Duvara desteklenmiş raflardan oluşuyor. En alttan, en üste kadar dolu. Burasının bir yaşam alanı olmasından düştüğüm hayret, ikinci rafta bakışlarıma takılan yeşil ciltli bir kitabın yazısıyla daha da büyüyor. ‘’Tavan arası cadısı kızım’a,, yazan bu kitap beni bir anda babamın sözlerine götürüyor, yıllar öncesine... Babamın peşi sıra çıktığım bu tavan arasında yakalandığımda bağırtısından arta kalan sözcüklerle söylediği sözlere. ‘’Ben öldüğüm gün ancak buraya çıkıp bir tavan arası cadısı olabilirsin. Ondan önce değil.,, demişti de ben anlam verememiştim. Cadı demesinden kötü bir anlam çıkartmıştım. Ama ne olduğunu hala anlayamadığım bir anlam. Parmaklarımın asılı kaldığı kitabı sanki geçmişe bir iz buldum düşüncesiyle hızlı bir şekilde aldım olduğu yerden. Hüzün yeşili bir ciltle kaplanmış defter olduğunu gördüm ilk bakışta. Sayfalarını şöyle bir karıştırdım. Babamın yazısıydı ilk önce onu algıladım. Suç üstü yakalanmış bir hırsızmışım gibi elimdekini fırlatıverdim birden. Mumların yansımasında gölgeler uçuştu, yıldızlar kaçıştı, ayışığı kendini sakladı. Birden geceye savrulan pencerede narin bir yüz belirdi. Sıcak, sımsıcak bir gülüş... Gece yeşile boyandı. Yüreğime geçiverdi tüm sıcaklığı. Gülüşü aydınlığım oldu, yüreğimdeki korkular son buldu. Defteri düşürdüğüm yerden aldım. Koltuğa oturup rastgele bir sayfa açtım merakla, az önceki o sıcak gülüşten aldığım ferahlıkla. Mum ışığında oynaşıyordu kelimeler boynu bükük hüzünleriyle.
‘’Bir daha asla yaşayamayacağım bir aşkın yasını tutuyorum beş senedir. Hala aynı şiddette acısı var. Yangını hiç durmadan büyüyor yüreğimde, küllenmek şöyle dursun. Sanki acımı hafifletmek istercesine, giderken kocaman bir mutluluk bırakmıştı kucağıma. Ama nafile... Küçük bir tavan arası cadısı.Yani seni...Öyle derdi annen. Yani eşim, kadınım, hayat arkadaşım. Daha karnındayken cadı olduğunu anlamıştı senin. ‘’ Bu kız küçük bir cadı olacak aşkım bak görürsün...,, der dururdu. Bütün gününü tavan arasında, karnındaki senle geçirdiğinden tavan arası cadısı adını takmıştı sana. Annen burasını derleyip toplayıp kendine bir çalışma alanı yaratmıştı. Sabah bir girip akşama kadar resim yapıyordu burada. Yemek yemeyi unuttuğu zamanlar oluyordu. Hayriye hanım da olmasa aç kalacaktı kuşkusuz. Ne zaman sana hamile kaldı o zaman yemeklerine dikkat etmeye başladı. Resim yapmayı da yavaşlattı sana bir zarar vermemek adına. Bu tualde gördüğün yarım resim son resmi. Tamamlayamadığı resmi...,, Sayfanın burasında gözyaşlarıyla yıkanmış kelimeler hafif bir dağınıklık yaratıyorlardı gözlerimde. Babam yıllardır bana söyleyemediklerini ya da söylemek istemediklerini bu sayfalara yazmış, benim bulmama kadar bu defterde saklamıştı gözyaşlarını. Devam ediyorum okumaya gözyaşlarımı babamın gözyaşlarına karıştırarak.
‘’ Senin 25 yaşlarındaki halini resmettiğini söylerdi hep. --O yaşlarında nasıl olacağını canlardırdım dün gece hayalimde-- demişti resme başladığı gün...,, Tuale kaydı gözlerim. Yüzü belirsiz kadın da annem miydi acaba....
Defterin ilk sayfasını açtım. Birinci yaşıma girdiğim günün tarihi vardı sayfanın üstünde.
‘’ Sensizliğimin yasında, kızımın sevincinde bir yılı geride bıraktım. ,,
Ben anlayacağımı anlamıştım artık. Yaş günüm, aslında yas günümüzmüş. Oysa ben annemin yasını hep başka bir günde tutardım. Keşke bana anlatsaydı babam da, yasımızı aynı günde yaşasaydık ikimiz de ... Keşke...




Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Elif Baybak yazıyı tebrik etti...
tebrik Emine Pişiren yazıyı tebrik etti...
Emre Sertaç Yelden yazıyı favori listesine aldı...
Ziyaretçi Yorumu
Ziyaretçi Yorumu / 16.05.2008
O canlarımız birgün dünyalarını değiştirip, gitmişlerse ebedi uykularına, geride onların bıraktığı buruk bir boşluk ve eksilen sevgimizin yerini kimse dolduramaz...Hüzünlü bir hikaye kaleme almışsınız...Akıcı ve sıkılmadan okunan bu yazıyı bizlerle paylaştığınız için teşekkürler...Saygılarımla(-Emine Pişiren/Akçay-)

Şükran Aşar
Şükran Aşar / 22.04.2008
BELKİ DE HATIRALARIMIZI SAKLADIĞIMIZ YERDİR TAVAN ARASI EŞYALARDAN ZİYADE... TEŞEKKÜR EDERİM BEĞENİNİZE... SEVGİLERİMLE...

Seyfettin Anmac
Seyfettin Anmac / 22.04.2008
evet tavan arası.bazen sadece bir seylere bir kac dakika bakmak icin ugradıgımız ama saatlerce anılarımızın arasında takılıp kaldıgımız yer.tebrikler betimlemeleriniz cok guzel.

Şükran Aşar
Şükran Aşar / 22.04.2008
GÜZEL YORUMUNA TEŞEKKÜR EDERİM SEVGİLİ EMRE... SEVGİLERİMLE...

Emre Sertaç Yelden
Emre Sertaç Yelden / 22.04.2008
tasvir deryalarının,hüzün kalemleriyle yoğrulduğu,okuyanı fiziksel olarak tavan arasındaymışcasına heyecanlandıran ve duygulandıran `muhteşem` bir hikaye.bir o kadar da hüzün dolu... çantanızdaki hikayeler hiç bitmesin umalım,hep böyle kaliteli satırlarla,hep böylesine sürükleyici işlensin sayfalarınızda.. gönülden teşekkürler...


Temmuz
18
Çarpık İlişkiler (7)
Akın SarıYaşamdan Hikayeler • 314 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
18
Konuşan Resimler
Mustafa ÖzayYaşamdan Hikayeler • 144 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
18
O Kızı Özledim 3
Zeliha OkanYaşamdan Hikayeler • 57 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
18
Sonbahar Aşkı
Demet BardakcıYaşamdan Hikayeler • 97 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Temmuz
17
Göç Çocukları
Şerafettin YılmazYaşamdan Hikayeler • 11 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
9
Aşksın Sen Aşk
Şükran AşarSerbest Şiirler • 72 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
30
Bana Beni Anlat
Şükran AşarSerbest Şiirler • 120 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Mayıs
27
Yaşam Bir Yanılgı
Şükran AşarYaşamdan Hikayeler • 141 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Mayıs
13
Öpüşlerinin Kızıllığı Karışıyor
Şükran AşarSerbest Şiirler • 82 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mayıs
11
Bu Gece Rüyama Girer Misin Annem
Şükran AşarAnne Şiirleri • 91 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Şubat
7
Annemin Çiğdem Çiçekleri
Şükran AşarSerbest Şiirler • 286 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Nisan
22
Tavan Arası Cadısı
Şükran AşarYaşamdan Hikayeler • 221 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Ağustos
30
Teslime`nin Gözleri
Şükran AşarHayata Dair Denemeler • 214 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
18
Olmayan Bir Birime
Şükran AşarSerbest Şiirler • 197 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Haziran
17
Cennet
Şükran AşarSerbest Şiirler • 182 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Tavan Arası Cadısı, Tavan Arası Cadısı hikayesi, Tavan Arası Cadısı hikaye, Tavan Arası Cadısı nedir?, Tavan Arası Cadısı hakkında bilgi, Tavan Arası Cadısı hikayeleri, Şükran Aşar hikayeleri, Tavan nedir, Tavan hikayesi, Tavan hikayeleri, Arası nedir, Arası hikayesi, Arası hikayeleri, Cadısı nedir, Cadısı hikayesi, Cadısı hikayeleri,






Okudunuz Mu?
Şevket CanYasa
Şevket Can Yasa




Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Mobile Phone | Car Finance | Share Dealing | Debt Consolidation | Personal Loans | Video | Arkadaş | Saat