TcddTcddBen fakir (tevazudan değil kredi kartı borcundan), lise hayatımdan sonra yaptığım en uzun tatilin dönüşünü trenle yapmak gibi bir gaflette bulundum. Sitemim elektirik kesintisi yüzünden üç saat mahsur kalışıma ya da on iki saatlik yolu yirmi bir saatte alışıma değil. O kadar kusur her devlet kurumunda olur. Zinhar hiçbir otobüs firmasından da en ufak komisyon almış değilim. Eee birader o vakit derdin nedir derseniz -ki demeseniz de anlatacağım- mateessüf Mevlana’nın kemiklerini sızlatacak kadar gaddar olduğumuzu anlamış bulunmaktayım. Baştan anlatayım başa gelenleri de hükmü siz verin dil doğrumu der bühtan mı eder.Bendeniz sekizinci uyur yarıyıl tatili münasebetiyle sıla-ı rahim eylemiştim. Tadı damakta kalan âsûde gün ve gecelerin nihayetinde geri dönmek vakti gelince TCDD’nin Burdur garına giderek dönüş biletimi aldım. Firkat vakti göz açıp kapatıncaya kadar gelip çatıverdi. Gönlümde hicran nameleri cânım anneciğimin ve muhterem babacığımın elini öpüp hayır dualarını alarak üçüncü vagonun merdivenlerine kadem bastım. Ardımca sallanan ellere gözlerimde yağmur yüklü bulutlar karşılık verdikten sonra gerçeği sineye çekip koltuğuma birkaç dakikalığına oturdum. Bavulumu kompartımanın üst rafına yerleştirip anneciğimin yolluk niyetiyle zorla elime tutuşturduğu poğaçaları daha yola çıkmadan afiyetle mideye indirmeye başladım. Dört yanımı hüzün kuşattığından yedi din kardeşimi hakkın kitabına sokan hal-i gaflete dalmaya yardımcı olur düşüncesi ile kulaklığımı taktım. Ayaklarımı önümdeki koltuğa mütecaviz uzatıp yan koltuğumda oturan genç ve güzel nazeninlere -bakın ne kadar kültürlüyüm- dercesine Nef’i merhumun divanını elime aldım. Kendime öyle bir entelektüel hava verdim ki demeyin gitsin. Bir iki beyit derken bu yalancı kültür faaliyetimi daha uzun sürdüremeyeceğim belli oldu zira gözlerim ağrımaya başlamıştı. Divanı mushafcasına öpüp yanı başıma koydum. Rüyama huriler girsin diye kenarımdaki ay yüzlülere yüz çevirdim. Gülendamlar çoktan sohbete dalmış görünüyordu. Müzik çalarımdaki fon müziğini değiştirdim. Tevafuk çok sevdiğim bir şiir şairinin dudaklarından dökülüyordu. Bir çoğu umutsuz, birazı aksi, birazı uçuk Her sözü her bakışı tartışılan kızlar Erkeklere sürek avı kadınlara korkuluk Ah kızlar aman kızlar Ulan kızlar ulan kızlar… Yüzümde tebessüm uyumuşum… Rüyamın en çetrefilli yerindeyken aniden duran trenin koltuğundan ileriye doğru savrularak uyandım. İçerisi koca bir gürültü nehri gibiydi. Oktavı yüksek seslerin gürül gürül çağladığı bir nehir.Saate bakınca yanımdaki gül ruhların çehrelerini benim yüzümden asmadıklarını anlayıp rahatladım. Tam on sekiz saattir yoldaydık. O esnada gül endamların treni inleten sesleri sayesinde maşuklarıyla muhabbetlerine tüm kompartıman ahalisi gibi ben de şahit oldum. Toprak olup rakip yolun tutamamaktan ileri gelen bir hüzün ve beynimde acıklı bir türkü melodisi terennüm ederken kafamı sağa çevirdim. Tren Aytmatov üstadın sarı özek bozkırı tasvirini andıran bir kara parçasında durmuştu. Birkaç kurumuş ağacı saymazsak beyazlığı bozan hiçbir ayrıntının bulunmadığı göz alabildiğine uzanan bir beyazlık, ötede rengi pembeye çalan ve hamlini vaz’ etmeye duran bulut kümeleri, rüzgârların savurduğu kar taneleri ve bu enfes manzarayı seyrederken insanın tüm keyfini kaçıran ihtimal ön vagonların birinden atılmış bir naylon poşet başımı yasladığım camın manzarasına ait unsurlardı. Normal varış süremizi bir hayli geçmiş olmamıza rağmen önümüzde en az üç saatlik yol vardı. Sinirler iyice gerilmişti. Ben bunları düşünürken kompartımanın kapısı açıldı. Önde makinist arkada kondiktör yüksek sesle -Aranızda doktor var mı diye soruyorlar, kimseden olumlu cevap alamayınca arkaya doğru koşmaya devam ediyorlardı. Bir terslik olduğu aşikardı. Ama uykunun tatlı rehavetiyle yerimden kalkmaya üşendim. Allahtan her zaman, her yerde bulunan meraklı tiplerden bir tanesi görevlilerin arkasına takıldı ve tez zamanda geri geldi. Ne olduğunu anlamak için pür dikkat dinlemeye başladım. Tez canlı arkadaşın can sıkıntısını anlamak çok zor olmadı. Gayet yavan bir dil ile içinde bulunduğumuz trene bir geri zekâlının çarptığını ve geberip gittiğini söyledi. Beynimden vurulmuşa döndüm. İçinde rahat uykumu uyuduğum tren bir insanın eceline vasıta olmuştu. Kendimi katil gibi hissediyordum. Sanki o zavallıyı ben öldürmüştüm. Başımı koltuğa gömdüm. Zihnim durmuş haldeydi. Biraz önce aklımdan geçenleri düşündükçe kendimden utanıyor, gamsızlığıma nefret ediyordum. Neden sonra aklım başıma gelmeye başladı. Tellalın havadisi üzerine İçeride bir kıpırdanma baş göstermişti. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Üstelik kısılası sesler giderek gürleşerek merhuma hakaret yağdırıyorlardı. Kimi geberip gitmiş bir köpek yüzünden işine geç kaldığını söylüyor kimi ölenin tren rayında ne … işi olduğunu soruyordu. Bir diğeri gururla eceli gelen köpeğin cami avlusuna siyeceğini hatırlatıp toplumsal vazifesini ed etmekten ileri gelen bir hazla gülümsedi. Dibimdeki dil rubalar bir düşünürün söylemiyle dünya cennetinde cehennem hurisi hüviyetine bürünmüşler sevgilileriyle bu geri zekalı yüzünden geç buluşacaklarından hayıflanıyorlardı. Ya ben çok duygusallaşmıştım ya da onlar çok merhametsizleşiyorlardı, bilemiyorum. Bir an için orada duramayacağıma karar verip kendimi diğer vagona attım. Meraklı bir kalabalık arkaya doğru yürüyor cesedi görmek istiyordu. Onlara katıldım. Ne de olsa her katil cinayet mahalline tekrar gelirdi değil mi? Bembeyaz karların üzerini kanıyla kırmızıya boğan ve üzeri gazete parçalarıyla örtülmüş talihsizi gördüm. Gazetenin dışında kalan elleri soğuğun da etkisiyle morarmıştı. Yanı başında kırık bir kürek bulunuyordu. İlk anda bu küreğin ne işi olduğuna akıl sır erdiremedim. Yanımda duran delikanlıya zihnimi aydınlatmasını rica ederken yoğun kar yağışı nedeniyle geciken ambulans göründü. Ambulansın ardından Jandarma arabası da gelmişti. Tutanaklarını tutup naaşı ambulansa kaldırdılar. Delikanlı bildiklerini benimle paylaşmaya başlamıştı. -Abi yazık ya. Adamcağız ekmek parası için bu karın ayazın ortasında rayların üzerindeki karları temizliyormuş. Artık nasıl olduysa trenin gelişini fark etmemiş. Trenin sağ yanındaki demir kafasına çarpmış. Küreği de …. altında kalmış. Neden bilmem gene Aytmatov üstadın Yedigey tiplemesi hatrıma geldi. Soğuktan kararmış yüzü, hayatın yükünü taşıyan inatçı omuzları, morarmış göz torbaları ile Yedigey’in siluletini zihnimde az önce cansız bedeni ambulansa konulan demir yolu işçisiyle örtüştürdüm. Genç adam anlatmaya devam ediyordu lakin zihnim ekmek parası lafında takılı kaldığından delikanlının sözlerini işitmiyordum. Konuşma nezaketi gösteren delikanlı sigarasını bitirinceye kadar yanında kaldım. Kaza ile alakalı birkaç ayrıntı daha öğrendikten sonra teşekkür edip yanından ayrıldım. Kompartımanımın içindeki insanlara gözüme çok farklı görünüyorlardı. Koltuğuma yerleştim ve düşünmeye başladım. “Ekmek parası / Geri zekalı Ailesinin rızkı / Geberip gitmiş köpek Soğuktan morarmış eller ve bir anlık gaflet / Rayın ortasında ne…işi vardı” Tren ağır ağır hareket etmeye başlarken tüm bu zıtlıklar beynimi esir almıştı. İçerde ölmüş bir insanın mahremine sövülürken, merhumun ailesinin elim kazadan haberi olduğunda yaşayacakları üzüntü yüreğimi çok acıttı. Kendimi tutamayıp haddini ziyadesi ile aşan yolcuyu ikaz ettim. Şükür ki yolun sonuna kadar rahmetli hakkında bir daha kem söz edilmedi. Trenden indiğim zaman bavulumun üzerine abanıp yol boyunca az çok tanıma fırsatı bulduğum insanları Haydarpaşa garından dağılışını seyrettim. Etnik yapısından, sosyal sınıfından, kaşının karasından daha bilmem nelerden dolayı yaşayan haline saygı duymadığımız insanların ölüsüne dahi saygı göstermediğimizi fark etmiştim. Ah Tcdd ben ne güzel kandırıyordum kendimi insan olmak güzel şey diye ne demeye gösterdin yanıldığımı. Görürsün bak bundan sonra sana inat uçakla seyahat edeceğim. Herhalde yolcuları aşağı atamazlar değil mi?Yoksa…
Telif Hakkı Uyarısı Tcdd isimli yazı, Ümmet Ünal tarafından 12.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
• Müslime Uğuz Öngeli yazıyı favori listesine aldı...
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
1
Kasım
19
Ekim
12
Ekim
10
Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun
• Ümmet Ünal • Yaşamdan Hikayeler • 118 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
15
Mayıs
30
Mayıs
2
Mayıs
2
Mart
2
Aralık
2
Mart
23 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||