Televizyon ve Oyuncak (tehlikeli Bir Kıyaslama)
televizyon çağı başlamadan önce, çocuklar düş alemini kendilerine okunan ya da anlatılan öykülerden tanırlardı. ancak bu "edebi" ilişkiler çocuğun büyük bir zamanını almazdı. pek hevesli bir masalcı, ya da okuyucu bulsalar bile, başkalarının düş aleminde günde en çok bir saat geçirebilirlerdi. ayrıca çocuk, gereksinme duyduğu, korku ve heyecana kapıldığı an, öyküyü anlatan kişi onu avutabilirdi. oysa bugün tv yüzünden, küçücük çocuklar bile uzun saatlerini gerçek dışı insanlar ve erişilmez varlıklarla dolu, yabancı bir dünyada geçiriyorlar. genellikle de, yanlarında gerektiğinde kendilerini yatıştıracak biri bulunmuyor.
bir çocuk okurken, mantığının desteğiyle, simgeleri seslere, sesleri de sözcüklere dönüştürür. çocuk bu sözcükleri "duyar", kendi görüşüne yaşam deneylerine ve gereksinmelerine göre değerlendirir. televizyonda ise, önüne geleni kabullenmek zorunda kalır. bugün pek çok okul çağı çocuğu eğer gözlerinin önünde bir sahne canlandırabilme yeteneğinden yoksunsa, sebep aşırı tv izlemesidir. birçok ilkokul öğretmeni bu üzücü durumdan şikayetçidir.
bir gerçek daha: okumanın hızı, tamamen okuyan kişiye bağlıdır. kolay anlaşılan ya da sıkıcı bölümleri hemen atlayıp geçerken, ilginç ya da çetin anlaşılan bölümleri daha yavaş okur. eser onu çok etkilemişse, kitabı bir köşeye bırakarak duygularını yatıştırma olanağı yaratabilir. böyle durumlarda, bir sahneyi kaçırma korkusu da yoktur. buna karşılık tv seyircisi, gördüklerini kendi dünyası içinde yorumlayacak zamanı bulamaz; sahneler hızla ve aralıksız birbirlerini kovalar. böylece küçük seyirci tamamen rejisörün düş aleminin tutsağı olur. bütün bu görüşleri bir araya toplarsak, okumanın dikkat toplama yeteneğini güçlendirdiği, hayal gücünü geliştirdiği ortaya çıkar. okumak, insanın gerçe bütün vaktini alır, ancak istendiği an yarıda kesilebilir. okuyan insan gereksinme duyduğu an yazı da yazabilir. tv izleme olanağı bulan çocukların, çok az okudukları acı bir gerçektir. okuma güçlüğü çeken çocuklar ise, can sıkıntısını yenmek amacıyla, diğerlerinden daha sık tv düğmesine saldırır.
televizyon, çocuklar için bir kazanç sayılmaz:
eskiden çocukların konuşma yeteneği büyük ölçüde evde gelişirdi. bugün bazı ana-babalar tv izleyen çocuklarının bu yeteneği daha çabuk kazanacağını sanıyorlar. ayrıca ekrandaki eğitici yayınların, çocuklarına kendilerinden daha çok bilgi verdiği inancındalar.
oysa özellikle okul çağına gelmemiş çocuklarda tv nin hiçbir katkısı olmuyor. geneç çapl araştırmacılar, çocukların yayınları ilgiyle izlemelerine karşılık, gördüklerinin çoğunu kavrayamadıklarını ortaya koymuştur.
çocuğun, bütün aile bireyleriyle ilişki kurmaya büyük ihtiyacı vardır. bütün zamanını alan tv, ona bu olanağı vermez.
bağımsız olabilmesi için, çocuğun kendi kendisini yönetmeyi öğrenmesi gerekir. tv ise, onun bağımlılığını güçlendirir.
çocuk, okuyup yazmak, düşüncelerini dile getirebilmek gibi yeteneklere sahip olmalıdır. oysa tv seyrederken sadece bir izleyicidir, kendilerinden bir şeyler katamaz.
çocuk, yeteneklerini ve hatalarını tanımalıdır. tv ise, bu deneyler için gereken bütün zamanını alır.
bugünün çocukları yarın kendi yuvalarında, baba evinde edindikleri alışkanlıkları yansıtacaklarından, tv nin bu konudaki etkilerini incelemekte de yarar var.
tv nin aile yaşamını olumsuz yönden etkilediği, renksizleştirdiği bugüne dek birçok kez kanıtlanmıştır. ana babalar, tv nin, tkendilerini ve çocuklarını eş değerde etkilediği inancına kapılabilir. oysa bu düşünce yanlıştır. yetişkinler, şimdiye dek çocukların sahip olmadığı deneyler edinmişlerdir. çocuğun ilerdeki gerçek deneyleri, ona tv izlenimlerini anımsatacaktır. oysa yetişkinlerde durum bunun tam tersidir.
küçük yaşlarda edinilen izlenimleri, belirli bir ölçüye kadar insanın ilerdeki yaşamındaki ilişkilerinin, soğuk ve gerçek dışı gelişmesine yol açar.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :