Ummadığım TaşlarUmmadığım TaşlarAslında böyle olmasını hiç ummamıştım. Yaşamımın bir kıyısında benim için kabus gibi duran bir hatalar zincirinin olacağını, çoğu kimsenin bunu hatadan saymadığını bildiğim halde beni böyle yıpratacağını tabii ki hiç düşünmezdim. Çünkü örnek bir insandım herkesin gözünde ve maalesef kendimi de öyle zannediyordum.Mesleğimin de bu olacağını hiç düşünmemiştim. Küçücükken sorduklarında hiç bu mesleği edinmek istediğime dair bir cevap vermemiştim. Günün birinde o kafaya aldığımız insanlarla aynı işi yapacağım da hiç aklıma gelmezdi. Asla annemin hasta olacağını düşünmezdim. Ne anneme ne babama ne de kardeşlerime bir şey olabileceğini hiçbir zaman düşünmezdim kimse düşünmez zaten kimse böyle şeyleri, sevdiklerine konduramaz. Babam hep “ah off” der dururdu; annem de “bak benim her yerim ağrıyor ben niye hiç böyle ahlayıp oflayıp aleme ilan etmiyorum?” derdi. Anneannemin öleceği de hiç aklıma gelmiyordu. O demirbaş gibiydi sanki hep vardı ve hep de var olacaktı sanki. Hasta olup da bilincini kaybettiğinde insanlar hep “Allah çektirmesin iyileşmeyecekse.” diyorlardı. Yani iyileşmeyecekse bir an önce ölsün diyorlardı. Çünkü o hiçbirinin annesi veya anneannesi değildi. Ama ben yakınları için de öyle dua edebilenler gördüm. Ben asla öyle dua etmedim. Hayırlısıyla iyileşsin dedim hep. Son zamanlarda, onu son gördüğümde içime bir kurt düşmüştü ama gene de öleceği hiç aklımdan geçmiyordu. Ama öldü. Bu şehre geri döneceğimi de hiç düşünmüyordum. Bu dağlarla çevrili şehre geri gelmeyi hiç de istemiyordum aslında. Dağlardan korkuyordum evet. Onlara her bakışımda onlarda bir şeylerin saklı olduğunu düşündüğüm için. Hele o şehre daha yakın olan, tepesinde ağaçların gözüktüğü, hafifçe sola yatık duran dağdan daha çok korkuyordum. Belki de o korkunç deprem gecesi yıldızların o dağa ne kadar yaklaştığını gördükten ve bütün gece onun gecenin içinde simsiyah yükselişini seyrettiğimden beri korkuyorum. Diğeri daha yüksekti, daha havalıydı sanki, şehirden daha uzaktaydı, bunun için onu pek umursamıyordum ta ki buraya yeniden gelip de onun eteğindeki bir okulda çalışmaya başlayana kadar. Oraya gidince o da diğeri gibi yakınlaşıyor. Gene de diğerinden korkuyorum bundan değil. Birinin üzerinde kayak merkezinin, diğerinin üzerinde bir türbenin olmasının etkisi var mı acaba? Geçen sabah yolda giderken ağzımdaki sakız çenemi ağrıttı ve ben de her zaman yaptığım gibi ilk gördüğüm çöp konteynırına eğilip sakızı fırlattım. Sakız çöpün içindeki ölü kedi yavrusunun üstüne düştü. Beni o çöp konteynırına çeken şey neydi? O kedinin üzerine sakız tükürülmesi onun kaderinde yazılı mıydı ki? Hayvanların kaderi var mı acaba? Sözde “dinci”yim hala bilmiyorum bunu. Yoksa bir ölü kedinin üzerine sakız tükürmek benim kaderimde mi vardı? Belki de bu o kediyle ortak kaderimizdi. Neden benim karşıma çıktı acaba, neydi hikmeti? Küçükken okuduğum bir kitap vardı, çocuklar için hazırlanmış bir dini bilgiler kitabı. Resimli bir kitaptı, güzel resimleri de vardı. Ama cenaze namazını anlatırken yan sayfasına iliştirdikleri resim beni rahatsız ederdi. Bir mezar taşının yanına ilişmiş baygın ve üzgün gözlerle, aslında daha ziyade korkunç diye adlandırabileceğim bakışlarla sol üst boşluğa bakan peçeli bir kadın ve onun dibine oturmuş yüz ifadesini hatırlayamadığım ancak ölümün etkilerinin farkında olan 3-4 yaşlarında bir çocuk. Bu resimden hiç hoşlanmazdım. Geçen sabah çalıştığım okulun arka tarafında, o korktuğum dağlardan birinin önünde uzanan mezarlığa bakarken bu resmin kısmen gerçekleştiğini gördüm. Tıpkı o resimdeki gibi çarşaflı bir kadın mezarlığın yanından geçiyordu. O mezarlıktaki mezar taşları da tıpkı o resimdeki gibi eski tip taşlardan. Kadın sadece geçiyordu, yanında çocuk var mıydı bilmiyorum ama birden o resim canlandı gözümde ve rahatsız oldum yine. Bu şehrin adı anılınca aklıma hep ölüm gibi şeyler geliyor. Buraya taşındığımızda ilk oturduğumuz evin mezarlığın iki sokak arkasında olmasından mı, sık sık deprem olmasından mı, o en çok korktuğum dağa bir vakitler gözlerinin önünde uçak çarptığını halamın anlatmasından ve sonraları halamın o hiç sevmediğim evinde altıncı kattan sürekli o dağı seyretmemden mi, ikinci oturduğumuz evin çaprazındaki amcanın mezar taşları oymasından mı, buraya gelirken yolda memleketimin asri mezarlığının önünden geçişimizden midir bilmem. Çocuk aklımda kalmış bunlar bir kere. Adı anıldı mı bu şehrin ölüm de geliyor aklıma beraberinde. Rabbim ne olur burada kalmayayım hayırlısıyla, sen döndür beni hayırlısıyla memleketime, aileme kavuştur beni.Burada kalmayı hiç ummuyorum, ne olur ummadığım bu taşın hayatımı yarmasına izin verme...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Kurtuluş Savaşı Öncesi Esnası ve Sonrası Duruma Kısa Bir Bakış 22
• Bayram Kaya • Hayata Dair Denemeler • 0 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
4
Eylül
11
Hangisi Daha Çok Koyar ki İnsana?
• Seda Ekol • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 115 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
6
4 Eylülartık Yirmi Dört Yaşındayım
• Seda Ekol • Kişisel Denemeler • 77 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
23
Temmuz
23
Temmuz
21
Eylül
11
Hangisi Daha Çok Koyar ki İnsana?
• Seda Ekol • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 115 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
23
Eylül
6
4 Eylülartık Yirmi Dört Yaşındayım
• Seda Ekol • Kişisel Denemeler • 77 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
21
Temmuz
23 |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||