Umudun Kanatları Var mı?
Bir haftadır İstanbul’daydım. Biri ulusal biri de uluslar arası olmak üzere iki kongreye katıldım. Ülkenin geleceği adına önemli çalışmaların yapıldığı ve önemli çekişmelerin yaşandığı ortamda durum hem vahim hem de biraz umut vaat ediciydi.
Öte yandan ülkenin içinde bulunduğu durum hiç de iyi değildi.
İnsanların psikolojik yardıma ihtiyaçları vardı.
Gerek İETT otobüsleriyle gerekse minibüslerle yaptığım yolculuklarda ilginç olaylar yaşadım.
Aslında bu tür manzaralara yabancı da sayılmazdım ama üzerinden oldukça uzun bir zaman geçmişti. 1997- 99 yılları arasında İstanbul’u yakından tanıma fırsatım olmuştu, ama o zamanlar liseden daha yeni mezun olmuş, iş hayatına yeni atılmış ve hayatın türlü cilvelerini öğrenmeye başlayan toy biri olarak, çevreme eleştirel gözlerle bakacak kadar olgunlaşmamıştım.
İnsanın hayattan ve insanlardan öğrendiği çok şey oluyordu. Biraz acıtıyordu, biraz kanatıyordu ama olgunlaştırıyordu.
İnsanların birbirlerine bu kadar şüpheyle yaklaştığı, bu kadar kötü gözlerle baktığı bir zamanda yaşamak insanın kanını donduracak kadar uzak duygular yaşatıyor insana.
Şaşkınca çevrenizdeki yüzlere bakıyorsunuz. Bıkkın ve belki de en önemlisi gergin…
Sanki bir şey sorsanız fırça yiyecekmişsiniz ya da cevap alamayacakmışsınız gibi bir düşünceye itiyor sizi.
Şoförler ekmek derdinde, kurbanlık koyun gibi diziyorlar sizi araçların içine. “Boşluklara ilerleyin” seslenişleri, insanların kalçaları araba kapılarından sarkmasına rağmen süregidiyordu. Sonra fırçalar başlıyordu; “İlerleyin diyoruz, bir sürü boş yer var, ilerlemiyorsunuz…” da bilmem ne!?
Kapılar açıldığında karşınıza bir sürü insan kalçası çıkıyordu, bu da İstanbul’un ilginç manzaralarından bir tanesiydi.
İnsanların birbirine tahammülsüzlüğü, en ufacık bir gerginliğin tekme tokatların havada uçuştuğu bir kavgaya dönüşmesi, özellikle de erkeklerin ağızlarının bozukluğu insanın midesini kaldırıcı cinstendi.
Gördüklerim ve yaşadıklarım yordu beni dostlar, hele de katıldığım uluslar arası kongrenin Taksim’in merkezinde, yani 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın olduğu kargaşanın ortasında olması, ruhumu, kalbimi ve benliğimi yordu.
Bugün pazartesi ama çok yorgunum, ama bir parça da olsa umudu yakalamaya çalışıyorum kanatlarından.