Umut Nakli
İnsan sağlığının kıymetini, avuçlarının içinden kayıp giderken, geri almak için çırpınırken anlıyor. Anlıyor da geri dönüşte kat ettiği yol; ahh o bitmek tükenmek bilmeyen, göz bebeklerinin güneşin doğduğu yere odaklanıp her gün ama her gün dua edilen yol… Hani her gece uyurken sabahım olacak mı denilen yol. Ve bir gün eski sağlığına kavuşmak için hastane koridorlarında bir aşağı, bir yukarı gidilen yol…
Kim bilir kaç kere bir aşağı bir yukarı volta atmıştı o hastane koridorlarında. Bize belli etmese de çok hasta olduğunu, çok üzüldüğünü yüzündeki ifade anlatıyordu aslında yaşadıklarını. İnsanın canından bir parçasının acı çekmesini görmek o kadar acı vericidir ki. Onun için bir şeyler yapmak istersiniz ama elinizden gelen tek şey ona moral vermek olur. Takılırsınız geçmişte ona karşı yaptığınız haksızlıklara, içinizden bir ses iyileşsin bir daha hiç üzmeyeceğim onu der.
11.07.2003 Cuma. Sabahın ilk saatleri. Evde gergin bir hava, babam her zamankinden daha sinirli ve telaşlı. Gür bir sesle hızlanmamızı söylüyor. – Daha ne bekliyorsunuz oğlum, oğlum diyor ve boğazına düğümleniyor heceleri. Gözleri doluyor, kapı eşiğine elini koyup alnını dayıyor. Oğlum diyor, oğlum bizi bekliyor, hadi İnci hanım oğlumuzu bekletmeyelim. Sanki içimden bir şeyler kopuyordu, babam, canım babam her türlü sorunlara karşı dimdik duran babam söz konusu evladı olunca çocuk misali dudakları titriyor ağlamaklı oluyordu. Çok geçmeden hızla toparlanmış evden çıkmıştık. Arabayı babam kullanacaktı, aslında bu kadar gönül yorgunluğunda trafiğe çıkması uygun değildi ama korkudan kimse sesini çıkaramadığı için derin bir sessizlikte binmiştik otomobilimize. Babam göstergeye koyduğu kardeşimin fotoğrafını eline alıp –paşam bekle oğlum baban geliyor diyerek ağlamaya başlamıştı. Derin sessizlik ablalarımın ve annemin gözyaşlarıyla yerini hıçkırığa bırakmıştı. Ailemi o halde görmek bana çok acı verse de metanetimi koruyarak onlara moral vermeye çalışıyordum. –Annem o iyi olacak merak etmeyin… Sadece onları teselli etmek için değildi cümlelerim, biliyordum o iyi olacaktı. Hastaneye gidene kadar geçtiğimiz kırmızı ışıklar, çiğnenen trafik kuralları kimsenin umurunda değildi. Evren ameliyata girecekti ve biz o girmeden bir kere daha yüzünü görmek istiyorduk. Nihayet hastaneye vardık babam arabayı parka çıkarırken bizde hızla yattığı odaya koşuyorduk. Ama olamaz çoktan hazırlayıp ameliyathaneye indirmişler. Evren çok direnmiş – n’olur ailemi bekleyelim, onları bir kere daha göreyim diye ama fazla beklemeden almışlar. Asansörü bile beklemeden dört katı gözyaşlarıyla koşarak ameliyathane kapısına gittik. Asansörün kapısı açıldı içerde sedyeye yatmış yeşil örtüler altında kardeşim, başında elini tutmuş babam duruyordu. Belli ki babam ağlamamak için kendini zor tutuyordu, kocaman gözleri yumulmuş, dudaklarını ısırıyordu. Annem ayakta zor duruyor, - Evrenim yavrum, bak geldik merak etme çok iyi olacaksın diyordu. Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki, sanki canımdan can kopuyordu. Hiçbir şey söyleyemedim ona, sadece birkaç dakika bakıştık. Aslında gözlerimiz anlatmıştı birçok şeyi. Ameliyathane kapısından içeri girerken sadece el sallayarak – Hoşça kal mindik diyebilmişti. Annem ve babam yığılıp kalmışlardı kapı önüne. Ablamla birlikte zor taşımıştık bekleme salonuna. Ve geçmek bilmeyen dakikalar. Sanki zaman akmıyordu, saat hep aynı yerde duruyordu. Ne sinir bozucu bir durumdur beklemek. Ekranda ameliyatta olanların bilgileri geçiyor, hiç gözümüzü ayırmıyoruz. Evren KARACA – Ameliyat Sürüyor. Evren KARACA – Ameliyat Sürüyor. Evren KARACA – Ameliyat Sürüyor. Ve dışarıdan gelen bir sesle herkes irkiliyor. – Evren KARACA’nın yakını kim? Babam koşarak dışarı çıkıyor, herkes susmuş dışarıdan gelecek haberi bekliyor, dayanamayıp, kapıya kadar gidiyorum, ellerinde eldiven yeşil önlüklü bir doktor babamla konuşuyor. Şemsettin Bey oğlunuz iyi böbreği alındı bir saate kadar çıkar. Derin bir oh çekiyor içinden. Koşarak annemin yanına oturuyor ve ağlamaya başlıyorlar. Gayet iyi olduğunu söylüyor doktorları, tek eksiği yıllardır onu rahatsız eden ve neredeyse iki böbrek büyüklüğündeki bir böbreğinin olmaması. O bir haftayı çok zor atlatmıştı. Her gece yakınlarımızdan biri yanında refakatçi olarak kalıyordu. Durumu her geçen gün düzeliyor fakat şiddetli ağrılarının olduğunu söylüyorlardı. Yanına hiç gidemedim. Onu, o ağrıları çekerken göremezdim. Buna yüreğim dayanmazdı. Evren’in benim için yeri o kadar ayrı ki onun canı yansa sanki benimde bir yerlerimde bir şeyler kopuyordu. Göremezdim onu, bakamazdım ki yüzüne, nasılsın diyemezdim. Bir yerleri acıyacak diye dokunamazdım, Gözlerine bakıp bak ben geldim iyiyim diyemezdim.
(Gerçek Yaşam Hikayesidir-Devam Edecek)