Uykumu Dağıtan İbret (2)
Hayret, kasabaya tek bir damla düşmemiş yerler kupkuru diye sayıklarken Ali amcayla karşılaşıyorum.Tıpkı bizim İhsan amca gibi oda benim yolda devamlı selamlaştığım sayılı kişilerden.Yaşlı insanlar her zaman hürmeti hakediyorlar.Selamlaşıyoruz, ardından duruyor;
-Hava çok kapadı o tarafta yağdı galiba evlat, ha?
-Evet Ali amca, ama az yağdı doyurmaz toprağı.
-Adamakıllı yağsa bizim ekinlere ilaç gibi gelecekti rahmet!
-Deniz kenarı Ali amca, yağmuru çekmiyor buralar.
-Eskiden yağardı evladım sen bilmezsin o zamanları, başaklar yağmurun ağırlığından yere yatardı.
-Küresel ısınma falan diyorlar, onunda çok etkisi var.
-Kim diyorsa boşver onları oğlum, Mevla rahmeti verdimi gerisi hikaye.Haydi selametle bakalım.
Bir zaman Ali amcanın hikayesi yapılmıştı galiba evde hatırlıyorum.Bu yaşına rağmen çalışıyor.Durumu daha da abese sokan şeyse iki iş birden yapıyor olması.Hem kasaba çarşısındaki o küçük, benim antika dükkanına benzettiğim ama üstünde bakkal yazan dükkan.Birde çiftçilik, bu yaşına rağmen.Adamın kendinde hırs var diyordu babaannem,-mal canlısı çok.Kızını evlendirdi, oğlu da İstanbulda dolgun maaşlı bir işte çalışırmış.Ne diye kendini heder eder ki? Emekli maaşı da cabası.- Haftasonları öğlene kadar uyumayı planlarken her hafta horoz gibi dikiliyorum sabahın köründe odanın ortasına.Bir başıma ettiğim o sabahın ilk ışığındaki haftasonu kahvaltıları, aslında beni cezbediyor belki ondan kalkıyorum o saatte, çayın buğusu aldatıyor beni.Dört sokağın birden birleştiği büyük meydanda bizim ev kontrol kulesi gibi.Sabah çöpçüler, ağaçlarla sarmalı balkonda ötüşen kuşlar, yerde rızkını temin eden siyah kargalar ve tek tük geçen insanlar, aşina yüzler.Sonra, Ali amca pazarları da geçer sabahın ilk ışıklarında, zaten ilk geçen o olur.Günün gayri resmi açılışını yapar.Sert tabanlı iskarpinleri, yaşına rağmen çevikliğinden aldığı hızla sanki insanları uyandırmak için gizli bir niyet besliyor...
*****
Apartmanın merdivenleri son engelim, öyle bir uyuyacağım ki kalkmam için ev telefonu bile yeterli olmayacak.Normalde, üç oda ötede olmasına rağmen beni uyandırmaya yetiyor o tiz sesi.Geçen bayram annem anlatmıştı bizim telefonun sesiyle ilgili bir hikaye.Bir oda dolusu insan gülmekten katılmıştık.Telefon sessizliğin ortasında öyle çalmış ki kadın bebeğini düşürecekmiş az kalsın! O gün bu gündür telefonun sesi biraz kısık ama beni hafif uykumdan uyandırmaya yetiyor yinede sesi.Tabi bugün hariç!
Gittikçe sıkıcı olmaya başladı.Başımda bir uğursuzluk mu dolanıyor nedir? Merdiven bitti derken önüme çöp torbası çıktı.Banane çöp torbasından diyemiyorum, içeri girdiğimde atılması için yüz kere tembihlenecek.Tekrar aşağı in, çöp bidonuna git, çöpü bırak tekrar merdivenleri çık, az iş mi Allah aşkına? Merdivene düşüp bayılma numarası mı yapsam!?
Yanyana iki çöp bidonu var ikiside dolu.Elimdeki torba büyük üstelik sığması mümkün değil.Elli metre ötede bir çöp bidonu daha var.Takatim yok gitmeye, şuracığa bırakıversem kim görecek ki?
Kim görebilir? Karşı apartmanın bahçe duvarının üstünde oturmuş bir yumurcak!!
-Abi, poşeti oraya mı bırakacaksın?
Tam ağzımdan yüksek bir "eveeet" sesi çıkacaktı tuttum kendimi.
-Hayır!
Allahım ne olur bitsin bu işkence diye sayıklayıp yola devam ediyorum.
Çöpü atıp eve geldiğimde üstümdekileri aceleyle çıkarırken kanepenin üstünde duran takvim kağıdındaki iri puntolu yazıya gözüm ilişiyor;
"Ey insan! Bir sabiden utanırda bir günahı işlemekten vazgeçersin, ya Allah(cc) `dan niye utanmazsın!"
***Son