Uykunun Yok HalleriUykunun Yok HalleriGece yarısını geçmiş saatlerBangır bangır bir müzik sesi Ne idüğü belirsiz cırtlak melodiler “Hey komşu, intihara yeltenecek kadar bunalımda değilsen, şu müziğin sesini kısar mısın biraz? uyuyamıyorum da!” Az önceki bağırışıma yanıt veren herhangi bir baş uzanmadı üst pencereden ama müziğin sesi kesildi. Tam kaldığım yerden, çizgili pijamalı uykuma dalacaktım ki, yeniden başladı bağırmaya cırtlak şarkılar... Uykuya teslimiyet öncesi dudaklarımda beliren gülümseme de irkilip kaçtı gitti tabi. Hışımla kalktım yatağımdan. Arabesk çığırtkanı cırtlak sesli kadının iniltisi soluğu ‘kırp’ diye kesildi yine. Birileri benimle dalga mı geçiyor yoksa? Pencereyi açıp başımı yeniden uzattım apartman boşluğuna. Görünürde kimsecikler yok. Bütün pencerelerin ışıkları sönmüş durumda. Yatabilirim tekrar, evet. Tam yorganı ucundan tutup açacakken, yeniden başlıyor az önceki cırtlak sesli kadın, bağırmaya çağırmaya. Bu kadar da olmaz ki ama! O sırada apartmanın koridorunda sesler duyuyorum. Kavga var galiba. Birileri gitti bu saygısız komşunun kapısına, -büyük ihtimalle de kaba saba yöneticidir giden- bağırıp çağırıyor “Apartmanda yaşadığınızı unuttunuz galiba! Bu kadar da olmaz ki! Sizin dışınızda on dört aile daha var burada. Hastası var, bebeği var. Zaten geçen ay asansörün camını kırdı oğlunuz, kaç gün öyle kaldı da, biz burada baş çavuşun eşeği gibi anırdık, yine de utanmadan yüzümüze baka baka geçip gittiniz işinize gezmenize. Daha o oğlunuzun apartmanın girişine kustuğunu da unutmadık. Hem de domatesli bir şey yemiş ki, kırmızılıydı kusmuğu, kaç gün öyle kaldı apartman girişinde, üstüne o kadar peçete örttük, peçetenin üstüne ‘Buraya kusan hayvandır!’ yazdık yine gık’ınız çıkmadı. Nedir sizden çektiğimiz yahu? On beş yıldır bu apartmanda yaşarım, siz gelene kadar böyle rezalet görmedim ama. Herkes şikayetçi sizden, ev sahibiniz de tabi evi verdi size, alıyor mu her ay düzenli olarak kirasını, evet alıyor, bir daha da ne uğradı ne de sordu bize ‘Nasıl insanlardır bunlar, bir yaramazlıkları var mı, apartman sakinleri memnun mu yeni komşularından` diye…’ Dairemin kapısında durmuş kulak kabarttım hole. Ama duyduğum sesler, yöneticinin bu saygısız yeni komşulara bağırıp çağırması değilmiş ki; başka bir daire, bu saate kadar oturmuş kalmış misafirlerini yolculuyorlarmış meğerse. Nerede bu yönetici? Yönetici uyuyor mu? Misafirlerini gönderen ailenin çelik kapısı gürültüyle kapandı. Yeniden yatak odama geldim. Kulak kabarttım, evet, ses geliyor hala. Aklıma taktığım için de, uykum hepten kaçtı. Uyku hapı alsam? Yok olmaz. Bu işi kendi irademle başarmalıyım. Uyuyabilirim. Gerçekten mi? Yok sanmıyorum. Uyuyamayacağım galiba. Bir sigara yaksam peki? O da olmaz, söz verdim kendime, dünya sigarayı bırakma günü kapsamında kişisel bir eylem yaparak, küvette yakmadım mı maaşımla aldığım bir karton sigarayı? Yaktım. Hem başka sigaram da yok. Nasıl olmaz? Hani evine gelecek konuklar için bir paket yabancı bandrollü sigara vardı ya salonda? Yok olmaz o sigara, hem boğazım ağrıyor, değiştirmeyeyim şimdi. İyi o zaman, hani zor durumda kalırsam diyerek iç çamaşırlarını tıka basa doldurduğun çekmecenin arkasına yarım paket sigara saklamıştın ya? Sahi mi? Gerçekten saklamıştım değil mi? Sigarayla aramdaki çöpçatanlığı dillere destan kafamdaki deli, beni zorla sigara içmeye kışkırtıyor şu en zor zamanımda. Yok uymayacağım ona. İçmeyeceğim sigara falan. Yeniden dinliyorum herhangi bir müzik sesi var mı diye? Yok, kesilmiş. Ne güzel, sonunda intihar etti demek ki! Oh be o da kurtuldu ben de. Bu mutlulukla birden sinirim yatıştı ve kendi karasularına çekilen sinirin yerini, ağızdan salya akıtacak tatlılıkta bir uyku sardı. Yatağıma girdim yeniden. Usul usul, yatağı döşeği incitmekten korkarak. Kafamı dayadım saygıyla yastığa. Gözkapaklarım gözlerimi öptükten sonra güzel yeşil düşlerle uykuya koşmaya başladım. ‘Bir teeeeeeeeeeeselli ver, bir teeeeeeeeeeselli ver…’ Bu adam neden t ile s arasındaki e’yi bu kadar uzatıyor ki acaba? Fırladım yataktan yine. Gitsem kapılarına şimdi. Yumruklamaya başlasam. Kaba saba yöneticinin söyleyemediği şeyleri ben söylesem kapıyı açan yeni komşuya. Ne olur acaba? Odanın içinde sinirden ellerim ayaklarım titrerken ‘Sahi ne olur çıksam kapılarına?’ sorusunun yanıtını düşünmeye başladım. Muhtemelen şu üç şık’tan biri gelir başıma: Birincisi, kapıyı açan adam, beni dinler, özür diler, ‘Biraz canım sıkkındı, saatin farkında değildim, çok özür dilerim. Yarın da tüm komşuların kapılarına gidip hepsinden tek tek özür dileyeceğim’ der. O zaman ben de içimden ‘Vay be, ne etkileyici konuştum adamla’ der kendimle gurur duyardım. Ama bu seçenek pek de gerçekçi gelmiyor bana. İkincisi; kapıyı açan adam hemen hemen benimle yaşıt, gözleri ağlamaktan kızarmış. Ben tabi ilk başta fark etmiyorum bunu. Kapıyı açar açmaz o, sözlü bombardımana tutuyorum herifi. O benim ne dediğimin farkında bile değil. Elinde koca bir şarap şişesi –üf kırmızı şarabı da ne severim ha- beni görür görmez boynuma sarılıyor, içeri çekiyor zorla ‘Gel abi gel içeri. Gel de şu bahtsız ademoğlunun başına ne geldi bir dinle öğren. Dinine yandığımın kızı beni sattı kilolu bir gavat için. Gel güzel abim, gel de derdime ortak ol.’diyor. Benim de bir yıl önce nişanlım tarafından satılışım aklıma geliyor, güneşli bir günde, kalabalık bir parkta herkesin içinde ‘Senin gibi bir fakiri ne yapayım ben, zengin bir adamla evleneceğim’ deyip nişan yüzüğümüzü yüzüme fırlatıp çekip gidişi… Yeni komşunun çağrısını kabul edip giriyorum içeri ve sabaha kadar içip, can ciğer kuzu sarması olup, ‘bir teeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeselli ver’ diye bağırıp sızıyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Yok, sanmam olacağını. O zaman üçüncü seçenek de şu: ben gidiyorum, bağırıp çağırıyorum kapının açılmasını beklemeye sabredemeyip. Kapı açılıyor, karşıma King_kong’un daha az kıllısı ve daha az küçüğü bir dev çıkıyor. Bir iki yutkunuyorum. Elim hala havada, ağzım açık ama görüntü var ses yok durumlar yaşıyorum. Adam bir adım atıyor, elini atmasıyla, boynumdan yakalaması bir oluyor beni. ‘Bir sorun mu var canım kardeşim?’ diye soruyor gök gürlemesi gibi bir sesle. Ayaklarımın havada olduğunu fark ediyorum. Soluk alamıyorum kerpeten gibi sıkıştırmış boğazımı parmakları arasında. Diğer eliyle bir beylik tabancayı dayıyor sağ şakağıma. ‘Bana bak ulan, eğer bu şarkıyı sevmediysen başka bir şarkı açayım, onu da sevmezsen daha başkasını açayım. Ama şunu bil ki, ben bu geceyi, bu apartmanda bu yıl ilki gerçekleştirilen geleneksel ‘Sabaha kadar arabesk müzik gecesi’ ilan ettim anladın mı? Git bunu apartmandaki diğer hıyarlara da söyle’ deyip beni bir fırlatışla karşı dairenin kapısına atıyor. Ben nefes almaya çalışırken o, kapıyı sertçe kapatıyor üstüme. Birden nefes alamadığımı fark edip panikledim. Ne demişti doktor? Böyle zamanlarda beyninde sadece şu düşünceye yer vereceksin: yavaş yavaş nefes al nefes ver nefes al nefes ver…. Yapıyorum, rahatlamaya başlıyorum yeniden. Kendime gelince, üçüncü seçeneğin de gerçekçi olmadığını düşünüp… Çığırtkan arabesk kesilmiş. Bu defa intihar etti diyorum. Yatağıma bakıyorum göz ucuyla. Cilveleniyorum yatağıma yanaşırken. Korkuyorum da aslında yeniden bir ses patlaması olacak diye. Hiç kıpırdamadan bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyorum. Dışarıda kafayı çekip apartmana gelince domatesli kusan, sonra da asansörün aynasını kıran, eve girip kaldığı yerden içmeye devam eden, iğrenç sesli bir kadından arabesk şarkılar dinleyerek intihar eden, hiç görmediğim bilmediğim komşum için ‘Ruhu şad olsun’ deyip yorganımı ucundan kaldırıp ürkerek yatağıma giriyorum yeniden. Gece gece gülmek, gülümsemek uğursuzluk getiriyor demek ki diyerek, uykunun hiç de gülümsemeli bir değeri olmadığı yalanına sarılarak uyumaya çalışıyorum. Beş dakika dolmadan sıkıştığımı fark edip, eğer bir an önce tuvalate koşmazsam, kocaman bir adam olarak yatağımı ıslatacağımdan korkup yerimden fırlıyorum. Tuvalette uzunca bir süre kaldıktan sonra, uykusuzluktan kızarmış gözlerimle, evimin içine bakıp bütün bu eşyaların ne anlama geldiğini anlamlandıramadan, yatağıma da saygı göstermeden hızla yorganın altına giriyorum. Yüz üstü uyumayı hiç sevmeyen biri olaraktan, yüz üstü uyumanın da güzel bir yanı olabileceğini düşünüp beni bu defa yeşil değil mavi bir dünyaya götürmesini umduğum uykuyu bekliyorum. Gök gürlüyor o sırada. Ardından köpekler ulumaya başlıyor. `Hani belediye sokak köpeklerini zehirleyip gömüyordu şehir dışına? Bu itler ne uluyorlar şimdi?` diye yeniden kızmaya başlıyorum. Gümbür gümbür bir yağmur boşalıyor yamaları eskimiş gökten. Bir süre sonra bu sese alışıyor kulaklarım ve artık yeşili de mavisi de senin olsun deyip –sen dediğim de kim ise artık onu da bilmiyorum- uyumaya çalışıyorum. Sanırım bir ara bunu da başarıyorum. Ama kısacık bir an sadece. Ev telefonunun sesiyle sıçrıyorum bu defa yattığım yerden. Küfür etmeyi sevmem ama `Arada bir okkalı küfür etmek, kalp sağlığı için gereklidir` gibilerden bir artistik laf yaratıp kendi kendime, sinirini saklayamadığım bir sesle telefona ‘Alo?’ diyorum. Ses yok. ‘Alo?’ yine ses yok. ‘Kardeşim madem konuşmayacaksın ne diye arıyorsun bu saatte?’ diye çıkışıyorum. Sigaradan kartlaşmış bir sesle bir kadın da bana karşı küfürünü savurup telefonu yüzüme kapıyor. Bir süre elimde ahize öyle kalakalıyorum. Sonrasında telefonun fişini çekip, bir küfür daha savurup –hani kalp sağlığı için gereklidir demiştim ya ona dayanarak yani- yatağıma giriyorum yeniden. Bedenim öyle yorgun ki, amuda kalkarak bile uyuyabilirim açıkçası. Yağmur da azalmış, müzik sesi de yok. Işık da yok. Her şey yolunda. Sakinleş bakalım, evet, nefes al nefes ver, harika, rahatla, uyku… uyku gel hadi… al beni renksiz dünyana. Hadi uyku…. Uy..ku… ‘Ya kapıyı kilitlemediysen? Bu günlerde bu mahallede ne hırsızlıklar oluyor biliyor musun sen?’ ‘Kapa çeneni’ ‘Asıl sen kapa çeneni. Bak bir gecede kaç apartmana girip, aynı apartmandan kaç daireyi soymuş hırsızlar. Kalk kapın kilitli mi diye bak’ ‘Kilitlemiştim kapımı. Sus da uyuyayım.’ ‘Ya… Ya apartmanın kapısı açık kalmışsa?’ ‘Kapının üstünde kocaman harflerle yazıyor `İçeri girerken kapıyı kapatınız` diye’ ‘Ya uymamışsa birisi? Açık bırakmışsa?’ ‘Herkes yıllardır uyuyor bu kurala.’ ‘Ya yeni gelen komşu uymamışsa bu kurala? Açıksa dış kapı?’ ‘O intihar etti, derdi çoktu, bir de hainlik mi yapacak o kadar dert arasında, kapıyı açık bırakmayı düşünecek işi yok da’ ‘Tamam ya işte, adam intiharı düşünürken apartman kapısını kapamayı mı düşünecek bir de?’ Bu soruya yanıt veremediğim için, kafamdaki delinin mutlu olduğunu fark ettim. Sahi ya apartmanın kapısı açıksa? Hırsız girerse? Sonra rahatlıyorum ‘Gelsin evime, ne var ki alıp götürecek?’ Deli yeniden dırdırına başlıyor. ‘Öyle deme, artık hırsızlar değerli bir şey bulamayınca kurbanlarının canına kastediyorlar… Hem sadece kendini düşünmen ne utanç verici. Bu apartmanda senin dışında on dört aile yaşıyor. Onların evine girse hırsız hiç üzülmez misin?’ ‘Aynı kaba saba yönetici gibi konuştun ha!’ Yok, yetmiyor bu umursamazlık maskem. `Lanet olsun` deyip çıkıyorum yataktan yine. Üstüme bir hırka alıp, ses çıkarmayan terliklerimi geçiriyorum ayaklarıma. Benim bulunduğum katın da otomatiği çalışmıyor aksi şeytan! Mum alıyorum mutfaktan. Daire kapısını açınca mumun alevi şöyle bir iki kıvırıyor, sönecek gibi oluyor, elimi aleve siper edip, hava akımının söndürücü etkisine karşı korumaya alıyorum onu. Kapımı sessizce çekiyorum. Yavaş yavaş inmeye başlıyorum merdivenleri. Aklıma geliyor birden, ya şimdi birisi açsa kapısını, karanlık içinde, elinde mumla beni görse… Kime nasıl anlatabilirim ki derdimi o zaman. Bir an önce halledeyim en iyisi şu işi. Nihayet varıyorum apartmanın kapısına. Dış kapı kapalı. Hatta gidip elimle kontrol de ediyorum itip çekerek. Yok, gayet sağlam. Kapının camından, ıslak karanlık geceye bakıyorum. Ürküyorum birden. Ürperiyorum da hem soğuktan hem korkudan. Bir an önce yatağıma girip uyumak istiyorum. Çok sinirlendim bu gece ama olsun şimdilerde öyle iyimser şeyler düşünüyorum ki. Sadece kendimi değil on dört ailelik komşularımı da korumak adına dış kapıyı kontrol ettim gecenin bu saatinde. Yarın/yani bugün pazar. Dilediğim saate kadar uyuyabilirim ne de olsa. Sigara da içmedim, uyku hapı da almadım. Öyle de güzel uykum var ki. Bir iki saat önceki arabesk çığırtkanı kadının sesi de yok artık. Yeni komşum da intihar etmedi tabi. Büyük ihtimalle arabesk dinlemeyi seviyor ve yüksek sesle dinleyince keyif alıyor. Dahası bu yeni komşum `Yarın ne de olsa pazar, o yüzden biraz daha geç vakte kadar yüksek sesle dinlemem pek de ayıp olmaz.` diye düşünmüş olacak… Bak, gördün mü kafamdaki sayın deli, durum hiç de senin abarttığın gibi değilmiş. Delinin sesi çıkmıyor. Uyudu demek ki. Ee kaç saattir bana karşılık veriyordu, tabi yorgun düşer. Bu güzel, gülümsetici duygu düşüncelerle dairemin kapısına vardım. Yatak odamın yolunda olacağım bir dakika içinde. Tuvalete de gitmeyeceğim çünkü sıkışmış değilim. Yüz üstü de yatarım. Rahatça nefes alıp verebiliyorum da. Her şey ne kadar da güzel…. Elimi hırkamın cebine atıyorum. Yok. Olamaz! Diğer cebine bakıyorum. Hayır! ‘Yooo bunu bana yapamazsın!’ Eşofmanımın ceplerine bakıyorum, yok yok yok. Dairemin anahtarını almamışım üstüme. Üstüne üstlük mum da söndü, ben öyle güçlü bir `üff` deyince. Dışarıda yağmur, cebimde beş kuruş para yok. Kötücül düşünceleri dallandırıp budaklandırmaya da gerek yok. Çömeliyorum kapımın eşiğinde. Dayıyorum sırtımı duvara. Duvar da bir soğuk bir soğuk anlatamam. Ama uyku çok yoğun… Öyle bir çökmüş ki üstüme. Dırdırcı deli başladı yine ‘Oh olsun sana! Her şeyi takıyorsun kafana. Her şey şu müziğe bu kadar takılıp kalmanla başladı. İyi oldu işte. Şimdi de böyle dışarıda kalırsın.’ Ne dese haklı ya, yine de onun dırdırıyla ilgilenecek halim yok. Uyumak istiyorum sadece. Birden yine gözlerim açılıyor dehşetle. ‘Pazar günü nereden bulurum çilingir?’ İçimden gayet yumuşak bir ses ‘Bulamazsan, kapını kırarsın’ diyor. Evet sevdim bu fikri. Yeniden uykuya uzanıyorum. Kapalı gözlerimin ardında, yatağıma uzandığımı düşlüyorum. Rahatlıyorum… uy…ku…. Ezan okunmaya başlıyor. Sabaha bu kadar yakınız artık öyle mi? Şu ezanı da makamıyla okusalar olmaz mı yani? `Sinirlenince, kendine zarar vermektense çevrendeki eşyalara zarar vermen daha doğru olur...` denmiş miydi böyle bir cümle? Yok, sanmıyorum. Ha kendine ha eşyana zarar vermişsin, ikisi de senin tehlikeli bir hal içinde olduğunu göstermiyor mu sanki? Kapının eşiğine bıraktığım muma çarpıyorum hafifçe, uyuşmuş bacaklarımı düzeltmeye çalışırken ellerimle yerden destek almaya kalkınca. Hemen mumu sımsıkı kavrayıp bir güzel dişliyorum. İğrenç bir tat ama mumun parçalarını tükürmek de rahatlatıcı. Her yer karanlık. Gözlerimi karanlığa dikip, olur olmaz düşlere sarkıntılık etmeye çalışırken uyku bastırıyor yeniden. Artık bu uyku, öyle şanlı şöhretli büyük insanlarla, sıradan garip halktan kişiler arasında mekan farkı gözeten uykudan değil. Yağmurun altında, yalvar yakar olup da beleş bir sigara kazanan, onu da içtikten sonra kimsesiz kalmış sokaklardan birinde bir banka uzanacak bir şarapçıyla; gün boyu, fazla pudralanmış yüzüyle, hem televizyonda `Değerli vatandaşlarım` diye konuşup gülücük atan, hem uluslararası temaslarda bulunup memleketi parsel parsel satan, hem de merkez parti binasının önünde `Bize verdiğin sözü tutmadın! Oy yok sana!` diye bağırıp çağıran eylemci kadınları görüp gülümseyip geçen... Sonrasında konforlu yatağına -bilmem ki nasıl başarırlar bu kadar pişkin olmayı- hiçbir vicdani rahatsızlık duymadan uzanan bir başbakanın aynı biyolojik süreçlerden geçerek ömürlerinin birkaç saatini upuzun uzanmış molalarla geçirme devresi oluyor. Tam teslim olurken uykuya... Apartmanın üst katlarında oturan yaşlıların kapıları açılıyor teker teker. Ömürlerinin sonuna gelince insanlar, `Pazar günü tatil günü, şöyle geç vakte kadar uyuyayım` gibi bir plan da yapmıyorlar. Onlar, geriye kalan günlerinin tadını çıkarmak için, inadına her geçen gün daha erken uyanıyorlar. Dışarı çıkıp yürüyüş yapıyorlar, ahbaplarıyla sohbet ediyorlar, çaybahçelerine gidip çay içerken titreyen elleriyle, yaşamın kısalığını henüz farketmemiş, o yüzden de ha bire koşuşuturan, amacının ne olduğunu bile bilmeden koşuşturan biz kalabalığını izliyorlar. `İyi de, bu yaşlılar neden asansörden korkarlar? Yürüyerek inecekler şimdi. Beni görünce ne olacak peki?` Bak nasıl da sıkıldı canım şimdi! Hayır, gece yaşadığım tüm sorunlar bir yana, ben bu yaşlılara ne diyeceğim? Kulakları da duymaz ki, uzun uzun anlatamam o yüzden, yok apartmanın dış kapısı açık mıydı diye indim. Yeni komşu sarhoştu, intihar etmeden önce ya kapıyı açık bıraktıysa, e bu günlerde de buralarda hırsızlar haydutlar çeteler, Ali babalar ve kırk haramiler... neler saçmalıyorum ben yahu? Uyur gezerim. Tam dairemden çıkıp kapıyı çektim, uyanıverdim. Üstümde anahtar da yok tabi. Böylece kalakaldım. Pijamalı halim için de özür dilerim, derim. Evet böyle diyeceğim. Oh be! Bu sorunu da kendi çapımda halletmiştim ki, hafta içi saat yediye ayarlanan saatlerin alarmları, kendilerine haftasonu izni verilmediği için, dahası sendikalaşamadıkları için de pazar günü de çalmaya başlıyorlar. Hep bir ağızdan `dı dı dı dıt dı dı dı dıt...` sabahçı olan ilk okul-ana okulu veletleri, saatin alarmıyla `start` alan atlar gibi koşa koşa televizyonlara saldırıyorlar. Tüm apartmanda çizgi filmlerdeki çizgi karakterlerin vaklamaları vuklamaları başlıyor bir anda. Dünya gürültüler üstüne kurulu bir panayır alanı... Ayağa kalkmanın, net bir karara varmanın tam sırası. Şu kapıyı ya çilingirle ya da kırma pahasına da olsa açacağım. Eve girince uyku muyku yok. Ayılmak için ılık, hatta soğuğa yakın bir duş alacağım. Sıkı bir kahvaltı yapıp, doğruca pazar günleri de, bayram günleri de açık dükkanların olduğu meşhur çarşıya gideceğim. Dairem için bir hırsız alarm sistemi alacağım. Olur da birgün kızgın bir komşumun kapısına dayanmak zorunda kalırsam diye, kendimi savunmak amaçlı bir silah alacağım. Uyku veren otlardan kilolarca alıp, ha bire kaynatıp suyunu içeceğim. Apartmandaki yaşlılara işitme cihazı taktırabileceğim bir doktorla anlaşıp, boş günlerimde bu yaşlıları muayenehaneye götüreceğim. Sabahın köründe uyanan veletler için hazır kekler ve içine koymak için de musil ilacı ya da fare zehri alacağım. Ve bir yerlerden de bulup buluşturacağım ama ne olursa olsun, en berbat sesli bir kadının söylediği en berbat kaseti alacağım.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 20 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 13 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
4
Ağustos
8
Ağustos
8
bana Yaşamdan Bir Cümle Kur Yalın Olsun
• Yosun İdil Eren • Yaşamdan Hikayeler • 270 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
8
bana Yaşamdan Bir Cümle Kur Yalın Olsun
• Yosun İdil Eren • Yaşamdan Hikayeler • 270 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
8 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||