Uzaytaşı MahallesiUzaytaşı MahallesiNedeni bilinmeyen bir gürültü duyuldu. Bütün mahalle sakinleri merakla camlara koştu. Filmlerde gördükleri gibi bir uzay gemisi evlerinin üstünde hem dönüyor hem de alçalıyordu. Şaşkınlıkla beraber mahallenin erkekleri pijamalarının üstüne ceket, mont ne bulurlarsa geçirip kahvenin önünde toplandılar. Gemi yere indi. İçinden iki uzaylı çıktı. Şekilleri insana benziyordu. Zayıf, ama ortalama bir insandan daha uzundular. Gözleri daha iriydi, kulakları yoktu. Filmlerde gösterildiği gibi yeşil değillerdi. Biri siyah diğeri beyaz tenliydi.Gemiden inen iki uzaylı topluluğa yaklaştı. Kimse korkmadı. Kimse kaçmadı. Sanki herkes bu anı bekliyormuşçasına kahveci Nazım’ın kahveyi açmasını bekledi. İki uzaylıyı içeri davet edip etrafında toplandılar. Uzaylılar daha konuşmamışlardı. İlk cümleleri ne olacaktı çok merak ediliyordu. Siyah tenli olan önce konuştu: -Merhaba dünyalılar. Biz Günçift gezegenin halkındanız. Uzun zamandır yoldayız. Sizinle yaşayıp sizin gezegeninizdeki yaşamı öğrenmek için gönderildik. Kahveci Nazımın çay demlemeye çalıştığı ocak bile sustu. Birkaç dakika süren bir sessizlik oldu. Topluluk anlaşmış gibi Muhtar Tahsin Bey’e baktı. Onun konuşmasını istedikleri belliydi. Tahsin Bey gerginliğini atmaya çalışarak onlara hoş geldiniz anlamında birkaç cümle sarf etti. Uzaylılar çok meraklılardı. Hemen her şeyi öğrenmek istiyorlardı. Kendileri soru sormayı bekleyen mahalleli şaşırmıştı. Bir Tahsin Bey soruyor uzaylılar cevaplıyor, bir uzaylılar soruyor Tahsin Bey cevaplıyordu. Halk da etraflarında toplanmış pürdikkat onları dinliyor aynı zamanda getirilen çayları içiyorlardı. Uzaylılara da çay verilmişti. Onların istemsiz olarak çayı höpürdetmeleri mahallelinin hoşuna gitmişti. Kadınlar meraktan çocukları göndermişler, hatta bazıları kahvenin camına kadar gelmiş kalabalığın arasından bir şeyler görebilir miyim ümidiyle bakıyorlardı. Beyaz tenli uzaylı sordu: -Sizin başınızda kim var? Sizi kim yönetiyor? Tahsin Bey ilk başta en küçükten başladı. Muhtarlık, belediye başkanı, kaymakam, vali ve böyle devam etti. Sonra dünyanın yüzlerce devletten oluştuğunu ve her birinde farklı devlet başkanı ve sistem olduğundan bahsetti. -Ama bir yönetici niye yetmiyor? Neden bu kadar parçaya bölündünüz? Niye bir devlet yerine yüzlerce var? Tahsin Bey yardım istercesine diğer mahalle sakinlerine döndü ama kimse bu sorulara cevap vermeyi düşünmüyordu. Tahsin Bey birkaç laf geveledi ama bunlar uzaylıları daha da şaşırtmaktan başka bir işe yaramadı. Hele açıklamanın bir yerinde farklı millet ve ırklardan bahsedilince siyahi uzaylı dayanamadı sordu: -Herkes bu dünyada doğmadı mı? Biri kuzeyde biri güneyde doğmuş ne fark eder? Sorular devam edecekti ki Tarih Öğretmeni Bülent Bey atıldı: -Siz ne diyorsunuz, neler yaşandı neler. Aynı ülkede yaşayanlar farklı ırktan diye diğerlerini diri diri yaktılar. Birbirlerinin evlerini kundakladılar. Milliyetçilik, ırkçılık deyip insanlar birbirlerini öldürdü, savaşlar yapıldı. Uzaylılardan biri Bülent Bey’in lafını kesti: -Savaş mı? O nedir? Bülent Bey sanki kendisi bir dünyalı değil de uzaylıymış gibi dünyalıları kötülemeye devam etti: -Savaş, anlaşamayan iki grup insanın birbirlerini öldürmesi ve galibin belli olana kadar bunun devam etmesidir. Tarihte yıllar süren savaşlar olmuştur. Bülent Bey daha devam edecekti ki bir hıçkırık sesi sözünü kesti. Siyahi uzaylı ağlıyordu. Aynı biz insanlar gibi ağlıyordu. Arkadaşı kendi eliyle gözyaşlarını sildi ve onu güzel sözlerle teselli etti. Kahvedekiler uzaylı görmüş olmaktan daha fazla şaşırmışlardı. Kahveci Nazım çayları yeniledi. Bu sefer uzaylılara kahve ikram etti. Onlar yine höpürdeterek içmeye başladılar. İyice duygusallaşan uzaylılar, kahve halkının kendilerine gülmesiyle biraz toparlandılar. Muhabbet yine koyulaştı. Bu arada kadınların bir kısmı cesaretlenip kucaklarında çocuklarıyla kahveye girip bir köşeye oturdular. Bülent Bey dünyalı olduğunu hatırlamış olacak ki bu kadar suçlamanın arkasından güzel bir şeyler söylemek istedi: -Suçluların cezalarını çekmeleri için mahkemeler var. Hatta savaşlardan sonra savaş mahkemeleri bile kuruluyor. Kimsenin yaptığı yanına kar kalmıyor. -Mahkeme mi? O nedir? Niye var ki? Bülent Bey yaptığı hatayı anladı ama artık çok geçti. Nasıl açıklayacaktı bütün bu adalet meselelerini? Elinden geldiğince anlattı. Beyaz tenli uzaylı sabırla dinledikten sonra konuştu: -İnsanlar sebepsiz yere birbirlerine zarar veriyorlar. Birbirlerini ırk, cinsiyet, para gibi değerlerle yargılıyor sonra da yaptıkları hataları telafi etmek için mahkeme kuruyorlar. Daha sonra diğerleri güçlenince onlar da sizin intikam dediğiniz duyguyla hareket edip mahkeme kuranları yargılıyorlar. Hatalar zinciri uzuyor da uzuyor. Aman Allah’ım burası nasıl bir yer? Biz de önden keşif için gönderildik. Dünyalı kardeşlerimizi gidip tanıyalım, bilgilerimizi paylaşalım, hep beraber daha mutlu ve ferah yaşayalım diye düşündük. Bütün kahve halkı hiç ses çıkarmadan dinliyordu. Bebekler bile sanki suçluluklarını anlamış, dinliyorlardı. Uzaylılar oturdukları yerden kalktılar. Siyahi olan diğeriyle bakıştı ve anladığını ima eder bir kafa hareketi yaptı. Cebinden bir taş çıkarttı. Son konuşma olduğu belli olan sözlerine başladı: -Ey Dünyalılar! Bu elimdeki taşı bize ikram ettiğiniz içecekler için muhtarınıza bırakıyoruz. Teşekkür ederiz. Biz kalmayı düşünüyorduk ama anlattıklarınızdan sonra bize hiç faydanız olmayacağını hatta bu durumda bize çok zarar verebileceğinizi düşündük. Ayrıca size yardım etmek isterdik ama sizi sadece mahşerde ilahi adalet temizler. Bizim size verebileceğimiz bütün güzellikler, sizler tarafından bundan önce yaptığınız gibi kötüye kullanılır. Onun için biz gidiyoruz ve size düzelmeniz için yüz yıl veriyoruz. Biz belki gelemeyiz ama torunlarımızın kardeş olması ümidiyle hoşça kalın. Bütün mahallelinin şaşkın ve mahcup bakışları altında iki uzaylı gemilerine bindiler ve geldikleri gibi gittiler. Mahalleli bir saat kadar daha kahvede oyalandı. Kimse konuşmak istemiyordu. Öğretmen Bülent Bey sanki uzaylılar hala ordaymış gibi bir şeyler anlatmak istiyor ama düşündükçe onların sorularına verebileceği doğru dürüst bir cevap bulamıyordu. Ağlayan çocuk sesleri artınca halk dağılmaya başladı. Ertesi gün gazetelerde manşet olmuşlardı. Bütün bir mahallenin nasıl oluyor da böyle saçma bir yalanda ittifak ettikleri tartışılıyordu. Ünlü olmak için yapılmıştır denip içinden çıkılıyordu. Mahallenin adı muhtarlıktaki taştan ötürü “Uzaytaşı Mahallesi” olarak kaldı. O mahalledekiler bir daha eskisi gibi olamadılar. Nisan 2008
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Uzaytaşı Mahallesi isimli yazı, Mustafa Çetin tarafından 11.08.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
4
Kasım
25
Kasım
19
Ah Yaşanamamış Öğrenci Aşkları
• Mustafa Çetin • Aşk Hikayeleri • 189 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Kasım
17
Bir Katilin Durduğu Nokta
• Mustafa Çetin • Deneme / Karalamalar • 72 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Kasım
13
Kasım
7
Haziran
8
Haziran
9
Mart
1
Ocak
16
Ağustos
13 |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||