“ Elindeki simitten ufak bir parça koparıp uzattı: –Al, dedi, gözün kalmasın. Omuz silkti çocuk, gözlerini uzatılan simit parçasından kaçırarak: –İstemem, diye konuştu. Babam bana her zaman alıyor. Karşısındaki diretmedi: –Sen bilirsin, deyip arkadaşına sunduğu simidi bir defada ağzına tıkıştırdı. Diğeri yutkunarak baktı ona. Az sonra: –Senin si...”
Elindeki simitten ufak bir parça koparıp uzattı: –Al, dedi, gözün kalmasın. Omuz silkti çocuk, gözlerini uzatılan simit parçasından kaçırarak: –İstemem, diye konuştu. Babam bana her zaman alıyor. Karşısındaki diretmedi: –Sen bilirsin, deyip arkadaşına sunduğu simidi bir defada ağzına tıkıştırdı. Diğeri yutkunarak baktı ona. Az sonra: –Senin simit katı, dedi. Babam bana hep taze alır. –Ne katısı? Elle bakalım… Çocuk kutsal bir şeye dokunuyormuş gibi çekinerek uzandı, simidi sıktı. –Tazeymiş, diye mırıldandı yavaşça. Diğeri memnun, yemesine devam ediyordu. Işıl ışıl parlayan gözlerle tepeden bakıyordu arkadaşına. Aniden hatırlayarak oturduğu çitten atladı. Ayaklarını pat pat yere vurdu. –Nasıl? diye sordu. Ayakkabılarımı beğendin mi? –Beğendim, çok güzel. –Aynı iskarpin gibi, öyle değil mi? –Aynı ama iskarpin değil işte. Alt tarafı lastik… –Lastik mastik… Sen görünüşüne baksana. İskarpinden ne farkı var? Küçümseyerek arkadaşının ayakkabılarına baktı: –Seninkiler lastik bile değil; altı üstü naylon işte… Sağlam olsa neyse, her tarafı yırtılmış. Kıskançlığından öyle diyorsun. –Ne kıskanacakmışım? Bunları mı kıskanacağım yani? Ben babama bir söyleyeyim, hemen alır. –Alsın da görelim! –Hem de iskarpin cinsinden… –Alsın da görelim dedik, fazla konuşma! –Göreceksin bak. Diğeri gülümsedi. Cevap vermeye tenezzül etmiyordu. Eğilip yeni ayakkabılarının tozunu elleriyle sildi. Sonra simidini yemeye devam etti. Şimdi ağır ağır, tadını çıkara çıkara, arkadaşının gözlerinin içine baka baka yiyordu. Karşısındaki mağlûp olmuş bir kıskançlıkla gözlerini kaçırdı. Eğilip bir taş aldı, karşı bahçedeki bir ağaca nişanlayıp attı. Vuramadı. Neden sonra arkadaşına dönerek titrek bir sesle sordu. –Azıcık giyeyim mi? –Olmaz, babam kızar sonra. Ama o kadar istiyorsan elleyebilirsin. Çocuk birkaç saniyelik tereddütten sonra elini uzattı, yeni lastik pabuçları şöyle bir elledi. “Pırıl pırıl!” diye geçirdi içinden. “Aynı cilâlanmış gibi, aynı iskarpin gibi.” Gözleri kendi ayakkabılarına kaydı bir an: Naylon ayakkabılar… İki senedir onları giyiyordu. Soldakinin arkası yırtılmış. İkide bir çıkıyordu ayağından. –Ne oldu ? diye sordu öbürü. Yırtık ayakkabılarınla benimkileri mi karşılaştırıyorsun? Çocuk söylenenleri hiç duymadı. Ağır ağır doğruldu. “Gidip söyleyeceğim babama.” diye düşündü. “Bugün çarşamba, Pazarköy’ün pazarı. Binsin minibüse, pazara gidip ayakkabı alsın bana. Murat’a almışlar. Hem de iskarpin gibi. Bana da öyle alsın. Bir de kocaman simit alsın. Aniden dönerek koşmaya başladı. Arkadaşı ardından bağırıyordu: –Nereye lan Hüseyin? Henüz on beş adım gitmişti ki sol ayakkabısı çıktı. Ayakkabıyı giymek üzere geri döndü. Murat olanları görmüş, uzaktan kahkahalarla gülüyordu. Ona ters ters bakarak: –Ne gülüyorsun lan? diye bağırdı. Murat hâlâ gülüyor, güldükçe neşeleniyordu. Çocuk, kahkahaların ruhunda yarattığı aceleyle ayakkabıyı eline aldı. Giymeden, yalınayak koşmaya başladı. Evin önüne vardığında durdu, biraz soluklandı. "Almaz." diye düşündü bir ara. "Ayakkabılar daha yeni, der de almaz. Ne zaman bunlar temelli eskiyecek, giyilmez duruma gelecek ancak o zaman alır. Alsaydı, alıverseydi ne olurdu sanki! Taş çatlasa on lirası giderdi. Ama onun karşılığında oğlu istediği gibi koşar, dağ bayır demeden gezerdi. İkide bir çıkmaz, kutu gibi sarardı ayaklarını. Alsaydı bir... Ne iyi olurdu o zaman. –Eskimeden almaz, diye mırıldandı somurtkan bir sesle. Ne yapabilirdi? Muhakkak eskimesi mi lâzımdı bu ayakkabının? Beyninde şimşek gibi çakan bir fikirle: –Dur sen, diye mırıldandı; şimdi buldum işte. Aniden geri dönüp dama doğru seğirtti. Az sonra elinde bir keserle çıktı damdan. Sağına soluna bakındı; etrafta kimsenin olmadığına kanaat getirince öbür ayakkabısını da çıkarıp bir taşın üzerine yerleştirdi. Sonra kaldırdı keseri, vurdu. Vurdukça neşeleniyor: –Geber, pis naylon! diye mırıldanıyordu. Ayakkabıların giyilecek tarafı kalmadığına emin olunca alıp eve koştu. Kapıyı açıp eve girmesiyle kaybolması bir oldu. –Anaa, o anaa! diye bağırarak oturma odasına girdi. İçerde kimsecikler yoktu. Tam odadan çıkacakken yan taraftaki küçük mutfaktan annesinin sesi duyuldu: –Ne var lan, ne bağırıyorsun? Mutfaktayım işte! Çocuğun sabırsız ve cırtlak sesi mutfağa girerken yine çınladı: –Babam orda mı? Kapıyı açmış, babasını görmüştü. Yere bağdaş kurarak oturmuş, önündeki sofradan yemek yiyordu. Çocuk sevinçle: –Hah, dedi, burdaymış! Sedirde patates soyan anası: –Otur, sen de ye, dedi. Çocuk babasının yanına kadar gelip ayakkabıları uzatarak: –Bunlar eskidi baba, dedi. Yenisini al. Babası burnunun ucuna kadar sokulan ayakkabılara, sonra da çocuğa ters ters bakarak: –Çek şunları, diye homurdandı. Yemeğin içine düşüreceksin. Çocuk irkildi. Yaptığı hatanın farkına varmıştı. Azca gerileyerek heyecanlı bir sesle devam etti: –Murat`a babası yepyeni bir ayakkabı almış. Bana da al be baba! Ama iskarpin cinsinden isterim. Murat`ınki lastik. Babası oralı olmadı. Çocuğa hiç bakmadan yoğurt dolu çanaktan bir kaşık yedikten sonra: –Ayakkabıların yeni, dedi. Daha bir sene idare edersin. Çocuk arzunun kırbaçladığı bir aceleyle atıldı: –Eskidi be baba; baksana, paramparça oldular. Giyilecek hâlleri kalmadı. Annesi tiz bir haykırışla sedirden kalkarak çocuğun elinden ayakkabıları aldı: –Ne bunlar lan, kim parçaladı bu ayakkabıları? Kadın bir naylon yığınını andıran ayakkabıları kocasına gösteriyor: –Herif herif, diyordu. Baksana şu ayakkabılara... Ne hâle getirmişler? Babası önce ayakkabılara sonra çocuğa baktı. Karşısında korkudan tir tir titreyen çocuğun sesi soluğu kesilmişti. –Kim yaptı bunu? Ağlamaklı bir sesle: –Eskidi, diye mırıldandı çocuk. Kendi kendine eskidi. Ben bir şey yapmadım. Babası her şeyi anlamıştı. Azca uzanıp çocuğu kazağından kavradı, kendisinden yana çekti. Ufacık kulağını iri parmakları arasında birkaç saniye ovaladıktan sonra bağırdı: Ulan hayvan herif, kuş kadar beyninle babanı mı aldatacaksın? Yepyeni ayakkabıları nasıl kesersin? Bu evde hazine mi var? Çocuğun hıçkırıkları arasından: –Eskidi be baba, lâfı zorla çıktı. Sonra odayı küçücük ve tazecik bir yanakta şaklayan bir tokat sesi sardı. –Yıkıl karşımdan! Çocuk geldiği hızla odadan çıktı. Yalınayak fırladı bahçeye. Dağa çıkan yolda koşmaya başladı. Ve yolların tozunda eridi gözyaşları.
Cemal Çelik / 09.05.2008" Ulan hayvan herif, kuş kadar beyninle babanı mı aldatacaksın? Yepyeni ayakkabıları nasıl kesersin? Bu evde hazine mi var?" acı gerçekler ve bilmeden eğitimsizlikten ya da yanlış yetiştirilmekten yapılan yanlışları...Ayna gibi yansıtmışsınız hocam. Usta kaleminize sevgiler ve saygılarımla.
Ersin Başeğmez / 04.05.2008geçmişe gittim. Bayramlar için alınan ayakkapların lastik kokuları geldi genzime. ömer Seyfettin`in hikayeleri canlandı hikayenin içinde dolaşırken. Sade, yalın, net ifadeler. Zateen tereyi tereciye satmanın bir anlamı da yok. Saygılarımla
Aydan Sönmez / 1/29/2008ÇOK GÜZEL HİKAYELER,TAKİP EDEBİLECEĞİMİZ HİKAYELERE ENDER RASTLIYORUZ...TEBRİKLER
İbrahim Karaçoban / 12/15/2007usta bir kalemden çıktığı nasıl da belli... Emeğinize sağlık. Bu arada "KADERE BAK" ADLI HİKAYEME YAPTIĞINIZ YORUM İÇİN TEŞEKKÜR EDER ELEŞTİRİLERİNİZİ BEKLERİM.
Perihan Dirican / 12/2/2007süet bol paça pantolonlar yeni moda …baba borç harç içinde bir ev yaptırıyor... çocuk inşaatta çalışırsa o süet pantolonu alacağı sözünü alıyor babasından... ev bitti bitecek... camı kapıyı naylonlarla sarıp bir odasına yerleşiyorlar hemencecik... bütün aile bir odada yatıp kalkıyor... çocuk düşünüyor " ev bitti, benim pantolondan eser yok... acaba şimdi sayıklar gibi yapsam, babam “yazık çocuğun rüyalarına kadar girmiş alayım şu pantolonu” der mi?" diye düşünüyor…sonrasında çocuk bir türlü sesini duyuramadığı sayıklamaların hıçkırığında... baba karısına meteliğe kurşun atmanın ıstırabını anlatırken uyuyor… …… birden bu sahne canlandı gözümde … kaleminize sağlık … yazılarınızı ders edindim… hakkınızı helal edin
Ziyaretçi Yorumu / 11/22/2007Gerçekten çok güzel olmuş tebrik ederim babacığım.
Elif Özgür / 11/16/2007sevgili hoca`m,
bu yazıyı hatırlıyorum, zar zor da olsa getirtebildiğim yazılarınızdan biri de buydu işte..
belki küçüktüm o zamanlar, belki anlamamıtım bile.. beğenmiştim ama.. şimdikinden farklı olsa da beğenmiştim..
hoca`m,
nedense yazılarınızı okurken oradaki kahramana hep sizi konduruyorum.. belki içtenliğinden yazılarınızın belki de böylesini yaşamış olabileceğinize olan inancımdan.
ama söyleyin, haksız mıyım ? :)