Vicdan AzabıVicdan AzabıKüçük kızın mutluluğu yüzünden okunuyordu. O gün en mutlu günü , doğum günüydü. Bütün arkadaşları gelmişti. En güzeli de dedesi de gelecekti. Çok uzakta değildi dedesi, sadece birkaç merdiven yukarıda odasındaydı ama torunu için o odadan çıkıp torunun doğum gününü kutlamaya gelmesi küçük kız için büyük mutluluktu. Küçük kız çok iyi biliyordu ki dedesi o kimseyi koymadığı odadan kolay kolay çıkmazdı. Ve yine biliyordu ki kendisi olmasa asla gelmezdi. Fabrikadaki işleri babasına devrettiğinden beri dedesinin odadan çıktığını hemen hemen hiç görmemişti. Dedesi torununu herkesten çok severdi. Bu sevgi torun sevgisinden farklı bir sevgiydi. Sadece torun sevgisi olsa ağabeyimi de benim gibi sever diye düşünüyordu küçük kız. Dedesi , hiç anlam veremese de abisini hiç sevmezdi. Eğer onun doğum günü olsaydı kesinlikle gelmezdi. Onu bir an olsun görmeye dayanamazdı. Bunu bildiğinden küçük kız abisini partinin sonlarına doğru gel diye tembihlemişti. O gün abisinden tek isteği dedesiyle biraz daha fazla vakit geçire bilmekti. Bunun içinde abisinin geç gelmesi gerekiyordu. Çünkü abisi gelir gelmez dedesinin kalkıp gideceğini çok iyi biliyordu. Küçük torunun doğum günü olmasa, işin ucunda onun mutluluğu olmasa asla yapılan bu gürültülere tahammül edemezdi yaşlı adam. Bütün işleri damadına bıraktığından beri kendi dünyasına çekilmiş, o dünyaya kimsenin girmesine izin vermiyordu. Yalnızlığını kimseyle paylaşmak istemiyordu. Acılarından kimseye bahsedecek gücü yoktu. Tek isteği yalnız kalmaktı. Bu günde yalnız kalmak istiyordu ama torununa verdiği sözden bu gün yalnızlığına ihanet edecekti. Yalnızlığının kendine küsmesinden korkarak indiği aşağıya. Küçük torunu olmasa asla inmezdi. Aşağıya inerken tek korkusu yalnızlığının küskünlüğü değildi. Büyük torununu görmekten de korkuyordu. Nedenini kimse bilmiyordu ama büyük torununu görmeye asla tahammül edemiyordu. Küçük torununu ne kadar seviyorsa büyük torunundan da o kadar nefret ediyordu. Uzun zamandan sonra odasından ilk defa çıkmıştı yaşlı adam. Gelen pastayla çok mutlu olan küçük kız dedesinin gelmesiyle mutluluktan uçar olmuştu. Gözü hiçbir şey görmüyordu. Tek isteği dedesinin dizinde oturmaktı. Hemen baş köşeye oturan dedesinin kucağına kurulmuştu. Bu mutluluğun bitmesini hiç istemiyordu. Fazla sürmedi küçük kızın mutluluğu. Abisinin gelmesiyle rüyası bitmişti. Dedesi hemen kalktı yerinden odasına çıkmak için. Odasına doğru giden yaşlı adamı hiç kimse hiçbir şey durduramadı. Ne küçük kızın gitme kal ısrarları ne misafirlerin şaşkın bakışları ne de büyük torunun “ dede suçum ney, ben sana ne yaptım” sorusu durduramadı yaşlı adamı. Çoktan odasına çıkmıştı yaşlı adam. Küçük kızın en mutlu günü zehir olmuştu. Bunun için ne abisine kıza biliyordu ne de dedesine. Küçük kız, dedesinin yanına çıkmak istedi. Onu getiremezsem ben giderim dedi. Daha önce girmediği , kimsenin giremediği o odaya girecekti küçük kız. Ne olursa olsun girecekti o odaya. Kendine dur diyen hiç kimseyi dinlemedi. Dedesinin odasının önüne geldiğinde kapıyı bile çalmadan girdi içeri. Sonunda ne olursa olsun girmişti içeri. İçeri sessizce giren küçük kız çok merak ettiği odayı inceliyordu. Kocaman pencerenin önünde oturan dedesine pek dikkat etmeden ilk defa gördüğü tablolara, kitaplara , vazolara, perdelere bakıyordu. Hepsi birbirinden güzeldi. Gözünden yaşlar süzülen yaşlı adamın yanına sessizce oturdu. Dedesinden her hangi bir tepki görmeyince dakikalarca oturdu. Sabırla dedesinin akan göz yaşlarının bitmesini bekledi. Hiç konuşmayan uzakları seyreden dedesinin göz yaşlarının uzun süre bitmeyeceğini anlayınca daha fazla dayanamayıp sordu yıllardır merak ettiği soruyu; - “ dede , ağabeyimi neden sevmiyorsun?” - “ çünkü, bana benziyor, bana gençlik yıllarımı hatırlatıyor.” - “beni neden herkesten çok seviyorsun?” - “ çünkü, ona benziyorsun.” - “ O kim ?” - “…………….” Dedesinin son soruya cevap vermek yerine uzunca bir sessizliği seçmesi küçük kızın merakını artırmıştı. Önce acaba anneannem mi diye düşünse de dedesinin gözlerindeki bakıştan o diye bahsettiği birinin başka biri olduğunu anlamıştı. Hiç görmediği anneannesini çok merak eden küçük kız artık anneannesinden çok dedesinin o dediği kişiyi merak ediyordu. Dedesinin uzun sukutundan sıkılmıştı küçük kız. Artık öğrenmek istiyordu her şeyi. Dedesi abisinden nefret edecek kadar gençken ne yapmıştı? O dediği kişi kimdi? Şimdi nerdeydi? Dedesi , ölen anneannesi için değil de neden o dediği kişi için göz yaşı döküyordu? Küçük kız hep bu soruların merakıyla bakıyordu dedesinin gözlerinin içine. Yaşlı adamın yalnız kalmaya çok ihtiyacı vardı. Ama torunu hiç de gidecek gibi durmuyordu. Eğer anlatmazsa torunu ömür boyu dizinin dibinden ayrılmayacağını düşünüyordu. Eğer anlatmazsa gerçekten yalnızlığı kendine ömür boyu küsecekti. Bütün bunları çok iyi bildiğinden torunun on yedinci kez “o kim?” diye sormasında sessiz kalmadı. Yaşlı adam için çok zor da olsa başlamıştı her şeyi anlatmaya…,,, ; “ Yıllar önce daha ağabeyinin yaşarlındayken bende onun gibi genç, yakışıklı ve çevik biriydim. Bütün bunlara birde babamın zenginliğini ekleyince çok umursamaz, çok sorumsuz bir şekilde yaşıyordum. O yaşta gitmediğim bar yoktu. Geceyi hep dışarıda geçirirdim. Sabaha karşı döndüğüm evden, öğlene kadar uyuduktan sonra çıkardım. Ta ki ertesi sabaha kadar dönmezdim. Ev benim için bir oteldi. Okulda bittikten sonra daha bir umursamaz olmuştum. Dayım her gün telefon açıp gelsin bizim şirkette çalışalım dese de babamdan aldığım bedava para benim için daha cazipti. Günlerim serserilikle geçi yordu. Her gün başka bir alemde her gün başka bir kızla beraber oluyordum. Çevremde onlarca kız vardı. Hiçbirini sevmiyordum. Hepsi benim aşkım için geberse de ben hiç birine aşık değildim. Herkesin biriktirdiği bir koleksiyonu vardı. Benim de sevgili koleksiyonum vardı. Her gün başka bir sevgili seçsem de, bir gün sonra bırakacağımı bilseler de, daha önce en yakın arkadaşlarıyla aşk yaşıyormuş gibi görünüp ertesi gün bıraksam da teklif ettiğim hiç kimse beni geri çevirmezdi. Hep böyle geçici aşklar yaşadığım için, aşk benim için anlamsızdı. Aşka inanmıyordum. Aşktan sözden edenlerden nefret ediyordum. Benim için hayatta tek değerli şey en yakın arkadaşımdı. Onunla çok şey paylaştık. Okulda başlayan arkadaşlığımız hiç bitmedi. Okul sonunda da hep beraberdik. Aynı takımı tutar, aynı renkleri severdik. Paramız olduğunda şehri beraber alt üst eder , paramız olmadığında beraber aç kalırdık. Hiçbir anımız ayrı geçmezdi. Onunla en güzel anılarımızı kız tavlamaya çıktığımız günlerde yaşardık. Bir gün içinde kim daha çok tavlayacak yarışı yapardık. Ben hep onu yenerdim. En çok da çok iyi iki arkadaşı ayrı ayrı ayarlamama sinir olurdu. Hep kızardı bana; “ böyle yapma senin yüzünden kaç yıllık arkadaşlıkları bozulur” dese de onu dinlemezdim. Benim için oyundu aşk. Oyun olan aşk bir gün benimde kapımı çaldı. Beni de yaktı. Hem de hiç ummadığım anda. Hiç istemediğim anda. Bir haftayı bar bar gezmekten yorulur Pazar günleri sabahları kahve içmeye giderdik. Bir Pazar yine kahve içmeye gittiğimizde. Tam içeri girerken gözüm içerdeki bir güzele takıldı. Ben kendimden geçmiştim. Hep dalga geçtiğim aşkın ne olduğunu şimdi anlıyordum. Tam içeri girip ne olursa olsun o güzelin ellerinden tutup ömür boyu bırakmamak isterken, beni birinin çağırdığını duydum. Çok eskilerden bir günlük tanığım bir kız beni görmüş yanına çağırmıştı. Gitmek istemedim ama arkamdan gelir endişesiyle gittim. Kısa bir selam, kısa bir sohbetten sonra gittiğinden emin olmak için kız otobüse bininceye kadar bekledim. O kızı gönderdikten sonra hemen koşar adımla az önce gördüğüm güzelin yanına geldim. Geldiğimde gözlerime inanamadım. Kız gitmiş. Eğer giderken arkadaşıma adresini bırakmasaydı bir an rüya gördüğümü zan ederdim. Ben daha o güzeli sormadan arkadaşım başlamıştı anlatmaya; “ Abi demin bir kız vardı anlatamam. Çok güzeldi bir görüşte aşık oldum. Onun için her şeyimi veririm. Dayanamayıp gidip tanıştım. İngiliz’miş. Bir aydır buradaymış, bu gün gidiyormuş. Adresini bıraktı mektup yazayım diye. Artık benim için bir tek o var. Bütün kızlar senin olsun o bana yeter.” İlk defa o kazanmıştı. Ve ben onu çok kıskanmıştım. Keşke hep o kazansaydı da o gün ben kazansaydım. Ama o kazanmıştı. Birkaç gün sonra elinde yazdığı mektupla geldi yanıma, şu yazdığım mektubu İngilizce’ye çevirsene dedi. Çok zor da olsa çevirmiştim. Aylardır bu şekilde mektuplaştılar. Arkadaşım İngilizce bilmediği için arada tercümanlığı ben yapıyordum. Birbirlerini çok seviyorlardı. Ben de çok mutluydum. Sanki o güzelle ben mektuplaşıyordum. Arkadaşımdan ve o güzelden habersiz platonik olarak aşk yaşıyordum. Ta ki son mektubu alana kadar. Son mektup geldiğinde arkadaşım koşup geldi okumam için. Okuduğumda şok oldum. Kız Türkiye’ye gelecekti. Onun gelmesi benim aşkımın bitmesi demekti. Onları sürekli el ele görmek beni öldürürdü. Bu düşüncelerden rengim atmış, bendeki değişikliği fark eden arkadaşım korkuyla kötü bir şey mi var diye sordu. Ben evet dedim. O güzel bana kalsın diye , her şey bitti dedim. “Bir daha senle görüşmek istemiyormuş. Beni rahatsız etme diyor. Ailesinin baskısından sıkılmış artık senle görüşmek istemiyormuş.” Ben yalanları arka arkaya sıralarken geriye hiçbir delil kalmasın diye mektubu sinirlenme bahanesiyle yırttım arkadaşımın döktüğü göz yaşlarına aldırmadan. Arkadaşım ağlayarak ; bitmesin, seni seviyorum, sensiz olamam diye mektup yazdırsa da ben onun söylediklerinin hiç birini yazmadım. Bu kıskandığım aşk tamamen bitsin diye arkadaşımın ağzından artık seni sevmiyorum, ben yeni birini buldum, Türkiye’ye gelirsen sakın beni arama diye yazdım. Gönderdiğim son mektupla bitmişti aşkları. Tek biten aşkları değil arkadaşımda bitmişti. Gönderdiği son mektuba cevap alamayınca gitmişti nere gittiğini bilmediğim bir yere. Benimde hiç arayacak yüzüm kalmamıştı, hem bundan sonraki hayatımda onun olmasını istemiyordum. Tek isteğim o güzel kızdı. Onun için her şeyden vazgeçerdim. En yakın arkadaşımdan bile vazgeçmiştim. Hayallerimi süsleyen güzel kızın gelmesine sadece birkaç gün kalmıştı. Zorda olsa bitirmiştim o birkaç günü. Gelmişti güzeller güzeli. En sevdiği kitapçıdayken çıktım karşısına. İki senedir mektuplaştığımdan, neleri sevdiğini, nelerden hoşlandığını çok iyi biliyordum. Bu bilgiler çok işime yaradı. O bilgilerle o güzelin kalbini çalmak hiç zor olmadı. Sonun da hayallerim gerçek olmuştu. Artık o güzel benim sevgilimdi. Hiç düşünmeden kaç yıllık arkadaşlığımı silmiştim. Hiç pişman değildim. İyi ki arkadaşım gitmişti buralardan. Çok mutluydum. Öyle büyük bir aşka tutulmuştuk ki gözümüz birbirimizden başka bir şey görmüyordu. Birkaç günlüğüne geldiği Türkiye’den iki senedir dönmemişti. İki sene çok güzel günler yaşadık. İki sene onun içinde benim içinde rüya gibi geçti. Hayallerimi süsleyen güzelin geldiği ikinci senenin dolduğu günü hiç unutamıyorum. Hem ikinci yılımızı hem de onun doğum gününü kutlamak için çıktık evden. Önce dışarıda güzel bir kahvaltı yaptık. Sonra sinemaya gittik. Sinema çıkışında karar verecektik akşam ne yapacağımıza. Ama o gün ikimiz içinde akşam olmadı. O gün sinemadan sonrası olmadı. O gün ikinci sene dolmadı. O gün yollarımız ayrıldı. O gün yazıldı masalımızın sonu. O gün bitti düşlerimiz. O gün son kez gördüm o güzeli. O gün kaçtım o güzelden bir veda bile etmeden. O gün saçlarından tokasını çıkarıp anlamsızca uzaklaşırken arkamdan bakan güzele son kez olsun dönüp bakamadım. O günden sonra kokusunu duyamadım. O günden sonrası olmadı. Son gün o gündü… Çok mutlu çıkmıştık sinemadan. Biz aşkımızın sarhoşluğuyla sarmaş dolaş dışarı çıkarken, tam karşımızda buz gibi bakışlarla bizi izleyen adamı görünce her şeyin bittiğini anladım. İki senedir hiç arayıp sormadığım arkadaşım tam karşımda, ondan çaldığım sevgilisi kollarımdaydı. Arkadaşımın yüzüne bakamadım. Bakacak bir yüz yoktu bende. Bizim arkadaş olduğumuzu bilmeyen güzel kız iki sene sonra gördüğü eski sevgilisinin şaşkınlığını yaşamıyordu benim anlamsızca bırakıp gitmemden. Ben onları orada öylece bırakıp uzaklaşıyordum. Arkamda ne olduğunu bilmiyordum. Merakımdan gebersem de dönüp bakamıyordum. Korkuyordum. Arkadaşımın neden diye sormasından korkuyordum. Onları ayırtanın ben olduğumu öğrenmelerinden korkuyordum. İki senedir çalıntı bir aşk yaşadığım için korkuyordum… Bütün korkularımla, bütün pişmanlıklarımla iki senenin hesabından kaçtım. Onları bırakıp kaçtım. Onlardan hiç haber alamadım. Onlardan bana hiçbir şey kalmadı. Ne arkadaşımdan bir hatıra, en eski günlerden bir anı nede geçmişten bir sayfa, hiçbir şey almadım. Hepsini bırakıp kaçtım. Bana geriye sadece; sevdiğimle geçen iki senelik rüya, hiç unutamadığım gülüşleri, bitmeyen kokusu, kulağımdan gitmeyen sesi, hep aklımda kalsın diye son gün aldığım tokası, bir de ömrüm boyu peşimi bırakmayan VİCDAN AZABI kalmıştı.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Aralık
2
Nesr(i) Şiir (son) (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 127 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
1
Aralık
1
Nesr(i) Şiir 2 (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 110 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Kasım
30
Ekim
21
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
10
Ağustos
15
Bitti (isimsiz Mektupların Son Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 655 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
13
Mektup (isimsiz Mektupların İlk Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 598 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Sana Geldim (isimsiz Mektupların İkinci Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 386 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Ekim
1 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||