Vicdan Azabı
16 / 12 / 2007 Pazar tarihinde Tuncer Şanal tarafından eklendi, 523 kez okundu...
“Saat gece yarısına yaklaşıyordu. Orkestradaki tangonun nefis nağmeleri insanları adeta çılgına çevirmişti... Salonun içine sigara dumanından küçük bir bulut inmişti... Geminin monoton makina sesi kimsenin umurunda değildi. Bir saatten beri çene çaldığım masadaki bayanı dansa davet ettim. İnsan böyle deniz yolculuklar...” Okuyucu Puanı ;
Vicdan AzabıSaat gece yarısına yaklaşıyordu. Orkestradaki tangonun nefis nağmeleri insanları adeta çılgına çevirmişti... Salonun içine sigara dumanından küçük bir bulut inmişti... Geminin monoton makina sesi kimsenin umurunda değildi. Bir saatten beri çene çaldığım masadaki bayanı dansa davet ettim. İnsan böyle deniz yolculuklarında , mutlaka konuşacak, eğlenecek bir arkadaş arıyordu. Dansa başlar başlamaz, bayanın gözlerinin birisine takıldığını fark ettim. Kulağıma fısıldadı: - Uzun zamandan beri barda tek başına içki içen adamı tanıdınız mı?... Nasıl tanımazdım. Daha dün öğleden sonra gemi birdenbire hızını azaltmış, herkes ne oluyoruz diye güverteye fırlamıştı... Kaptan köşkünden acele inen ikinci süvari, denizde bir kazazedenin olduğunu, onu kurtarmaya çalışacaklarını söylemiş, biraz sonra da gemi durmuştu... Aradan bir müddet geçmiş, çeşitli uğraşılar sonucunda, denizdeki insan gemiye alınmıştı. İkinci süvari eli ile yan tarafta bulunan merdiveni işaret ederek: - İşte getirdiler bile, diye bağırdığını hala hatırlıyorum. İki tayfanın kolları arasında güverteye ayak basan, saçı sakalı birbirine karışmış, elbiseleri yırtılmış, ayakları çıplak, solgun benizli adamın ilk işi, “ biraz su “ demek olmuştu. Arkasından da merdivenlerden dört tayfanın zorlukla taşıdıkları bir ceset çıkartılmıştı. Getirilen suyu bir dikişte içen kazazede, herkesi ayrı ayrı süzdükten sonra : - İsmim Coni!... Amerikan vatandaşıyım, diye mırıldandı...Yerde yatan, üzeri örtülü ölüyü işaret ederek, bu da kardeşim Sam... Belki duymuşsunuzdur. Oniki gün kadar önce batan Hawk gemisindeydik... Kardeşim uzun zaman açlık ve susuzluğa dayanamadı... Yanında taşıdığı Hint işi bıçak ile intihar etti... Ne yazık ki önleyemedim dedi ve üzgün bir şekilde başını önüne eğdi. Sonra titreyen elleri ile örtüyü çekti. Bakanlar korku ile geriye çekildiler... Hint işi bıçak, adamın göğsüne sonuna kadar girmişti... Akan kan gömleğinin dışına taşmıştı... Kısa bir zaman zarfında gerekli inceleme ve soruşturma yapılmış, önümüzde daha uzun bir yolumuz olduğundan, ceset geminin morg gibi kullanılan soğuk bir odasına konmuştu... Akabinde kaptan, bu ürkütücü havayı dağıtmak için gece bu baloyu tertip etmişti... Tekrar barda durmadan içki içen adama döndüm. Etrafındaki kalabalığa aldırmadan, gözlerini raflarda dizi dizi duran içki şişelerine dikmiş, dalıp gitmişti. Arada bir barmene, elindeki bardaktaki boşalan içkisini tazelemesi için işaret ediyordu... Merak huyum birdenbire ağır bastı. Kolarımın arasında kıvrılan bayana : - İsterseniz yanına gidelim... O, herkesten daha uzaklarda şimdi. Laflarsak belki biraz avunur, dedim. Teklifimi kabul etti. Dans edenlerin arasından kendimize zorlukla yer açarak ilerledik. Yanındaki boş bar sandalyelerine oturduk. Orada olduğumuzun farkına bile varmadı. Barmene; bayanın da arzusu ile iki buzlu viski söyledim. İçki lafımı duyunca bize doğru döndü... Boş gözlerle bizi süzdü... Hafifçe bir selam verdim. O da beni selamladı. Bu sırada yanımdaki genç bayan atıldı: - Olayınıza çok üzüldük beyefendi... Başınız sağ olsun... Neyse, hiç değilse siz kurtuldunuz deyince, aniden yerinden fırlar gibi kalktı... Bir şey yapacağını zannederek önüne geçmek istedim... Bu kere beni iteledi... Yüzü kıpkırmızı olmuştu... Adeta bağırır gibi konuştu: - Siz olmasa idiniz, bu bayanı herkesin önünde tokatlayacaktım... Benim derdimden ona ne ?... Sonra iki tarafa yalpalayarak uzaklaştı, gitti... Yanımdaki bayan korkusundan arkama saklanmıştı... Kısık bir sesle: - Keşke yarasını deşmeseydim. Başından geçenleri unutmak için içiyordu herhalde. Rahatsız ettim. Aldırmamasını söyledim. Ancak ben de kızmış, onun bu küstah hareketine bir mana verememiştim. Huzursuz olmuştum... Genç bayanı kamarasına bıraktıktan sonra kamarama dönüp, yattım. Derinden gelen makina gürültüsü, ninni gibi gelmişti. Sıcacık yatağımda henüz uykuya dalıyordum ki, kamaramın kapısı şiddetli darbeler ile sarsıldı. Yerimden fırladım. Kapıyı açınca karşımda bir saat evvel barda içki içen, iki gün önce denizden kurtulan ve dans ettiğim bayanın yanında yakama sarılan genç kazazede duruyordu. Yalvaran bir ses tonu ile konuştu : - Sizi bu saatte rahatsız ettim efendim!... Rica etsem kamaranıza girebilir miyim ?... Bu akşam mutlaka birisi ile konuşmak ihtiyacı içindeyim... Yoksa aklımı oynatacağım !... Biraz önce siz ve yanınızdaki bayan arkadaşınız bana alaka gösterince, sizlerden başkası ile dertleşemeyecğimi anladım... Kamarottan , kamaranızı öğrenerek geldim... Lütfen beni geri çevirmeyin... Yalvarırım size, dedi... Bir deliye çattığım muhakkaktı... Ancak gene merak huyum galebe çaldı... Her ihtimale karşı ihtiyatlı bir şekilde içeri aldım. Gecenin bu saatinde yapacak başka bir şey de yoktu. Kamaramın dağınıklığından dolayı özür diledikten sonra, masamda duran viski şişesinden, iki bardağı yarısına kadar doldurup, içine bol miktarda buz attım...Yüzü güldü. Bardağı çölde susuzluktan yanan insan gibi bir dikişte içti... Sonra bir daha... Bir daha. Üçüncü bardaktan sonra sakinleşti. Ansızın damdan düşer gibi: - Ben bir adam öldürdüm diye fısıldadı. Etrafıma bakındım.O kapı tarafında oturuyordu... Kaçamazdım. Biraz evvel düşündüğüm gibi bir deliye çattığım aşikardı... Kamarotu çağıran zil biraz ötede, benim tarafımdaydı. Azıcık rahatladım. Aklımdan geçenleri okuyormuş gibi: - Beni deli zannediyorsunuz değil mi?... Hayır değilim. Doğruyu söylüyorum. Ben bir adam öldürdüm... Hem de kardeşim Sam’ı !... Artık dayanamayacağım. Vicdan azabı beni bitiriyor... İçimde sakladığım sırrımı mutlaka birisine açmalıyım... Beni dinlemek ister misiniz ?... Zaten başka ne yapabilirdim ki ? Açık yüreklilik ile cevap verdim : - Evet... İlk önce dediğiniz gibi zannettim. Fakat daha henüz akıllı olup olmadığınıza karar veremedim. Bunu maceranızı dinledikten sonra yapacağım. O, beni dinlemiyordu artık... Saatine baktı. Bir bardak daha viski istedi. Sonra gözlerini gözlerime dikerek anlatmaya başladı Kardeşim Sam ile ben bu sene iyi bir Amerikan kollejinde tahsilimizi tamamladık. Babamız çok zengindi ve bizi paraca sıkıntıda bırakmıyordu. Ancak kardeş olarak ikimizde de paraya karşı inanılmaz bir hırs vardı.Tabii ilk işimiz iyi para getirecek bir iş aramak olmuştu. Ayni müesseseye müracaat ettik. Bizi; İngiltere’deki bir kömür işletmesine yüksek derece ile tayin ettiler. Hazırlığımızı yaptıktan, gerek babamızdan ve gerekse de çalışacağımız şirketten para ve külliyetli avanslar alarak Amerika’dan, İngiltere’ye doğru, Hawk isimli bir yük gemisi ile haraket ettik. Fazla para vermeyelim diye bu gemiyi seçmiştik. Hızının diğer gemilerden az olmasına rağmen, vaziyetimizden memnunduk. Yolculuğumuzun beşinci gününde, kaptan bizzat kamaramıza kadar gelerek, bize acı bir haber vereceğini, uzun zamandan beri hasta olan babamızın öldüğü hususunda bir telsiz aldığını, bunun için de çok üzüntü duyduğunu söyledi. Çekilen telsizde aile avukatımız hemen geri dönmemizi istiyormuş. Kaptan geri dönmemizin mümkün olamayacağını, bu işi ancak İngiltere’ye vardıktan sonra yapabileceğimizi anlattı. O gün ikimiz de birbirimize üzgün üzgün bakarak, babamdan, geçmişten, onun ikimizin yetişmesi içi sarfettiği çabalardan bahsettik durduk. Halbuki biri çıkıp da içimizi, düşüncelerimizi okuyabilse idi, mutlaka şu hislerle karşılaşabilirdi...”Babamız ölünce serveti bizlere kaldı...” Bu böylece iki gün devam etti.Diğer facia gelip çatmasaydı, hala da sürecekti. Durdu... Anlında biriken terleri sildikten sonra yerinden kalkıp bardağına doldurduğu viskiden birkaç yudum alarak, devam etti. - O gün ikimiz de güverteye çıkmış hava alıyorduk.Öğle vakti idi.Güneş epey yakıcı olduğundan tayfalar ve bizim gibi seyahat edenler, gölgelere kaçmışlardı. Henüz aşağı yukarı birkaç kere gidip gelmiştik ki, kulaklarımızı sağır edecek bir gürültüyle havaya fırladık. Ne olduğunu anlamadan kendimizi denizin ortasında, soğuk dalgalar arasında bulduk...Sam yanımda idi. Ama gemiden eser yoktu. Herhalde serseri bir mayına çarpmıştık. Biraz ilerimizde ancak bir kişiyi üzerinde taşıyabilecek bir tahta parçası yüzüyordu. Onu ikimiz de ayni zamanda gördük ve ona doğru yüzmeye başladık... Kardeşim benden daha iyi yüzdüğü için hemen tahtaya tutundu ve kendisini üzerine çekti. Ben yanına gidip tahtayı yakaladığım zaman, daima yanında yaşıdığı Hind işi bıçağı ile elime vurdu. Her ne kadar elimi çekebildimse de, küçük parmağımın ucunun koptuğunu acı ile gördüm. Tahtayı da bırakmak zorunda kalmıştım. Sam çılgın bir şekilde bağırıyordu : - İkimizi taşımaz !... Sen başka bul. Hem ne kadar çabuk ölürsen o kadar kadar çok faydan dokunur. Aklını kaybetmiş gibiydi... Ne kadar yalvardı isem de beni tahtaya almadı... Yavaş yavaş dalgaların tesiri ile tahtadan ayrıldım. Kuvvetimi gittikçe yitiriyordum... Bir müddet yüzdükten sonra epey ilerimde batmamış boş bir sandalın olduğunu gördüm.Oraya doğru yüzmeye başladım... Sam da bulunduğu tahtadan atlamış, sandala doğru geliyordu.İkimiz de var kuvvetimiz ile yüzüyor, bir an evvel sandala varmak istiyorduk. İlk çıkanın yaşayacağını anlamıştım. Bir müddet çabaladıktan sonra ikimiz de sandala ayni zamanda vardık. Fakat kendimizi yukarı çekerek, sandala girecek halimiz kalmamıştı... Son kuvvetimizi harcayarak sandala kendimizi attık. Karşı karşıya geçerek soluduk. Konuşmuyorduk ama gözlerimiz herşeyi açıklıyordu. Boş bulunan, gafil avlanan ölecekti. Bunu gayet iyi biliyorduk. Etrafa bakındım, bizden başka kurtulan yoktu. Kanayan parmağımdan akan kanı durdurmak için, gömleğimden yırttığım bezi sıkı sıkı elime bağladım. Şimdi artık zaman, birbirimizi kollamakla geçecekti. Kırk sekiz saatten beri uyumuyorduk. Bazen göz kapaklarımız bir kaç saniye kapanıyor, sonra aniden sıçrayarak kendimize geliyorduk. Bu hareketler kısa zaman aralıkları ile oluyordu. Sonra, sonra tekrar tekrar ayni şey !... Kardeşim bıçağını elinden bırakmıyordu... Aynısından bende vardı ama ben hiç kullanmamıştım... Belimde duruyordu. Hiç de kullanmayacaktım... Üçüncü gün Sam söze başladı : - Anlıyorsun ya Coni... İkimizden biri ölmeli. Bu suretle diğerimiz çok zengin olur. Şu anda kazazedeyiz. Cesedimizi kimse arayıp sormaz... En iyi zaman. Ben çok üzgündüm. Kardeşim neden böyle birdenbire değişmişti ?... Bir türlü anlayamıyordum. Üzgün bir sesle ona böyle hareket etmemesini, babmız sağ olsa idi, bu halimizden nefret edeceğini, paranın bir kardeşi ortadan kaldıracak kadar öneminin olmadığını söyledimse de, bir türlü anlatamadım. Son olarak üzgün bir sesle ona şunları söylediğimi hatırlıyorum : - Seni öldürmek istemem Sam... Kardeşimsin. Ama ne yapayım, para hırsı sende daha fazla. Beni öldürmeden için rahat etmeyecek... Bana yapacağın hareketlerin altında kalacak değilim. Kendimi koruyacağım. Ölüm meleğinin bana yardımcı olmasını da hiç istemiyorum dedim. İkinci kırk sekiz saatin sonunda, ikimiz de bir müddet dalmışız. Fakat ben elimdeki yaranın acısı nedeni ile daima tetikte idim. Birden sandalın sallandığını hissettim... Gözlerimi açınca kardeşimin bıçakla havaya kalkmış elini gördüm... Aniden yan tarafa döndüm... Bıçak kolumu sıyırarak , sandalın tahtasına saplandı... Suratına savurduğum yumruk canını acıtmış olacak ki, haykırarak gidip yerine oturdu... Sırıtarak suratıma baktı. Artık aklını kaçırdığı belli idi. Beşinci gün sabahı; gerek açlık ve susuzluktan, gerekse de uykusuzluk ve yorgunluktan, Sam’in iyice halsizleştiğini farkettim. Beni uyanık tutan, bana kuvvet veren elimin acısı ile kardeşimin bu kadar acımasız bir kimse olmasıydı. O gün akşama doğru, bütün direnmeme rağmen yavaş yavaş gözlerim kapanmaya başladı... Bir aralık iyice kendimden geçtiğimi hissettim... Garip bir rüya görüyordum sanki ... Sam elindeki bıçak ile üzerime doğru geliyordu ... Kendimi kaybetmişim... Yerimden fırladım... Belimden çıkarttığım Hint işi bıçağımla üzerine atıldım... Sırt üstü yattığı yerden davranmadan, elimdeki bıçağı kalbine gömdüm... Biraz can çekiştikten sonra öldü. Bütün bunları korku ve uykusuzluğun tesiri ile yaşadığım panik neticesinde yaptığım aşikardı. Zavallı kardeşim... Beni öldüreyim diye kendisi ölmüştü. Onun yanına serilip kaldım... Aradan ne kadan zaman geçtiğini hatırlayamıyorum. Geminiz bizi buldu... Gözlerinden akan yaşlarla suratıma baktı, hali çok acıklı idi. - Bütün bunları size anlatıyorum, çünkü çok vicdan azabı çekiyorum... Kardeşimi öldürdüm... Katil oldum ben. İki bardak viski doldurdum. Birisini ona uzattım. Birisini de ben içtim... Minnettar bakışlarla beni süzdü: - Hikayemi başkalarına anlatmayacağınızdan emin olabilir miyim ?... Hem bazen ölen kimselerin yaşadıkları maceralar hayal mahsülü zannedilir... Ama bir kimse hariç... O da dün akşam istemeden kırdığım bayan. Ona anlatabilirsiniz. Ayrıca özür dilediğimi söyleyin lütfen. Bu son cümlelerin ne anlama geldiğini çözmeye çalışırken, yerinden kalktı : - Şimdilik iyi geceler... Beni dinlediğiniz için mutluyum dedi ve bir şey söylememe meydan vermeden kapıyı sert bir şekilde kapatıp, gitti... O gece uyuyamadım. Sabaha karşı dalmışım... Birdenbire kamaramın kapısının şiddetle vurulduğunu duydum. Uyku sersemi kapıyı açınca, karşımda dün akşam dans ettiğim bayanı gördüm... Yüzü sapsarı idi. Acele güverteye gelmemi söyledi... Koşarak uzaklaştı. Giyinip arkasından fırladım... Güverte kalabalıktı ve her kafadan bir ses çıkıyordu. Arkadaşım genç bayan kalabalığın arasından zorlukla sıyrılarak yanıma geldi... Eli ile ortadaki direğin dibini gösterdi. Orada; dün akşam beni ziyaret ederek acı ve üzüntülerini anlatan Coni, boynuna geçirdiği bir iple asılmış, sallanıyordu. Çektiği vicdan azabına dayanamamıştı demek ki !...
Tavsiye Et :
Eylül
1
Haziran
4
Karagöz İle Hacivat Oğulları
• Serdar Yıldırım • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 308 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
18
Mayıs
7
Siyahların Müziği
• Zeynep Akıllı • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 427 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
7
Mart
14
Şubat
29
Şubat
21
Şubat
13
Şubat
5
Arkadaşlığın Böylesi
• Tuncer Şanal • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 405 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
5
Ekim
11
Ekim
21
Aralık
16
Haziran
18 |
![]() |
|
||||||||||