Yadigâr`a TutunarakYadigâr`a Tutunarak“Unutma delikanlı, hatıralarından hızlı koşamazsın, yetişir ve geçerler seni.”Yavaşlar, yavaşlar, yavaşlarsın ve Ardından anılar tek tek dolar eve Bacakların ağır olur da demirden Hatıraların girer koluna birden Ah ihtiyarlık ah dersin inleyerek Bir mezar bulup girmem gerek... Otuz beş, kırk yıl sonrasıdır. 2040` lı yıllarda bir yaz gecesi. Üst katlarda bir apartman odasında kalmaktadır İlhan. Yapay soğutuculara karşı hassas olduğu için, genellikle pencereyi açık bırakır. Böylece rüzgâr odada usul usul dolaşır gece boyu. Gece yarısı, saat üç civarıdır. İlhan sıcaktan bunalmış ve susamış bir durumda uyanır. İçi alev alev yanmakta ve dili damağı birbirine yapışmıştır. Fakat, yatar durur O, kalkıp gidecek bir sebep arar. Yaşlı bedeni sanki bir ton ağırlıktadır. Ve mutfak, mutfak ne kadar da uzaklaşmıştır öyle? Yatağın başucundaki koltuğa koyduğu o bastonu hatırlar aniden... Hey Allahım! Nasıl da sebeplendirmişsin her şeyi birbirine. Ah sevgili Tenay! Ah benim güzel yalnızlığım! * * * Tenay dokuz yaşlarında, İlhan ile aynı apartmanda kalan bir ailenin ufak kızıdır. İlhan`ın, Göktuğ Bey ve ailesi ile sıkı bir dostluğu vardır. Anlattığı güzel anılar ve kısacık öyküler, onları İlhan`a, İlhan`ı onlara sımsıkı bağlamıştır... Bir önceki gün, İlhan`ın doğum günüydü. Ve ufaklık bunu her nasılsa bilip öğrenmiş, üstelik bir de hediye almıştı. Göktuğ Bey ve kızı, o akşam İlhan`ın evindeydiler. Yine lezzetli bir muhabbet kurulmuştu. Berna Hanım incelik edip, güzel yemekler ve bir de tatlı yollamıştı. Bilmeyen, tanımayan biri görse; onları dede, oğul ve torun olarak algılardı. Zaten, bu güzel manzarada, aileye dair hiç bir şey eksik değildi... Tenay bir ara hole gider. Döndüğünde elinde bir paket vardır. İnce kırmızı bir kutudur bu ve uzunluğu neredeyse kızın boyu kadardır. Üzerinde pembe bir kurdelâ ve düğüm yerinde de gri beyaz bir kaç kuş tüyü iliştirilmiştir. Tenay yaklaşır, kutuyu dikkatlice İlhan`ın kucağına koyar. Tenay, nedir bu? Eee, şey, sen, senin doğum günün bugün. Mutlu yıllar İlhan Dede! Do, doğum günü mü? Ama cancağzım! Sen nasıl, nasıl...? İlhan duygulanmıştır, konuşamaz. Dudakları titrer. Küçük kıza şaşkınlık ve huzurla, bir melekle buluşmuş gibi sarılır. Yanaklarından aşağı süzülen izlere, Göktuğ saygıyla selam verir; Sana çok şey borçluyuz İlhan Abi. Sayende çok güzel şeyler yaşıyoruz. Tenay günlerdir tutturdu, ille de hediyemi ben seçeceğim diye. Geçen hafta, Karadeniz gezimizde gördü bunu. “İlhan Dede bunu çok sevecek” diye haykırdı. Dükkân sahibi usta bunu daha yeni bitirmiş, üzerine bir şeyler kazıyordu. Benim de çok hoşuma gitmişti. “Usta” dedim, “bitirdiysen bunu satın alabilir miyiz?” Usta beni duymamıştı sanki. Bastonun üzerine son harflerini kazıyordu. Tenay yavaşça ustanın yanındaki küçük tabureye oturdu. Bastona ve ustaya sanki büyülenmişcesine bakıyordu. Ben de böylece bir süre bekledim. Kendimi suçlamıştım, Tenay kadar bile saygı duymayı becerememiştim olan bitenlere. Usta son harfi de kazıdı ve üfleyip kalan artıkları temizledi. Tenay`a dönüp “nasıl olmuş?” dedi, sanki, sanki yıllardır birlikteydiler! “Tamamdır evlat! Sen yarın bu saatte yine gel. Bunu cilalayıp kurutayım. Olur mu?” dedi kızıma. Tenay başını eğip “olur” dedi. Usta en sonunda benimle gözgöze geldi ve dedi ki: “Aceleyle hareket etme delikanlı. Ağır yürü ki toz kalkmasın. Ömür denen bu yolu toza dumana verirsen, ne önünü ne ardını görebilirsin. Unutma, ne gölgeni koparabilirsin kendinden, ne hatıralarından hızlı koşabilirsin.” Haklıydı. Ne diyebilirdim ki? Usta ayağa kalktı. Kar beyazı sakalı göğsüne kadar inmişti. Çok yaşlı olmalıydı fakat hiç de öyle görünmüyordu. Onu genç gösteren tuhaf bir etki yayıyordu etrafına. Bir sonraki gün geldiğimizde, aynen bu şekilde paketlenmiş halde aldık bastonu. Fakat usta yoktu. Genç bir adam verdi bize emaneti. Adam fiyat söylemiyor, ücret almıyordu. Israr ettim defalarca. “Olmaz, yapamam, usta sıkı sıkı tembih etti. ``Sakın ola ki bu bastonu sahibine vermeden dükkânı kapatmayasın. Sakın ola para da almayasın o küçük kızdan! Yadigâr ona nasip oldu.``. Dedi bana Cabbar Usta. Eee, şey, O son ustaydı, son ustasıydı Devreğin!” dedi genç adam. “Yoksa, yoksa...?” dedim ama dilim varmadı sormaya. Öldü mü yoksa bunu yapan usta hı? Dedi İlhan. Hayır İlhan Dede! Dükkândaki abi beni onun evine götürdü. O çok iyiydi. Hasta değildi ki, neden ölsün? Bak bu kuş tüyleri var ya, bunları o verdi bana. Dağlık yerde uçan kartallarınmış o tüyler. O da dükkânı kapatıp, bu kartallar gibi uçup, uzaklara gideceğini söyledi. Uçağa binip Asya`ya uçmuştur belki değil mi İlhan Dede? Dünya seyahati yapıyordur. Evet, evet Tenay! Dünyanın bir çok yerine yolladığı bastonları takip ediyordur. Eee, onun gibi bir ustanın hakkıdır öyle bir emeklilik ve güzel bir dünya turu. Göktuğ Tenay`a işaret etti.. Aaa! Aşkolsun kızım, lafa daldık. Hani pastayı sen getirecektin? Unuttun mu? Hadi git, anneni de al ve gel. Bitmiştir onun işleri de. Unutur muyum babacığım. Geliyorum beş dakikada. İlhan Dede, sakın yerinden kımıldama olur mu? Olur Tenay. Tenay koşa zıplaya çıkar kapıdan. Bu, bu aldığım en güzel hediyedir, eminim, eminim. Göktuğ, fena mahcub etti bu ufacık kız beni yahu. Abi, lütfen. Bana bile ders veriyor bu kız hâl ve hareketleriyle. Seni tanıdıktan sonra çok değişti Tenay. Anne baba bile yetmiyor demek ki. İyi ki taşınmışız bu apartmana. He ya! Zehir gibi kız maşaallah. Anam gitti yıllar evvel, öldüm sandıydım, ki Azra Hanıma kavuştum. Ah, üç yıl evvel o da gidince tamam dedim, tamamdır vadem. Yaşlıyım hem de. Taşıyamam bu yükü, bu film devam etmez artık. Ah, ah, bir laf etmeden kırk defa düşünmek gerek. Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler! Allah razı ola sizden. Senden de İlhan Abi. Aranıp da bulunamayan bir hazine bu. Görüyorsun abi, insanlar bir aile kurmak için, aileyi korumak için, bir arada tutmak için neler ediyor. Ne fedakarlıklara katlanıyorlar, görüyorsun. Görmez olur muyum Göktuğ, görmez olur muyum? Neler gördü bu gözler. Aah ah, hayvancıklar bile doğru yoldan çıkmıyor. Kediyi bıraksan çok uzak bir şehire, gece yıldızlara baka baka yönünü bulup sana dönüyor! Ya biz? Ya biz!!! Yenildik bir şeylere yıllar içinde. O dünyayı kaplayan çemberler daraldı, daraldı ve birer metreye kadar düştü çapları. Herkes “ben!, ben!, ben! İlle de ben!” diye başladı her lafa. “ben!, ben!, ben! İlle de ben!” diye bitirdi her sözünü! Herkes elinde koca birer meşaleyle gezdi Göktuğ! Hepimiz benlik ateşimize boğduk karanlığı! Neyse ki artık anladık. Birer birer söndürüyoruz o meşaleleri. Evet İlhan Abi, ne güzel anlattın yine. Yıldızlar hep oradaydı değil mi? Neyse ki hiçbir şey gibi, kötü gidişatlar da daimi değil, bir yerde doruğa varıp, çözülüp, yayılıyor. “Elimi açıverdiğimde, yumruğuma ne olmuştur?” ne güzel bir söz bu. Senden duymuştum. He ya! Çin veya Japon öğretisine aittir bu gibi cümleler. Sahi, Cabbar Usta gerçekten de iyi değil mi? Başka neler öğrendin? Ah evet, Tenay gitmişken onu anlatacaktım. O genç adam, bizi ustanın bir sokak alttaki evine götürdü. Kızım usta ile konuşurken, ben de dışarıda adamla muhabbete daldım. Meğer usta bu bastonu eşi için yapıyormuş. Eşi yani Firuze Hanımda, bir kaç aydır tansiyon yüksekliği belirmiş. Bir defasında, başı dönüp düşünce, ayağını incitmiş. Cabbar usta da, eşi kalkınca rahat yürüsün diye, bir kaç hafta bu bastonu yapmakla uğraşmış. Eşinin gök mavisi gözleri varmış. O gök mavisi rengin hatrına imiş bu kartal başlı baston. Ama Firuze Hanım biz oraya gelmeden bir ay evvel, ani bir beyin kanaması sonucu vefat etmiş... Vah vah, Cabbar Usta için ne zor bir durum.. Ya evet... Dur bak İlhan Abi, daha anlatacaklarım var. Bana bunları anlatan o genç var ya... Onun kardeşi bu dükkânda kalfaymış. Cabbar Usta çocukluğundan beri bakmış, gözetmiş, iş öğretmiş, önce çırak sonra da kalfa yapmış onu. Genç kalfa da, çocukluktan bu yana, Cabbar Usta`nın dizinin dibinden ayrılmazmış. Yıllar boyunca dünyanın dört bir yanına birer sanat eseri bastonları yapıp yollamışlar. Zaten aranıp da bulunması çok zor olan bu bastonlar, bir de mücevherlerle süslenince, satın almak için ufak bir servet harcanırmış. Devrek`e sırf Cabbar ustayı görmek için nice insanlar gelmiş, nice insanlar getirmişler peşlerinde. Biliyorum, bilmez olur muyum bu şöhreti. Ama tek bir usta kaldığını bilmiyordum. En azından birkaç kişi uğraşıyordur sanıyordum. Maalesef İlhan Abi. Yirmi yıla yakın bir süredir, Devrek`te sadece üç usta varmış. İkisi son on beş yılda vefat etmiş. Zaten kalan bu ustalar da, yıllarca sadece bağlılıklarından, bu sanata duydukları tutkuya varan sevgiden almışlar güçlerini. Biliyorsun abi, tıp tekniği ve gelişmiş cihazlar sayesinde, kimse bu bastonları görmez oldu. Ama işte, son beş altı yıl içinde nedense birden ortaya baston meraklısı kişiler çıkmış. Bunlar nedir, necidir tam olarak bilinmiyormuş abi. Söylentilere göre, dünyanın bir çok yerinde yaşayan kutsal insanlara yollanıyormuş. Yahut üretilecek son bastonlar olduğunu düşünen, kolleksiyoncu zengin kişilerin de olabileceği söyleniyormuş. Derviş deyince bir asa, asa deyince Hz.Musa gelir akla hemen. Umalım ki kıymetini hak edenlere gidiyordur o bastonlar. Hahaa! Buna eminim ben abi. Bak zaten birisi de sana kısmet oldu işte. Dilerim sonuncusu değildir. Eee Göktuğ, çırak ne olmuş? Onu anlatıyordun... Hı evet, o genç kalfa, güney Amerika`lı bir kıza aşık olmuş. Kız dört yıl evvel Cabbar Usta`yı görmeye gelen bir şahsın kardeşiymiş. Kader işte, o anda, o dükkânda birbirlerine çarpılmışlar. Ancak her ikisi de başta bu ani duyguyu kabullenmek istememiş. Kız ve abisi Devrek`te iki gün kalmış ve dönmüşler. Sonra dayanamayıp, uzaktan uzağa haberleşerek birbirlerine açılmış iki genç. Kalfanın aşkı zaman içinde büyümüş. Bu durum haftalarca, aylarca devam etmiş. Kalfa ustasına bu konuda hiçbir şey söylememiş. Bir yandan gitmek, kıza kavuşmak istiyormuş, bir yandan ustasına duyduğu sevgi ve saygıyla kendini frenliyormuş. Cabbar Usta tabii ki kalfasındaki değişimi sezmiş. Durumu nâzikçe ele almış ve ustalıkla yönelttiği sorular sonucunda, kalfasının aklındakileri öğrenmiş. Genç adamın itirazlarına rağmen, “gönüldür bu, gönül, akar işte böyle gürül gürül, akışına bent olanın vay haline!” deyip, yollamış kalfasını aşkın istikametine. Hay Allah, ne güzel öyküsü varmış bu bastonun yahu! İnanılmaz bir öyküsü var evet. Haftalarca uğraşıp durduğu bu bastonu tam bitirirken, Tenay ve ben daldık ustanın dükkânından içeri. Kısmet işte! Usta bastonuna Yadigâr adını kazıyordu ki, Tenay geldi, geldi, ustanın yanıbaşındaki o küçük tabureye oturuverdi. O tabureye yıllardır hiç kimse oturmuyormuş abi! Çünkü...Çünkü... Ah kapı çalıyor, abi Tenay geldi, sen dur, dur ben açarım kapıyı... Göktuğ kapıyı açar. Anne ve kız içeri girerler. Tenay girer girmez ışığı azaltır. Pastanın üzerinde yedi mum, yedi renkte yanıyordur. Yadigâr. İsmi de kendi gibi nadideymiş bu bastonun. Ah, bu Yadigâr`ın her kıvrımı, her ayrıntısı, ne hatıralar, ne deneyimler, ne söylenmemişlerle şekillendi kimbilir? Sen çok yaşa Göktuğ, çok yaşa Tenay, çok yaşa Cabbar Usta! Sizlere, sizlerden kalan izlere ve sevginize tutunarak devam edeceğim yoluma. Diyerek üfler İlhan pastayı. Yedi mum tek tek söner. İlhan, aniden ensesinde yetmiş küsür yılın nefesini hisseder. Sanki dev bir ordu, pencerelerden, kapılardan ve hatta duvarlardan atlayıp, odaya giriyordur dörtnala... Gözler birbiriyle buluşur. Gözyaşları birbirine karışır. Geceyi gözyaşları, gözyaşlarını gece tamamlar. Anılar işgal etmiştir artık her yanı... Yavaşlar, yavaşlar, yavaşlarsın ve Ardından anılar tek tek dolar eve Bacakların ağır olur da demirden Hatıraların girer koluna birden Ah ihtiyarlık ah dersin inleyerek Bir mezar bulup girmem gerek Anılar, anılar, sanki birer kuş Yedi göğü bekleyen orduymuş Kimi çığlıklarla kimi süzülerek Dönerler tepende mahşere dek Böylece yazarlar o mermer taşa Kalırsın yaptıklarınla başbaşa * * * Baba! İlhan Dede nasıl hatırlayabiliyordu o kadar şeyi? Çocukken seyrettiği çizgi filmleri, ilkokul arkadaşlarını, Barış Manço şarkılarını... hı? Bilmiyorum kızım, bilmiyorum. Yakındır, anlarız elbette. 2 Temmuz 2006
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 21 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 14 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
4
Aralık
4
Haziran
14
Mayıs
5
Mayıs
5
Haziran
14 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||