Yalan AşkYalan AşkSonunda on beş ay bitmişti. Daha geldiği ilk günü dün gibi hatırlıyordu. On beş ay bir güne bile sığmadan bitmiş; borcunu, vatan borcunu ödemişti Kartal. Kışladan birkaç adım attıktan sonra elindeki boş valizle öylece duradurdu. Arkadaşlarının geçmiş olsuları, gözün aydınları, komutanlarının gitme kal ısrarları daha kulağındaydı. Birkaç adım daha attı Kartal, elinde formaliteden gezdirdiği valizi bir köşeye fırlatıp, iki elini de cebine atıp boş boş yürümeye başladı. Gitmediği sokak basmadığı taş kalmamıştı. Zaman geçmek bilmedi. Akşamın olması on beş aydan uzun sürmüştü. Akşam yeni yeni oluyordu. Kartal en sevdiği sahilin kenarında güneşin batmasını izlerken derin derin düşünüyordu. Buğulu gözlerle ufku, batan güneşi öylesine izleyen Kartal hep bundan sonrasını düşünüyordu. Ne yapacaktı, nereye gidecekti, kim di? Ne bir gidecek yeri vardı, nede bir bekleyeni. Gerçek adını kendi bile bilmiyordu. Yetimhanede nedense Kartal ismini koymuşlardı. Ailesi kimdi? Annesiyle babası neredeydi? Hiç mi bir akrabası yoktu? Neden bu kadar yalnızdı? Bu düşünceler yormuştu Kartalı . yorulduğu kadar da acıkmıştı. Yemek yemeliydi ama cebinde beş parası yoktu. Komutanlarının kal ısrarlarını kabul etmediği gibi verdikleri paraya da dönüp bakmamıştı. O an söz vermişti kendine; kendi ayakları üzerinde duracaktı, kimseden karşılıksız hiçbir şey almayacak, kimseye muhtaç olmayacaktı. Bu düşünceler Kartala birazda olsa güç vermiş, yorgunluğunu unutturmuş ama açlığını unutturmamıştı. Cebinde hiç olmasa birkaç kuruş var ümidiyle , ceplerini ararken eline bir kart gelmişti. O kartı kendiyle beraber terhis olan arkadaşı vermişti. Severdi arkadaşını iyi çocuktu saftı ama çevresi pek iyi değildi, hep karanlık işlerden bahsederdi. Arkadaşı Kartalın kimsesi olmadığını bildiğinden birde Kartalın keskin nişancılığından çok etkilendiği için vermişti o kartı. Ne zaman istersen ara, sende bu yetenek olduğu sürece bizden çok para kazanırsın demişti. Kartal açtı, karnını doyurmak için para lazımdı. İstemese de gitti arkadaşının yanına. Zor olmadı arkadaşını bulmak ama hiç de sevinmedi geldiğine, hiç de iyi etmediğini düşündü. Yüreği sıkıldı, kalbi geri dön diye hep baskı yaptıysa da Kartal açtı ve paraya ihtiyacı vardı. Arkadaşı uzun uzun anlatmıştı Kartalı. Cesaretini, kuvvetini, mertliğini ve nişancılığını. Evet çok keskin nişancıydı Kartal. Askerlik boyunca hiç ıskalamamış hep on iki den vurmuştu. Herkes önünde el pençe duran adam Kartala uzun uzun bakarken, o rahatça oturmuş sanki karşısındaki yokmuş gibi rahat davranıyordu. Kartalın bu cesareti adamın çok hoşuna gitmiş lafı hiç uzatmadan: “Bak delikanlı bizim Salih seni anlattı, çok keskin nişancıymışsın. Biz de avlanacak kuş çok, sen tek tek o kuşları bizim için avla bizde seni paraya boğalım.” Kartalın hiç hoşuna gitmemişti bu teklif. Kalkıp karşısındaki adamın kafasını patlatmak istedi ama başka çaresi de yoktu. Ne gidecek bir yeri, ne bir bekleyeni ne de yapacak bir işi. Fazla düşünmeden istemese de kabul etti. Kartal cebine koyduğu bir deste parayla beline taktığı silahla oradan ayrıldı. Artık parası vardı Kartalın. Artık karnını doyurabilirdi. Cebindeki parayla koca bir ordunun karnını bile doyurabilirdi. Kartal önce yemek yedi sonra üstüne başına birkaç elbise alıp ucuz bir otel de kendine bir oda tuttu. Bütün günün yorgunluğunu kendini yatağa atarak attı. Elbiseleriyle uyudu zaten gece tekrar kalkacaktı. Artık bir işi vardı çok para kazandığı ama hiç mutlu olamadığı. Kurduğu saatin sesiyle uyandı Kartal. Saat gecenin yarısını çoktan geçmişti verilen adrese geldiğinde. Hava zifiri karanlıktı. Giydiği siyah mont, siyah kazak gecenin içinde iyice saklıyordu Kartalı ve buda onun çok işine yarıyordu. Verilen adrese gelmişti. Çok ünlü bir gece kulübünün karşısındaki ağacın dibinde bekliyordu. Karanlık iyice saklamıştı Kartalı. Sabah fotoğrafı gösterilen adamın çıkmasını bekliyordu. Önce birkaç kişi çıktı içerden , onların çıkmasıyla bekleyen gazetecilerin yerinden fırlaması, kapının önüne iki arabanın gelip yanaşması ve beklediği adamın içerden çıkması bir anda olmuştu. Herkesin alıştığı sahneler olup bitmeye başlarken hiç beklemedikleri bir şey olmuştu. Kartal belinden çıkardığı silahın namlusunu gösterilen adama çevirdi ve onca kalabalığın arasındaki adamı tek atışta tam iki kaşının ortasından vurup yere serdi. Sonrada hiç bir şey olmamış gibi silahı beline takıp , iki elini cebine koyup yürümeye başladı. Çok kolay olmuştu. Tek atışta bitirmişti işi. Kimse görmemişti. Sakin sakin yürüyordu. Birden koşmaya başladı Kartal. Hayır hayır diyerek koşuyordu. Avazı çıka çıka bağırıyordu ama kimse duymuyordu. Nereye neden koştuğunu bilmeden koşuyordu. Nereye koşarsa koşsun az önce vurduğu adamın hayali gözünün önünden gitmiyordu. O hayalden kurtulmak için koşsa da o hayalden kurtulamıyordu. Nereye gitse nereye dönse o adam vardı. Son attığı çığlıkla uyanmıştı Kartal. Bir kabus daha bitmişti. Artık alışmalıydı Kartal bu kabuslara. İlk günden beri her gece görüyordu bu kabusları. Yüzü gözü kan ter içindeydi , göz bebekleri büyümüş göğsü de hızlı hızlı inip kalkıyordu. Gördüğü kabusun etkisinden daha kurtulamamıştı.Mutlu değildi Kartal. Çok yakışıklıydı, çok parası vardı ama huzuru yoktu. Kimsesi yoktu. Babası yoktu, annesi yoktu, ailesi yoktu, seveni yoktu, sevdiği yoktu, huzurlu bir uykusu bile yoktu. Yoktu, yoktu, yoktu… Bir tek kabusları vardı. Hiç değişmeyen kabusları vardı. Hiç değişmiyordu kabusları. Tek değişen her gece kabusları biraz daha uzamasıydı.. Kabuslarına her gece yeni biri daha ekleniyordu. Artık uyumaktan korkar olmuştu. Gözleri kan çanağı da olsa uyumak istemiyordu. Her gözünü yumduğunda hep aynı kabus. Hep askerden terhis olduğu ilk gün vurduğu ilk adam ve diğerlerinin hayallerinin kovalamasıyla süren kabuslar Kartalın attığı sessiz çığlıklarla son buluyordu. Gün öğleni çoktan geçmişti. Neredeyse akşam olacaktı. Kartal kaç gün uykusuzluğa yenik düşmese yine uyumayacaktı ama daha fazla dayanamamış kendisini uykunun kollarına bırakmıştı. Bu sefer kabusundan attı çığlıkla değil arkadaşının açtığı telefonla uyandı. Salih arıyordu. İş var gel diyordu. Kartal kalktı kışın buz gibi havasın da kendini buz gibi duşun altına attı. Ancak böyle rahatlaya biliyordu. Salih’le buluşup daha önce hiç gitmedikleri bir yere gitmişlerdi. İçersi sigara dumanından gözükmüyordu. Karşısındaki adamların yüzlerini belli belirsiz seçiyordu. Bir masanın etrafında dört beş adam oturmuş alem yapıyorken etraflarında onlarca adam bellerinde silah buz gibi bekliyorlardı. Tam karşıda oturan en şişman ve en çok gülen adam başladı anlatmaya, vurduracağı adamı neden vurdurmak istediğini. Kartal lafı ağzına gömdü adamın. Niye vurdurduğunu değil kimi vurduracağını söyle. İsmi, adresi, parayı verirsen yarın cenazesine çelenk göndere bilirsin. Adam cebinden çıkardığı fotoğrafla 250 bin dolar uzattı,yarısı da iş bitince demişti. Kartal biraz sinirle “birincisi, parayı peşin alırım; ikincisi 500 bin dolar değil bir milyon dolar vereceksin.” Ya bu parayı şimdi verirsin ya da ben gidiyorum dediğinde adam tamam dedi ama pazarlığa devam etmek istedi. Altı üstü bir tetiğe dokunacaksın neden bu kadar çok para istiyorsun, Kartal iyice sinirlendi. O kadar kolaysa git sen dokun o tetiğe diyerek masadan sertçe kalktı arkasını dönüp giderken adam hala pazarlığın peşindeydi. Hiç olmazsa 700 bin dolara anlaşalım dediğinde Kartal iyice çileden çıkmış kendine doğrultulan namlulara hiç aldırış etmeden adamın iki yakasından yakalayıp göz bebeklerine bakarken çok kararlı konuşuyordu;” Bu güne kadar benimle kimse pazarlık etmedi. Kimse için bir kuruş eksiğine silahı elime almadım. Ama senin için bu işi bedava da yaparım, tabi senin kafana sıkmak şartıyla.” Adam korkudan soğuk terler döküyordu. Etrafındaki onca korumaya rağmen, cebindeki onca paraya rağmen ilk defa ölümden korkuyordu. Kartal adamın üstüne daha fazla gitmedi. Kaldırıp adamlarının önünde bir tarafa fırlattı. Adam odanın bir köşesinde kafası gözü patlamış şekilde kanlar içinde dururken oda da kimse kımıldayamıyordu. Korkudan kimse nefes bile alamıyordu. Kartal korkulu bakışların arasın da oradan ayrıldı. Kartal az önce yaşanan olayı düşündükçe sinirleniyor etrafı yakıp yıkmak istiyor ama kendini zorda olsa tutuyordu. Biraz rahatlamak için sahile gitti. Sahilde öylece yürüyüp denizi seyrederken birden gözleri bir çift mavi göze tutuklu kaldı. Ömründe gördüğü en güzel gözlerdi. Masmaviydi deniz gibi, okyanus gibi, gökyüzü gibi, masmaviydi. Gözlerini bir türlü o mavi gözlerden alamıyordu. Ne gide biliyordu ne de konuşa biliyordu; sadece o mavi gözlere bakıyordu. Gözleri o mavi gözlerin derinliklerinde kaybolurken Kartal yüreğinde bir ılıklık hissetmişti. Kartal durmuştu, Kartal vurulmuştu, Kartal ömründe ilk defa aşık olmuştu. Unutmuştu Kartal her şeyi. Aklında sadece mavi gözler vardı. Sadece birkaç saniye gördüğü gözleri yüreğine nakış nakış işlemiş adeta beynine kazımıştı neye baksa nere gitse hep o gözler aklındaydı. Kartal aşkın alevinde kavruluyordu. Kartal alev alev yanıyordu. Tek istediği deniz gözlü güzeli bir kez daha görmek olmuştu. O gün sahilde sadece birkaç saniye gördüğü güzel kimdi acaba. Bi daha görebilir miydi? Hep bir daha görebilmek umuduyla gittiği sahilden eli boş da dönse de hiç umudunu hiç yitirmedi her gün yine gitti. Ve bir gün mutlaka geleciğini biliyordu. Denizin kenarında hep deniz gözlü güzelini bekledi Kartal… Kartal artık uyumaktan korkmuyordu. Kabusları bitmemişti ama kabuslarının sonu güzelleşmişti. Her kabusun sonuna bir çift deniz gibi okyanus gibi masmavi gözler eklenmişti. Artık o gözlerle uyanıyordu Kartal. Bir gün arkadaşı çaldı kapısını, elinde bir çanta dolu parayla girdi. Al tam bir milyon dolar. İşte bu adam deyip birde fotoğraf verdi. Kalkıp giderken bende gidip çelenk siparişi vereyim diyerek Kartala takılmayı unutmadı. Akşama daha çok vardı Kartal uyumak istedi, yine o mavi gözleri görebilmek umuduyla. Akşam üstü kalktı Kartal, verilen adrese gitti. Fazla beklemeden adam geldi. Yanında kimse yoktu. Açtığı telefonlardan arkadaşlarını beklediği anlaşılıyordu. Adam yalnızdı ve Kartalla arasında yalnız birkaç metre mesafe vardı. Kartal için belki de en kolay iş olacaktı. Adam arkası dönük oturuyordu. Kartal adamın kendine doğru dönmesini bekledi. Bu güne kadar kimseye sırtından sıkmamıştı. Bütün adamları iki kaşının ortasından vurup sanki her cesede imzasını atıyordu. Bu olay polisleri çok sinirlendirse de Kartalın çok hoşuna gidiyordu. Sonunda adam dönmüştü. Kartal belinden çıkardığı silahı adamın tam iki kaşının ortasına doğrulttu. Tam tetiğe dokunurken birden elini nedense biraz kaldırdı, silahtan çıkan kurşun adamın başının hemen üstünden geçti ve adama hiçbir zarar vermedi. Kartal ömründe ilk defa ıskalamıştı. Ama buna hiç üzülmedi. Tam tetiğe dokunurken deniz gözlü güzeli aklına düştü. Kabuslarının sonu deniz gözlü güzelle güzelleşmişti, yine bu adamla o kabuslara devam edeciğinden korktu. Etraf birden polislerle doldu. Kartal yine hızlı bir şekilde koşmaya başladı. Bu sefer kabusta değil gerçekte koşuyordu. Bu sefer kovalayanlar vurduğu adamların hayalleri değil polislerdi. Polisler ilk defa bu kadar yaklaşmışlardı Kartala. Onca polise rağmen onca sıktıkları kurşunlara rağmen yakalayamadılar Kartalı. Kartal gecenin karanlığında karanlığa karışıp kayboldu gitti. Kartal otele gelip yatağına girdiğinde hemen uyudu. İlk defa o gün kabus görmedi. Çok güzel bir rüya gördü. Bir çift mavi gözün peşine takılıp çok güzel diyarlara giderken gördü kendini. Hem de o mavi gözlü güzel rüyasında da olsa kendiyle konuşmuş “ne olur o silahı at elinden” diyordu. Kartal hiç bu kadar mutlu uyanmamıştı. Sabah kalkar kalkmaz dün arkadaşının getirdiği çantayı aldığı gibi o paraların sahibinin yanına gitti. Bu güne kadar çok defa gelmişti buraya ama ilk defa bu kadar kalabalık görmüştü. Dünkü olayı duyan gelmişti bu karanlık yere. Koca şehrin bütün pis adamları toplanmıştı. Kartal içeri girdiğinde herkes şaşkındı. Kartal önce para dolu çantayı Salih’e verdi. Dünkü adamı öldürmediğinden hak etmemişti. Tek kuruşuna dokunmadan iade etti. Herkes bundan sonrasını merak edip bundan sonrasını meraklı gözlerle birbirlerine sorarken Kartal bütün merakları giderdi. Belinden çıkardığı silahı masaya sertçe vurduktan sonra çok sert bir ses tonuyla ;”Hepiniz buradayken söylüyorum, bundan böyle bu silahı bir daha elime almayacağım. Kim bu silahı almam için ısrar ederse bir tek şey için alırım o da, o ısrar edendin kafasına sıkmak için. Önce o ısrar edenin kafasına sıkarım sonrada tek tek bu masada kim oturuyorsa onun kafasına sıkarım.” Herkes korku ve merakla Kartala bakarken o söyleyeceğini söylemiş ve oradan ayrılmıştı. Kartal kendine yeni bir sayfa açıyordu hayatında. Artık içinde tarifi bilmez bir huzur vardı. Usul usul yürüyerek geldi en sevdiği sahilin yanındaki parka. Buğulu gözlerle denizi seyredip bundan sonrasını düşünürken bir rüyası ,bir hayali gerçek oldu. Günlerdir beklediği güzel gözlü güzel gelmişti tam karşısında duruyordu hem de kendiyle konuşuyordu. Ne bir rüyaydı ne de bir hülyaydı. Tüm güzelliğiyle, tüm sevecenliği ile mavi gözler karşısındaydı. Tanışmaları gerekiyordu ama Kartalın anlatacak hiçbir şeyi yoktu. Ne ailesi vardı ne de anlatacağı hatıraları vardı. Koca dünyada sadece kabusları vardı ama onları da anlatamazdı. Mavi gözlü güzel kız anlattı uzun uzun. Adı Nehir’di… Genç di, güzel di… Uzun uzun konuştular. Aslında hep Nehir konuştu, Kartal sustu. Nehir anlattı Kartal dinledi. Nehir baktı Kartal uçtu. Kartal çok mutluydu. Tanışalı birkaç ay olmuştu. Kartal , Nehir’i çok seviyor, onun sevgisiyle hayatını düzene koymuş gelecek için güzel hayaller kuruyor hep bu hayallerin rüyalarını görüyordu. En büyük hayali gerçek olmak üzereydi. Kartal ne kadar sevse de ne kadar istese de söyleyememişti ama Nehir daha fazla bekleyememiş evlenme fikrini o açmıştı. İki aşık önce kendi aralarında rüya gibi bir söz taktılar. Gidip yüzüklerini aldılar, ilk karşılaştıkları sahilde yüzükleri takıp hiç ayrılmamak üzere birbirlerine söz verirken bir kutlama için patlatılan havaiyi fişeklerden kendilerine pay çıkardılar. O sabah Kartal çok mutluydu. O gün en mutlu günüydü. Uçmamak için kendini zor tutuyordu. O gün Nehir’ine kavuşuyordu. Zaten gözü kırpmamıştı heyecandan gece boyu, sabahın ilk ışıklarıyla hemen sokağa çıktı. Önce bir berbere gitti omzuna düşen saçlarını kestirdi, kirli sakallarına sinek kaydı çektirdi. Aldığı siyah takımın içine bembeyaz bir gömlek giydi. Şimdi daha bir yakışıklıydı Kartal. Arabasına bindiği gibi Nehir’in evinin önüne geldi. Nehir de çok mutluydu. Mutluluğu gözlerinin ışıltısından okunuyordu. Merdivenlerden inerken güzelliği göz kamaştırıyordu. O büyülü güzelliğe takılıp kaldığından neden sonra fark etti Kartal, Nehir’in elindeki hediye paketini. O paket Kartalın heyecanlı gününe daha bir heyecan katmıştı. Ne olduğunu sorduysa tam bir cevap alamadı Kartal. Sadece sana küçük bir sürprizim var beklersen görürsün demişti Nehir. Kartal gerçekten çok meraklanmıştı ama Nehir ser verdi sır vermedi. Kartal mecbur bekledi. Sonunda gelmişlerdi nikah dairesine. Kartal heyecandan eli ayağına dolaşıyordu ne yapacağını bilemiyordu. Utanmasa Nehir’i kucağına aldığı gibi merdivenleri ikişer üçer çıkıp hemen üst kattaki salona koşacaktı ama Nehir zor da olsa tutuyordu Kartalı. Dur diyordu, sabret diyordu. Her şey çok güzel olacak diyordu. Nehir çok mutluydu onunda en mutlu günüydü. Mutluluk gözlerinden okunuyordu. Nikah salonuna girerken içerideki kalabalık Kartalı şaşırtmıştı. Onun kimsesi yoktu, kimseyi çağırmamıştı ama Nehir’in akrabaları ve arkadaşları yalnız bırakmamışlardı. Kartal sıkıldı bu kalabalıktan o sevmezdi kalabalıkları. Biraz da burkuldu. Nehir ‘in o kadar akrabasının yanında kendinin bir tek tanıdığı yoktu. Salondaki herkes çok mutluydu. Salon çoktan dolmuştu; nikah şahitleri, hatta nikah memuru bile hazır bekliyordu. Bu da Nehir’in bir sürprizi diye düşündü. Evet Nehir’in bir sürpriziydi ama esas sürpriz biraz sonraydı. Kartal tam nikah masasına yaklaşırken Nehir durdu elindeki paketi Kartala uzattı. Kartalın heyecanı bir kat daha artmıştı. Heyecandan paketi zor açıyordu. Nehir kendine ilk defa bir hediye veriyordu. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu Kartalın. Paketi açmasıyla Kartalın yüzündeki mutlu ifade gitti yerine buz gibi bir bakış geldi. Kartal durdu… Kartal sustu… Kartal kavruldu…Kartal vurulmuştu…Kartal şok olmuştu…Kartalın kalbi acıyor, yüreği üşüyordu… Kartalın bir yanı buz keserken diğer yanı alev alev yanıyordu. Kartalın bütün suskunluğuna, bütün durgunluğuna rağmen Nehir çok mutluydu. Kartal elindeki paketin içindeki buz gibi kelepçelere buz gibi bakarken o kelepçelerden çok Nehir’in “Polis , teslim ol “ demesi yakmıştı Kartalı. Kartal bütün duyguları karışıklığında gidip gelirken Nehir mutlulukla “Buraya kadar Kartal efendi. Bitsin artık bu yalan oyun. Hepsi yalandı. Hepsi oyundu. Seni yakalaya bilmek için oynadık bu yalan oyunu. Adım yalandı. Seni sevdiğim yalandı. Seninle evlenmek istediğim yalandı. Sana olan aşkım yalandı. Yalandı, yalandı, yalandı… Her şey yalandı..” Kartal durgundu, kartal vurgundu, kartal suskundu. Salondaki akraba rolündeki bütün polisler, hatta şahit rolündeki polisler ve nikah memuru rolündeki polis bile silahını çıkartıp kaçmasın diye Kartala çevirmişti. Salondaki yüzlerce silahın namlusu Kartala dönmüştü. Hiç biri tetiğe dokunmamış hiçbir namludan kurşun çıkmamış ama Kartal vurulmuştu. Kartalı vuran yüzlerce silahtan biri değil sadece karşısında duran bir çift yalancı mavi gözlerdi. Adı yalan, sevdası yalan, aşkı yalan olan gözler vurmuştu Kartalı. Kartal suskundu, yorgundu, vurgundu… Soğuk kelepçeleri takarken gülümseyerek sordu Nehir ;”Kaçmayacaksın deyimi.” Yalancı sözlere, yalancı gözlere keskin bir cevap vermişti Kartal : “ Yalanın olmadığı bir yer bilseydim bir an durmazdım.”
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Kurban Bayramımız Mubarek Olsun
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 0 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 21 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 14 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
4
Ekim
21
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
10
Ağustos
15
Bitti (isimsiz Mektupların Son Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 655 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
13
Mektup (isimsiz Mektupların İlk Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 598 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Sana Geldim (isimsiz Mektupların İkinci Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 386 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Ekim
1 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||