Yapmak Marifet mi ?Yapmak Marifet mi ?Ne zaman bir “sayın” ağzını açıp bir cümle kursa, ortalık karıştığından, onları ekranlarda görmeye bile korkar oldum. Yine başımıza ne dertler örecekler acaba diye düşünmekten sıkıntı basıyor...Aylar önce bir sayın konuştu... Ekonomiyi, devlet yönetimini boşverip, tek derdimizi türban bezine endeksledi... Evet maalesef, bez diye nitelendiriyorum. Çünkü kendi takımından bezlilerin ahlaksızlıkları da meydana çıktığından beri artık bezden midem bulanıyor... Ama bunlar onların gözünde münferit hadiseler, geneli bağlamadığından, umursamadılar bile... Örneğin : Kadın türbanlı ama gözleriyle bana bakarken göbek attığını hissediyorum. Ben ya sabır çekiyorum... Kadın türbanlı ama kuralsızlık, saygısızlık, ahlaksızlık halleri sürüyle. Türbana dolanmış, caddede sağa sola bakmadan karşıdan karşıya geçiyor. Üstelik arabayla yaklaştığımı gördüğü halde umursamıyor... Otobüse biniyorum, onlardan bir tanesi yanına iki yaşında çocuğunu oturtmuş, yaşlı adamlar ayakta bekliyorlar... Markette saygısızca öne geçmeler, sokağa kağıt atmalar, .... Düşünüyorum da; bunun temelindeki psikolojinin, evde, kendi erkeklerince sayılmamaları ve dışarıda saygıyı, sevgiyi aramaları, olduğunu hissediyorum... Dışarıya karşı, “ben kendimi örttüm, saygı duymalılar” düşüncesi hakim, sanki... Değerli kadınlar, hanımefendiler. Atatürk sizlere devlet seviyesinde saygıyı da , sevgiyi de , özgürlüğü de yıllar öncesinde verdi... Vermişti... Ama siz hala bunu bugün tepiyorsunuz.!!! Yazıktır.!!! Bu nesile yazık olacak !!! . . . Sonra bir tanesi de çıkıyor, türbanı donla eşdeğer tutuyor.!!! Çüşşş !!!! Bunu ben desem, yırtınırlar. Kendi takımından birisi diyor, ama tepki yok... Görebiliyor musunuz acaba, gerçeklerin ne olduğunu ? Gerçekler, kadını saçının, kulağının, kolunun açıklığından etkilenenlerin kendi bilinç altlarındaki kirlerin dürtüsüyle, kendiliğinden açığa çıkıyor, işte. “Saçı açık kadın çıplaktır” diye algılıyorlar. Kadının saçını, kadının cinsel organı yerine koyuyorlar. Saçını açarsa donsuz hissedeceğini söyliyorlar. Açıklık namussuzlukla eşdeğermiş gibi... Dertleri kadını örtmek değil, kendilerini zaptetmek işte !!! Ben burada iradeden, insanlık sıfatından, ahlaktan eser bulamıyorum... . . . Gazetelerdeki başka bir haber yine midemi bulandırıyor. Minicik bir kızımız binanın çatısına çıkmış. Artık yaşamak istemediğini haykırıyor... Ürperiyorum... Bereket ki kendine zarar vermesine engel olunuyor... Öğreniliyor ki, kızcağıza kendi öz babası sarkıntılık ediyormuş... Sapığa bakın, sapığa !!! Karşımızda sapığın kralı bir hayvan var. Ama bu baba kızını sıkmabaş sokağa salıyor. Piyasadaki her erkeği, kendisi gibi sanıyor, besbelli... Off mu desem ahhh mı desem, ağlasam mı, bilemiyorum ? Kız imam hatip okulunda öğrenci ve sıkmabaş örtüler içerisinde haykırıyor... Kurtarın beni, bu pislikten, diyor... Piyasadakiler duymazdan geliyorlar... Aman, inancı gereği örtünsünler, kadınlara özgürlük... Kız dışarıda özgür oldum sanıyor, evde kullanılıyor. Nerede insanlık ? Buna hayvanlık desem yetmiyor. Peki hangi sayın sıkmabaş, bu kızcağızı evinde veya hastanede ziyaret ediyor, veya telefon açıyor ??? Yok kimse... Çünkü ortada beslenecek rant kapısı yok... Münferit hadise... Ben, bu baba sana ve senin gibilere oy veren hayvan sürüsünden birisidir, dediğimde ise, düşman oluyorum... Sadece “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözünü haykırmak istiyorum... . . . Bir başka sayın çıkıyor, kanunların uygulanmasında bazı kararları alırken neden kendilerine sormadıklarına sitem ediyor... Adam konusunun başı. Ama sadece görevli. Aciz olduğundan sorumluluğu yok. Rolünü çok iyi oynuyor tabii ki . Ezberi yerinde zavallı bir GÖLGE kişi olduğundan, tepesindekiler ne derlerse, veya 14 asırdır cahil sürüsü konuyu kulaktan kulağa aktararak nasıl anladıysa, onun uygulanmasını savunan zavallı bir ACİZ !!! “Aciz kul” işte bu diyorum... . . . Yine ekranlarda duyuyorum...Sadece mağdurun affedebileceği konusunu gündeme getiriyor, yine bir sayın... Avazım çıktığınca bağırıyorum. Madem öyle, ben de sizin hiç birinizi affetmiyorum. Çünkü benim hakkımı yediğinizi, bana ve milletime sıkıntı çektirdiğinizi düşünüyorum. Benim vergilerimle kendi yandaşlarınızı beslediğinizi, yardımlaşma maskesi arkasından, milletimin gururuyla oynadığınızı, yüzünüze haykırmak istiyorum. Vatanımın önemli yerlerini yok pahasına sattığınız için, milletimi inançlı olan olmayan diye böldüğünüz için, sizleri affetmiyorum !!!... Hakkımı helal etmiyorum... Her kuruşum HARAM OLSUN !!! Haydi bakalım. Hesabını nasıl vereceksiniz ? Allah, benim karşıma kul hakıyla gelmeyin, diyor ya... Sizleri cehennemde süründürmek bana birinci görev olacak... . . . Yine bu sayın, yine ağzını açıyor ki, dediği laf : “ Üreyin !!!” Üstelik kadınlar gününde, kadınlara sanki asli görevlerini hatırlatırcasına !!! Bilinçaltını hemencecik okuyuveriyorum. Demek istiyor ki : Kadın evde durmalı, devamlı çocuk doğurmalı... Hemen aklıma bir fıkra geliyor. Anlatmadan olmayacak... Adamın birisini komşusu mahkemeye vermiş. Şikayet konusu, adamın evinde çıplak dolaşmasıymış. Komşusu da meraklıymış herhalde ki aralık perdeden adamı o halde defalarca görmüş. Soluğu mahkemede almış, tabi... Hakim adama fırça çekmeye başlamış, böyle rezalet olmaz, evli barklı adamsın, evinde kendi çocuklarından da mı utanmıyorsun,... demeye başlamış. Adamcağız gözleri yerde dinliyormuş... Sonra hakim sormuş, çocukların kaç tane, diye... Adamcağız boynunu bükerek, ellerinden öper 12 tane, hakim bey, diye mırıldanmış... Hakim bir adam bakmış, bir komşusuna... Kararını vermiş. “Adı geçen şahsın, evinde iş kıyafetiyle dolaştığı kanaati oluştuğundan, beraatine...” Anlıyorum ki bunlar hep iş kıyafetindeler... Akılları hep işte !!! İşin sonucunda da meyvesi çocuklar oluyor, tabi. Doğanın kanunu... Allah her canlıya neslini devam ettirebilme melekesi vermişse, onlar da üreyecekler. Meydanda bulgur bol... Isınmaya da kömür bol... Belediyeden de üstüne başına bir şeyler uydurulur, yeter ki çıplak dolaşmasın... Bir çocuk karnı doyup, üşümedikten sonra daha ne ister ki ? Babasından görür “iş kıyafeti”nin doğallığını !!! Hayattaki tek derdi bedeni ihtiyaçları olur... Yer, içer, ısınır, uyur, yatar, kalkar, ürerrr.... Hayatı sadece beden keyfinin derdiyle geçer... Ondan sonra da Allah çarpar korkusuyla gittiği camide hoca efendinin sakalından ve cahil bakışlarından “nefsine hakim olma”nın faziletlerini duyar... Anlayamaz tabii. Nefis nedir ?... İradeyle bedene hakim olmak nedir, diye anlatan yoktur ki... Duydukları beyin hücrelerinde yer bulamadığından diğer kulaktan çıkar gider... İnsan olduğundan habersiz aile içerisinde “üçün veya beşin birisi” olarak büyüyüp, insan olmanın niteliklerini tanımadan ve insanca yaşamanın zevkini tadamadan, hayvani keyifler peşinde telef olur gider, bu çocuklar. Onur nedir, şeref nedir, helal kazanç nedir, ahlak nedir, dürüstlük nedir, bir türlü öğrenemezler... İşte ben diyorum ki, çocuğu telef etmek, ziyan etmek, Allah’ın verdiği cana eziyet etmek en büyük hayvanlıktır... Bunu kavrayamayan bazıları da devleti yönettim sandığında artık kusmak istiyorum... Eyy halkım ! Yetmez mi aşağılandığınız ? Sizi insan yerine koymadıklarını, her dediklerinin arkasında kendi çıkarlarının söz konusu olduğunu, piyasadakilerin hepsinin aynı çanaktan yediklerini farketmiyor musunuz? Korkarım, aynı çanaktan bir parmak da biz ağzımıza çalalım, derdine düşüldü ? Devletimize, kanunlarımıza, tek sermayemiz olan KİŞİLİĞİMİZE sıkı sarılmalıyız... Onurumuz, şerefimiz ayaklar altına alınırsa, özgürlüğümüzü kaybedersek, ne din kalacak ne iman !!! Ciddi olarak, baktığım pencereden gördüklerimi sizlere anlatmakta zorlanıyorum. Hala bu “sayın” ları destekleyenleri de anlayamıyorum... ! Sevgilerimle... 12.3.2008 Dr. Haluk Namdar
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Yapmak Marifet mi ? isimli yazı, Haluk Namdar tarafından 12.03.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
3
İrak Savaşı Başlamadan Yazılmış Bir Makale
• Tolga Akpınar • Eleştiri Makaleleri • 26 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
29
Kasım
29
Kasım
27
Bizimle Başa Çıkamazsınız
• Rasim Canbolat • Eleştiri Makaleleri • 75 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Kasım
27
Kasım
17
Kasım
16
Kasım
11
Ekim
23
Ekim
13
Başımıza Gelenlerden Kim Sorumlu Dersiniz ?
• Haluk Namdar • Güncel Makaleler • 206 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Mart
6
Ağustos
16
Ağustos
29
Ağustos
24
Temmuz
29 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||