Yaratık 2Yaratık 2Metin Saatçi, üzgün üzgün başını sallıyordu. Yüzünde yine o garip gülümseme belirmişti."Serap deli gibi bağırıyordu. Ayhan`ı kucağına alıp sarsmak istedi. Ona engel oldum. Polisler olay yerinde değişiklik yapılmasını veya kurbana dokunulmasını pek sevmezler. Parmak izleri falan gibi şeyler yüzünden. Bunu çok iyi biliyorum." Doktor söze karıştı : "O sırada bunu yaratığın yaptığını biliyor muydunuz ?" Sesi sakindi. "Hayır. O zamanlar bunu bilmiyordum, ama bir şey görmüştüm. O an, bu gördüğüm şey benim için bir önem taşımıyordu, fakat yine de unutmadım." "Neydi bu gördüğünüz ?" "Dolabın kapısı açıktı. Fazla değil. Yalnızca küçük bir aralık. Dolabı kapatmış olduğumdan emindim. Orada, çöpleri koymak için kullandığımız plastik torbaları saklıyordum. Bir çocuk bunlarla oynarsa, yanlışlıkla başına geçirip, sonra kendisini kurtaramayıp boğulabilirdi. Bu tür olaylara çok rastlanmıştır. Bunu biliyor muydunuz ?" "Evet. Ondan sonra ne oldu ?" Saatçi omuzlarını kaldırdı. "Onu defnettik." Üzüntülü bir şekilde, üç küçük mezara toprak atmış ellerine bakıyordu. "Otopsi için doktor gelmedi mi ?" "Tabii ki geldi." Sesinde derin bir öfke vardı. "Aptalın tekiydi. Yanında bir çanta dolusu hap ve bir de steteskopu vardı. Apne teşhisi koydu. Yani, beynin göndermiş olduğu yetersiz uyarılar sonucu solunumda bir düzensizlik baş göstermiş. Ve bu çoğunlukla bebeklerde görülen bir durummuş. Hiç böylesine aptalca bir şey duymuş muydunuz ? Çocuk neredeyse üç yaşındaydı." "Apneye genellikle bir yaşlarındaki çocuklarda rastlanır." , dedi Doktor dikkatli bir sesle. "Fakat bu teşhis, beş yaşına kadar olan bazı çocuklar için de konmuştu." "Allah kahretsin !" Metin Saatçi öfkelenmişti. Doktor, sönmüş olan piposunu yeniden yakarken hastasını dinlemeye devam etti. "Cenaze töreninden bir ay sonra, Ayhan`ın odasına Sibel`i yatırdık. Serap ısrarlı bir şekilde karşı geliyordu, ama son söz bendeydi. Ne de olsa evin erkeği bendim. Benim dediğim olurdu. İleride buna pişman oldum. Tanrım ne kadar da çok isterdim çocukların bizim odada yatmalarını. Ama buna izin veremezdim. Çünkü onlara bu yaşlarda çok yüz verirseniz ileride onlardan zayıf karakterli, kişiliksiz insanlar yaratırsınız. Ben henüz küçük bir çocukken annem beni plaja götürürdü. Orada sesi kısılıncaya kadar bağırırdı : Tanrım! Köpek balıklarına karşı bile dikkatli olmak zorundaydım! Ve sonuçta ne oldu ? Denizi uzaktan gördüğümde midem bulanmaya başlıyor. Tamamıyla gerçeği söylüyorum. Denize gittiğimde mideme kramplar giriyor. Ayhan ölmeden önce, karım Marmaris`e gitmemizi ve biraz tatil yapmamızı teklif etmişti. Bu teklifi duyar duymaz fenalaşmıştım. Hayır! Çocukların üzerine fazla düşülmemeli. Onları ana kuzusu olarak ta yetiştirmemeli. Hayat devam ediyordu. Sibel Ayhan`ın odasında yatmak zorundaydı. Tabii ki Ayhan`ın yatağını atıp yerine yenisini aldık. Ne olur ne olmaz. Kızımın da bu hastalıktan ölmesini istemiyorduk. Belki bulaşıcıydı. Böylece bir yıl geçti. Bir akşam Sibel`i yatağına götürdüğümde çığlık atmaya ve sonra da hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı : diyordu. Şok olmuştum. Tıpkı Ayhan gibi davranıyordu. Bu yüzden onu o gece odamıza götürmek istedim." "Peki bunu yaptınız mı ?" "Hayır." Saatçi yine ellerine bakıyordu. Yüzü tuhaf bir şekilde kasılmalarla sarsılıyordu. " Serapa haksız olduğumu, onu dinlemem gerektiğini nasıl itiraf edebilirdim ? Güçlü olmak zorundaydım. Onun gibi zayıf olmamalıydım. Çünkü ben evin reisiydim. Sonunda bu düşüncemin de cezasını çekecektim." Metin Saatçi, sıkıntılı ve korkulu bir yüz ifadesiyle dolaba bakıyordu. Herhalde ipin ucunu kaçırmak üzereydi. Doktor bunu fark etti. "Açayım mı ?" "Hayır." , diye cevap verdi Saatçi. Nöbeti gelmiş bir deli gibi gülmeye başladı. Ürperti verici ve soğuk bir gülüştü bu. "Ayakkabılarınızı ve paltonuzu neden görmek isteyeyim ki ?" Kısa bir süre için sustu, sonra anlatmaya devam etti. "Yaratık kızımı da aldı." Alnını kaşımaya başladı. Bir şeyleri hatırlamaya çalışır gibi bir hali vardı. "Bir ay sonra. Ama daha önce bir şey oldu. Bir akşam, bir ses duydum. Sibel bağırmaya başladı. Hızla kapıyı açtım. Koridorun ışığı odayı hafifçe aydınlatıyordu. Kızım, yatağında oturmuş ağlıyordu. Dolabın orada bir nesne hareket ediyordu. Sanki etrafta kayıyor gibiydi." "Dolabın kapısı açık mıydı ?" "Evet, yalnızca küçük bir aralık." Metin Saatçi dudaklarını yaladı. Heyecandan kurumuşlardı. Olayı anlatırken, sanki o anı yeniden yaşıyor gibiydi. "Sibel hala öcü diye haykırıyordu. Başka bir şey daha söylüyordu : `yi andıran bir sözcük. Küçük çocuklar bazı kelimeleri yanlış söylerler. Serap, koşarak gelip ne olduğunu sordu. Çocuğun, dışarıdaki ağaçların, odanın tavanına vuran gölgelerinden korktuğunu söyledim." "Dolap ?" Doktorun sesi düşünceliydi. "Ne ?" "Dolap... Belki dolabı kastediyordu." "Belki. Belki de öyle demek istiyordu, ama inanmıyorum. Sanırım "Pençe" diyordu." Bakışları yine dolaba kaydı. Transa girmiş gibi bir hali vardı. "Pençeler ! Uzun pençeler." Sesi yalnızca bir fısıltıdan ibaretti. "Dolabın içerisine baktınız mı ?" "E ... evet." Ellerini göğsünün üzerinde o kadar sıkı kenetlemişti ki, kemikleri beyaz beyaz ortaya çıkmıştı. "İçinde bir şeyler var mıydı ? Gördünüz mü yara ..." "Ben hiçbir şey görmedim !" , diye bağırarak araya girdi Metin Saatçi. Ve kelimeler ağzından arka arkaya dökülmeye başladı. Sanki ruhunun derinliklerinden kara bir tıpa çekilip çıkartılmıştı. "Onu ölmek üzereyken buldum, biliyor muydunuz ? Siyahtı. Tamamıyla kapkara. Kendi dilinin boğazını tıkaması sonucu boğulmuştu. Tiyatroda zenci taklidi yapan biri gibi kapkara olmuştu ve bana bakıyordu. Gözleri patlamak istercesine büyümüş ve yuvalarından fırlamıştı. Dehşet verici bir görüntüydü bu. Canlı bilyeler gibi parlıyorlardı. Sanki : , diyordu bu gözler." Metin Saatçi sustu. Büyük ve tek bir gözyaşı yanağından aşağı süzüldü. "Beynine kramp girmişti." , diye devam etti. "Bazen çocuklarda olur. Beyinden yanlış uyarılar gelir. Otopsi raporunda, aşırı duygu yüklenmesi sonucu beyini etkileyen bu kramplar yüzünden yanlış sinyaller gönderilmiş ve çocuğun dili ters dönerek soluk borusunu tıkamış diyorlardı Eve tek başına dönmek zorunda kaldım. Çünkü Serapa sakinleştirici vermişlerdi. Hastanede kaldı. Zavallı. Tamamen yıkılmıştı. Şunu biliyordum ki, bir çocuğun beynine durduk yere kramp girmez. Ama onu o kadar çok korkutabilirsiniz ki, beyin fonksiyonlarında bir aksama meydana gelir ve beyin tutukluk yapar. Sibel çok korkmuştu. Korkudan ölmüştü. Bu yüzden eve dönmek zorundaydım. Yaratığın yanına."
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Yaratık 2 isimli yazı, Güngör Demir tarafından 12.08.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Kasım
27
Kasım
17
Kasım
16
Kasım
9
Ağustos
12
Ağustos
12
Ağustos
12
Ağustos
12
Temmuz
24
Temmuz
22
Temmuz
16
Temmuz
24
Ağustos
12
Temmuz
17 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||